ESMAÜL HÜSNA EL-MUTEKEBBİR C.C

El-Mutekebbir (c.c.)

(Her şeyde ve her hâdisede büyüklüğünü gösteren.)
    Büyüklük ve ululuk, ancak Allah’a mahsustur, varlığı ile yokluğu Allah’ın bir tek emrine ve irâdesine bağlı bulunan kâinattan hiçbir şey bu sıfatı takınamaz. Yaradılmışlar içinde ilk defa kendini büyük gören İblis olmuştur. İblis’in izince giden, İblis tabiatlı insanlar da vardır ki, muvakkat bir zaman için Allah’ın kendisine âriyet olarak ihsan ettiği varlık, zekâ, bilgi, servet veya mevkii kendinin sanır da kibirlenir, varlık satar. Vah vah! Ne çirkin şey! Ah zavallı! Sen kendine ne kadar kıymet vermişsin. Halbuki kendi önünü, sonunu düşünen bir insan kibir yapamaz..
    Sen de önünü sonunu şöyle bir düşün..
    Önün, idrar yolundan gelmiş bir damla murdar su; sonun da, iğrenç bir gövde. Seni sevenler, senin için can, baş fedâ edenler bile bu gövdeye tahammül edemezler ve hemen toprağa atarlar. Sonra hayatının her lâhzasında yemeğe, içmeğe, teneffüs etmeye, uykuya, istirahate ve daha başka bir çok şeylere ihtiyacın var. Allah, senin muhtaç olduğun bu şeyleri kesiverse, bunları kimden dileneceksin? Ve sen bunları dilenebilecek vaziyette iken, sana büyük görünmek aslâ yaraşmıyor, seni gülünç bir vaziyete düşürüyor.
           
ESKİ İNSANLARIN DİLLERİ ÜSTÜNE YOLLAR YAPILDI:
    Geçmiş insanlar arasında da büyüklük taslayanlar vardı. Şimdi onlar ne halde Bugün onların dilleri üstüne yollar yapılmış olduğunda şüphe yoktur. Düşünecek olursak ayaklarımızın altında çiğnediğimiz topraklar, çok eski devirlerde yaşamış insanlardır. Meselâ: Bu topraklar vaktiyle kolu bükülmeyen pehlivanların pazusu, yâhut bir gülümsemesine binlerce kurban verilen dilberlerin yanağı, yâhut yüzlerine bakılmağa cesaret edilemeyen taçlı hükümdarların azametle sallanan başlarıdır..
           
BU İSM-İ ŞERÎF HÜKMÜNCE KUL İÇİN GEREKEN ŞEY:
    İnsan çalışıp çabalamalı. Büyük bir adam olmalı, fakat hiç bir zaman büyük görünmemeli. Kendini bilen büyüklenmez. Büyüklük ancak Allah’ın şânıdır. O’nun sıfatını mahlûk takınamaz, haddini aşmış olur. Böylelerinin cezâsı da çetin olur. Bu hikmetten ötürü kibrin hasmı Allah’tır. Kibirlenenleri hor ve hakir, rezil ve rüsvay bir hale indirir. Haddini gözebir şey ilâve olunmamıştır ve yarattığından dolayı da kudretinden bir zerre eksilmiş değildir. Allah’ın varlığı, ekmel bir varlık olduğundan, kendisinde tamamlanmasını beklediği her hangi bir eksiklik bulunması imkânsızdır. Her yaptığı işte, her verdiği emirde ancak yaratılmışlar için menfaatlar, düşünenleri hayran eden hikmetler vardır.
           
İNSANLARA GEREKEN ŞEY:
    Bu menfaatları bulup onlarla faydalanmak ve bu hikmetleri sezip onlarla ruhlarını ferahlandırmaktır.
           
KULA GEREKEN ŞEY:
    Hilkatin bu kânununu örnek tutarak kendisine bağışlanan kuvvetleri yerli yerinde ve yaradılış i’tibâriyle vazifesine uygun olarak kullanmak, bunun hilâfına hareketten sakınmak-? tır. Meselâ: Allah’ı bilmek için verilen akıl ve fikri, O’nu inkâr yolunda kullanmak tamamiyle çarpık ve ters bir muâmeledir. Umumî âhenge aykırı bir yoldur.

Ali Osman Tatlısu

ESMA’ÜL HÜSNA EL-CEBBAR.C.C.

El-Cebbâr (c.c.)

(Kırılanları onaran, eksikleri tamamlayan, dilediğini zorla yaptırmağa muktedir olan.)
    İsm-i şerîf cebir maddesindendir. Cebir, kırık kemiği sarıp bitiştirmek, eksiği bütünlemek ma’nâsına geldiği gibi, icbar etmek, yâni zorla iş gördürmek ma’nâsına da gelir.
    Allahu teâlâ Câbirdir, Cebbârdır, kırılanları onarır, eksikleri tamamlar, her türlü perişanlıkları düzeltir, yoluna kor. Bu ma’nâdan olmak üzere Hazret-i Ali’nin (radiyallâhu anh) münâcâtında: Ey her kırığı kaynaştırıp birleştiren ve her zorluğu kolaylaştıran ma’nâsına:
    “Yâ Câbire külli kesîrin ve yâ müsehhile külli asîr” kelimâtı gelmiştir. İkinci ma’nâya göre Allahu teâlâ Cebbârdır, ceberut sâhibidir. Kâinâtın her noktasında ve her şey üzerinde dilediğini dilediği gibi yaptırmağa muktedirdir. Hüküm ve irâdesine karşı gelinmek ihtimâli yoktur.
    Her şey üzerinde Allahu teâlâ’nın cebbâriyeti hâkimdir. Önünden sonuna kadar yaratacağı bütün mahlûkat, bunların cinsleri, nevi’leri, sınırları ve her sınıf efradının varlığa çıkış sırası, varlığı, müddeti ve bu müddet içinde görüp geçireceği bütün ahval, bütün safahat üzerinde Allah’ın cebbâriyeti, emir ve irâdesi hâkimdir. Her mahlûkun hayat şartları ve bu âlemde göreceği iş, yapacağı vazife Allahu teâlâ tarafından tâyin edilmiş, sınırları çizilmiştir. Her mahlûk ister istemez bu sınırlar içinde yürümek ve bu vazifeleri yapmak mecburiyetindedir. Meselâ: Arz “Ben artık dönemiyeceğim”, güneş, “Ben artık doğamıyacağım” diyemez. İlk kumanda ile başlamış olan bu muttarit devran son kumandaya kadar devam edip gidecektir.
    Allah teâlâ yalnız teşrîî hükümlerinde insanları serbest bırakmıştır. Allahu teâlâ’nın teşrîî yâni insanları vazifelendiren dinî bir takım hükümleri ve emirleri vardır ki, bunların üstünde cebbâriyetini kaldırmış ve bu emirlerin yapılıp yapılmaması ve bu hükümlerin yerine getirilip getirilmemesi hususunda insanları mecbûrî değil, muhayyer bırakmıştır. Bir insan isterse dîne uyar dindar olur; dînin hükümlerine göre yaşar; isterse dînsiz ve îmânsız olur. Tamâmen serbesttir. Gerçi Allahu teâlâ insanları, kendini bilsinler ve kendine kulluk etsinler diye yaratmıştır; fakat bu teklifi icbar yolu ile değil, ihtiyar yolu ile yapmış ve tamamen kendi arzularına bırakmıştır. Eğer Allah, diğer hususlarda olduğu gibi bu hususta da cebretmiş olsaydı, insanlar içinde Allâh’tan başkasına ibâdet eden bir fert bulunmazdı. Halbuki Allah’ın insanlara ve ibâdetlerine ihtiyâcı yoktur. Ulu Tanrı kendisine intisap ve kulluk şerefini, kullarının isteklerine bağlamıştır. İsteyen Allah’a kul olur, rızâsını bulur. İsteyen hevâ ve hevesine köle olur, kahr görür ve bu takdirde kendinden başka kimseye bir şey demeğe hakkı olmaz.
            İSM-İ ŞERÎF HÜKMÜNCE KUL İÇİN GEREKEN ŞEY:
    Kırılan ümitlerin canlanması, şaşırtıcı perişanlıkların iyi bir hâle ve yola konması için biricik mercî Allahu teâlâ olduğunu bilerek yanlış kapıya müracaat etmemek… Bu hususta Allah’ın yarattığı sebeplere tutunmağı kâfi görüp gayr-i meşrû olarak yüz suyu dökmemek…
    Bir de Allah’a âsi vaziyette olanlar, Allah’ın azap ve ukûbeti kendilerine gelip kuşatmadan derhal Onun afv ve mağfiretine, rahmet ve re’fetine sığınmalıdır. Çünkü vakti gelince ukûbet onları ister istemez saracaktır. Sonra bunu önliyecek bir kuvvet ve ondan saklıyacak bir sığınak da bulamayacaklardır.
    Allah’ın intikamına karşı tek çâre: O intikam gelip çatmadan yine Allah’a sığınmaktır..

Ali Osman Tatlısu

İşte seçkin Sevgililer Günü mesajları:

İşte seçkin Sevgililer Günü mesajları:
14 ŞUBAT 2012

 • Sana doğru bir kelebek uçurdum, dağları denizleri aştı seni buldu, yanağınaufacık bir öpücük kondurdu. Hissettin mi? Sevgililer günün kutlu olsun!

• Doğan her günün sabahında içimde gözlerini görebilmek aşkı olmasa, inan hiçbir şeye değmezdi yaşamak. Sevgililer günün kutlu olsun!

• Bir yudum sevgi koskoca bir okyanusa bedeldir. Şimdi uzaklarda senin bir yudum sevgine hasretim sevgilim. Seni hasretimi tüketircesine kucaklıyorum.

• Sana yıldızlar kadar yakın olmak isterdim her baktığında beni görebilmen için, sana bulutlar kadar yakın olmak isterdim üzüldüğünde gözyaşlarını yağmur olup silebilmek için, sana sen kadar yakın olmak isterdim ki beni, seni sevdiğim kadar sevebilmen için. Sevgililer günün kutlu olsun biriciğim.

• Seni denizdeki kumlar, gökteki yıldızlar, ormandaki ağaçlar, dünyadaki insanlar, okyanustaki sular ve güneşin ışıklarından daha çok seviyorum.

• Sen çöllerde serap gibisin, engin denizlerde yakamoz gibisin, ışığım sensin, güneşim sensin… Bil ki çok özlendin… Sevgililer günün kutlu olsun!

• Sevgililer öpüşürken neden gözlerini kapatır bilir misin? Çünkü gözleriyle değil de kalpleriyle görmek isterler. Yani hissetmek isterler. Ben de seni ruhumun derinliklerinde hissediyorum sevgilim çünkü seni çok seviyorum. Sevgililer günümüz kutlu olsun!

• Maviler giyer bulut olurum, yeşiller giyer bahar olurum, bakarsın bir gün beyazlar giyer senin olurum. Sevgililer günün kutlu olsun.

• Bulutlara yükledim hasretimi, rüzgarlarla yolladım sevgimi, yağmurlar yağdırdım gözyaşlarımla küçük melekler gönderdim seni öpmeye! Sevgililer günün kutlu olsun!

• Bir kuş olup gitsem, aşsam şu enginleri, varsam senin yanına. Öpsem doyasıya, koklasam seni, en büyük hediye odur bana.

• Hani en güzel aşklar imkansız gelir ya insana, imkansız olduğun için aşığımsana!.. Sevgililer Günnü kutlu olsun birtanem, seni çok seviyorum.

• Gece bir başka giyer siyahını, yıldızlar daha bir sönük olur ve hayat daha bir kahpe oynar oyununu sen yanımda yoksan eğer. Beyaz bir güvercin yolluyorum sana; kanatlarında mutluluk, yüreğinde sevgi ve sadakat, karbeyaz tüylerinde umut ve gagasında iyi geceler öpücüğü, uzat yanağını…

• Kimsin sen? Yaşamak isteyip de yaşayamadığım umutlarım, farkında olmadan yıllardır beklediğim mi? Kimsin sen? Sen benim sevgilimsin, sevdiğimi söyleyebildiğim.

SEVGİLİLER GÜNÜ MESAJLARI
14 ŞUBAT 2012
♥ Seni tahmin edeceğin kadar değil, tahammül edemeyeceğin kadar çok seviyorum. Sana “Sevgilim!” diyebildiğim için kendimi çok şanslı görüyorum.

  ♥ Gözlerin gözlerimde, ellerin ellerimde, aşkın içimde ve ruhun bedenimde olduğu sürece seni sevmeye devam edeceğim. Sevgililer günün kutlu olsun!

  ♥ Biliyorsun her gökkuşağının bittiği yerde bir hazine saklanırmış. Eskiler böyle der. Gökuşağını takip ettim geçenlerde sende bitti… En değerli hazinemsin benim, canımsın. Sevgililer günümüz kutlu olsun.

  ♥ Kuyruklu yıldızlar vardır, dünyaya yetmiş yılda bir gelirler. İnsanlar onu hayatı boyunca belki bir kez görürler. Ben o yıldızı gördüm, o da sensin birtanem.

  ♥ Ayrılık küçük sevgileri öldürür ama büyük sevgileri güçlendirir. Tıpkı rüzgarın mumu söndürüp yangını güçlendirdiği gibi… Bizim de sevgimiz hep yaşayacak ve daha da güçlenecek sevgilim. Nice sevgililer günlerinde birlikte olmak dileğiyle…

  ♥ Sen dünyaya sürgün bir meleksin ve ben seni o kadar çok seveceğim ki bir daha cennetine geri dönmek istemeyeceksin… Sevgililer günün kutlu olsun!

  ♥ @–)–) sana dijital bir gül yolluyorum, çünkü uzaklarda elimden ancak bu kadarı geliyor. Ama bil ki gerçeğini, gözlerinin içine bakarak vermek isterdim. Ve seni sevdiğimi fısıldamak.. Sevgililer günümüz kutlu olsun! Seni denizdeki kumlar, gökteki yıldızlar kadar çok seviyorum.

ESMA’ÜL HÜSNA EL-AZİZ C.C.

El-Aziz (c.c.)

(Mağlûb edilmesi mümkün olamayan gâlip.)
    Bu ism-i şerîf, kuvvet ve galebe sahibi olmak manâsına izzet’dendir. Allahu teâlâ mutlak sûrette kuvvet ve galebe sâhibidir. Emir ve irâdesine karşı bütün bu kâinâtın hiç hükmü yoktur. O, murâdına karşı aslâ mağlûb edilmez.İsterse bir sâniyenin binde biri kadar kısa bir zamanda bu muazzam varlık hemen sönüverir.
    İzzet sıfatı Kur’ân’da bir çok yerlerde azap âyetleri yerinde gelmiştir. Fakat bu ism-i şerîfin yine bir çok defa Hakîm ism-i şerifi ile birleştiği görülür. Bunun ma’nâsı, Allahu teâlâ’nın kudreti gâliptir; fakat hikmeti ile kötülerin cezâsını te’hîr eder, kötülük edip durmakta olan insanları cezâlandırmakta isti’câl etmez demektir.
    Hani aramızda bâzı büyük adamlar vardır ki, kuvvetlerini gösterirler de kullanmazlar. Böyle adamların bu hâli bu ism-i şerîfin mazhandır. Onlar, Allah’ın bu ahlâkından nasîb almış insanlardır. Allahu teâlâ’nın İzzet ve İntikam sıfatlarının birleştiği azdır, yoksa insanların dünya yüzünde ettiklerine göre eğer Cenâb-ı Hak, Hikmeti ile İzzetinin tecellîsini geri bırakmamış olsa çoktan her şey alt üst olurdu.
            BU TEFSîRE GÖRE KULA GEREKEN ŞEY:
    Bütün heveslerine hâkim ve gâlip olmağa çalışmak, isteklerini, arzularını temiz, dürüst ve helâl yollardan te’min etmesini bilmek, her işinde, her sözünde akıl ve basiretin icap ettirdiği hudûdu aşmamağa gayret etmektir.

Ali Osman Tatlısu

ESMA’ÜL-HÜSNA El-Müheymin (c.c.)

El-Müheymin (c.c.)

(Gözetici ve koruyucu)
    Allahu teâlâ Müheymin’dir. Rabbü’l-âlemîndir. Bütün varlığı görüp gözeten, yetiştirip varacağı noktaya ulaştıran ancak O’dur. Hiç bir zerre, hiç bir lâhza O’nun bu lûtuf ve âtfetinden boş değildir.
    Bu ism-i şerîf, Mü’temenün aleyh diye de tefsir edilmiştir. Kendisine emniyet olunan demektir. Meselâ, buyruk tutup güzel işler yapan kullarının yaptıkları iyi işlerden hiç birini saklamaz, inkâr etmez, istihkak kazandıkları sevaptan bir zerresini eksiltmez. Yâhut kulları iyilik yapmakta birbiriyle yarış edercesine faaliyet gösterseler.. “Artık yeter, ben bunların karşılığını veremem” demez, bilâkis onların güzel işler yapmakta birbirlerini geçmeye çalışmalarından hoşnut olur, vaad ettiği sevâbı kat kat artırır. Buyruk tanımıyan âsilerin de cür’et ettikleri kötü işleri bir zerre arttırmaz, ne yapmışlarsa odur. Görecekleri cezâ da santimi santimine odur. İstihkaklarından bir zerre fazla cezâ vermez.
            KULA GEREKEN ŞEY:
    İşlerini ve huylarını, yâni yapıp ettiklerini gözetmekte mümkün olduğu kadar uyanık davranmak ve bu hallerde eğriliğe kaymaktan kendini korumaktır.
Ali Osman Tatlısu

ESMA’ÜL HÜSNA EL-MU’MİN C.C.

El-Mu’min (c.c.)

(Gönüllerde îmân ışığı uyandıran, kendine sığınanlara aman verip onları koruyan, rahatlandıran.)
    Allahu teâlâ, kalplere îmân bağışlıyarak, oralardan sekleri, tereddütleri kaldırmıştır. Kendine sığınanlara aman verip korumuş, emniyetle rahatlandırmıştır. Bunların hiçbirini Allah’dan başka yapacak yoktur.Îmân Allah’ın en büyük ni’metlerinden biridir. Eğer Allah bir kuluna îmân nâsip etmemişse, onu hiç kimse îmâna getiremez, binaenaleyh îmân sâhibi bir kul dâima:
     El-Hamdü li’lilâhi alâ dîni’l-lslâmi ve alâ tevfikı’I îmâni ve alâ hidâyeti’r-Rahmân” diye bu büyük bahşişten dolayı Allahu teâlâ’ya hamd-ü senâ etmelidir. Kendisinin îmân sâhibi olmasına sebep olanlara da saygı gösterilmesi, iyilik bilirlik olması i’tibariyle Allah’ın sevdiği bir harekettir.
    Allahu teâlâ’nın ni’metlerinden biri de emniyet’dir. insan, malı, canı, ırz ve nâmusu için her saat korku ve endişe içinde kalsaydı, bu ne büyük azap olurdu. Yüreklerimizde böyle bir korku taşımıyor, bilâkis rahatlık ve iç ferahlığı içinde yaşıyorsak, bunun EI-Mü’min ism-i şerifinin tecelliyâtından olduğuna şüphe yoktur. Binâenaleyh emniyet ve âsayişin te’mini için çalışan her şahıs ve bu uğurda kullanılacak her çeşit silâh ve âlât, hep bu ism-i şerifin mazhandır. Yâni aynasıdır, sebepleri ve vâsıtalarıdır.
    Bir de insanın dâima kötülüğüne ve zararına çalışan ve hiç bir zaman onun mes’ut olduğunu istemeyen düşmanlar vardır. Bunların içinde en azılısı ve en merhametsizi ve kendisiyle savaşmak en güç olanı şeytandır. Haydutlar, zâlimler, iftiracılar, hasetçiler ondan sonra gelir. Bir insan, şöyle söz alışkanlığı neticesi değil de, idrak ve şuurla “Bütün bunların şerrinden Allah’a sığındım” dediği zaman, Allah onu reddetmez. Çünkü Allah’ın isimlerinden biri de el-mü’min’dir ve bunun bir ma’nâsı da, kendine ilticâ edenlere aman vermesi, onları hususî himâyesine almasıdır. Şerlilerin şerrinden dâimâ Allah’a sığınırız.
            KULA GEREKEN ŞEY:
    Etrafındakilerin emniyetini kazanmak ve îmânını bütünleştirmeye çalışmaktır. Dünya ve âhiret selâmet ve saâdetinin biricik âmili olan îmânın bütünlüğü hakkında şu satırları yazmadan geçemedik:
            ÎMÂNIN BÜTÜNLÜĞÜ:
    Bir şeye inanmanın üç mertebesi vardır. Bu mertebelerin üçü ile birden îmânı benimsemek, onun bütünlüğünü ve parlaklığını gösterir. Bu mertebeler şunlardır:
    1 – Kalb ile tasdik: peygamberimiz Efendimiz’in (salla’llâhu aleyhi ve sellem) Allah tarafından getirip haber verdiği şeylerin doğruluğunu gönlünden kat’î sûrette teslim etmek.
    2 – Dil ile tasdik: Gönlünden doğruluğuna inandığı bir şeyi başkalarına karşı, evet Peygamberimiz Efendimiz’in Allah tarafından getirip haber verdiği şeylerin hepsi de gerçektir ve ben buna sûret-i kat’iyede inanmış bulunuyorum diye söylemektir.
    3 – İş ile tasdik: İnandığı şeyin icâbına göre yürümektir.
    Farzları yapmak, haramlardan sakınmak gibi.
    Kalb ile tasdik esastır. Hiç bir surette bırakılamaz. Allah saklasın, gönüllerden bu tasdik gidince küfür tahakkuk eder ve o zaman dil ile, iş ile yapılan tasdik de para etmez. Kalbten tasdiki olmadığı halde sâde dili ile tasdik edene münâfık, sâdece işi ile tasdik edene mürâi denir. Dil ile tasdik, dilsizlik veya cebir ve tazyik karşısında kalmak gibi mâzeretle söylenmeyip bırakılabilir. Kalbde esas bâki kaldıkça küfür olmaz. Ancak ortada hiç bir mâni yokken tasdik ve îmânını yalnız kalbinde saklayıp da kimseye bildirmemek, insanlar nazarında kendisinin îmânsız bir şahıs telâkkî edilmesine sebep olur. Üçüncüsü, yâni giderini inancına uydurmak, îmândan beklenen semereler ve neticelerdir. Maddî bir temsille bunun izâhı: Îmân bir meyva ağacına benzer. Kalb ile tasdik, bu ağacın toprak altındaki kökleridir. Dil ile tasdik, ağacın gövdesidir. İş ile tasdik de, dalları, yaprakları, çiçekleri ve meyvalarıdır. Yerin altında kuvvetli kökleri bulunmayan bir ağaç sahtedir, meyva yapmaz. Kısa bir zamanda kurur ve çürür. Münâfıklarla mürâîlerin taşıdıkları îmânın kıymeti budur. Ağaçtan maksat, meyvası olduğu gibi, imandan maksat da dürüst i’tikat, temiz kalb, güzel iş, yüksek ahlâktır.
Ali Osman Tatlısu

ESMA’ÜL HÜSNA ES-SELAM C.C.

Es-Selâm (c.c.)

(Her çeşit ârıza ve hâdiselerden sâlim kalan, -her türlü tehlikelerden kullarını selâmete çıkaran- Cennet’deki bahtiyar kullarına selâm eden.)
    İsm-i şerîf mastardır. Dertten, belâdan, ayıbtan, kusurdan berî olmak ma’nâsınadır. Esas i’tibâriyle mastarlardan isim olmaz. Fakat mübalâğa ma’nâsı gözetilerek mastarlardan isim yapıldığı vardır. Şu halde ma’nâ: Her türlü noksandan, ayıptan, âfât ve belâlardan son derece sâlim ve münezzeh bulunan demek olur. Bu ifâdeye göre bu ism-i şerîf de El-Kuddûs ism-i şerifine yakın bir ma’nâ bildirmekte ise de, bu daha ziyade istikbâle âittir.
    Yâni Allahu teâlâ’nın gerek zâtı, gerek sıfatı ileride en ufak bir tagayyüre, bir değişikliğe uğramaktan münezzehtir. O, ezelde nasılsa, ebedde de öyledir. O, asla yok olmaz, ilmi gevşemez, kudreti kesilmez, mülkü elinden çıkmaz…
    Bu sıfat da ancak Allahu teâlâ’yâ mahsustur. Ondan başka sâlim kalacak yoktur. Mahlûk varken yok olur, sultanken kul olur, bilirken câhil, muktedirken hiç olur. Hiç bir varlığa inanılmaz, hiç kimseye güvenilmez; bir anda hepsi yalan oluverir.
            BU MA’NAYA GÖRE KUL İÇİN GEREKEN ŞEY
    Her işinde fânilere değil, yalnız Allahu teâlâ’ya dayanıp güvenmektir. Çünkü yıkılmayacak ve her türlü âfat ve belâdan sâlim kalacak olan yalnız O’dur. Fânilere bağlananlar hayal sükûtuna uğrayarak sonunda ağlayanlardır. “Ağaca dayanma kurur, insana güvenme ölür” diyen dedelerimiz bu hakikati ne güzel ifâde etmişlerdir.
            İSM-İ ŞERİFİN BAŞKA BİR MA’NÂSI:
    Es-Selâm ism-i şerîfi, gerek dünyâda, gerek âhirette, tehlike içine düşen kullarını, isterse selâmete çıkaran diye de tefsir edilmiştir. Öyle ya, her türlü selâmetin sâhibi ancak O olduğu gibi, istediğini selâmete erdirecek olan da ancak O’dur.
            BU MANÂYA GÖRE KULA GEREKEN ŞEY:
    Selâmeti yalnız O’ndan bilmek ve yalnız O’na teşekkür etmektir. Allahu teâlâ her türlü tehlikenin selâmet yollarını ve sebeplerini yaratmıştır, tanzim ve tertip etmiştir. Fakat bu sebepler nihâyet bir halâs vâsıtasıdır. Şu halde tehlikeden selâmete çıkanın, vâsıtaya değil, o vâsıtayı yaratıp sevkedene teşekkür etmesi icâbeder. Gerçi vâsıtaya da teşekkür edilir ama, Allah’a ortak gibi değil, iyi bir işe vâsıta olduğu için. Söz temsili, Allah’ın yaradıp kuluna ilham ettiği selâmet sebepleri, denize düşüp de dalgalar arasında bocalayan bir zavallıya atılan (tahlisiye simidine) benzer. O simidi tutarak selâmete çıkan felâketzedeye bu selâmeti veren simit midir, yoksa o simidi ona atan mıdır?
            FELÂKET VE BUHRANLI DAKİKALARDA DİN VE ÎMÂN KUVVETİ:
    Hayatta bâzan öyle hâdiseler olur ki, bu hâdiseler karşısında insan, müthiş bir fırtınaya tutulmuş vapur gibi, ıztırap dalgaları arasında çalkalanır durur. Vapurun kaptanı olduğu gibi, vücûdun kaptanı da akıl ve ilimdir. Fakat onu destekliyecek olan kuvvet de îmandır. Îman muvâzene temin eder. Muvâzene de selâmete çıkaracak bir sebep olur. İman yoksa muvâzene de yok.. Muvâzene olmayınca selâmete çıkar bir yol da yok demektir.
    Faraza denizin ortasında azgın dalgalar arasında teknesi battı, batıyor vaziyetine düşen kaptanın orada biricik dayanıp güveneceği kuvvet, kalbindeki Allahu teâlâ’ya olan îmânıdır. O bilir ki, her türlü selâmetin biricik sâhibi, yaradanı, bağışlıyanı yalnız Allah’tır ve inanmıştır ki, Allahu teâlâ merhametlidir, kudretlidir, bütün işleri hikmetlidir. Artık o, Allah’ın hükmüne ve kendi hakkındaki emr-ü fermanına razıdır. Allah’ın yardımından ve merhametinden aslâ ümidini kesmez. Kalbinin bir tarafında korku varsa, öte tarafında da ümit bulunur. Korku ile ümitten meydana gelen muvâzene içinde yeise kapılmaz, izini şaşırmaz, ma’nâsız telâşlarla vahâmeti arttırmaz. Bilâkis soğuk kanlılığını muhafaza eder, vaziyete göre tedbir alır, kumanda verir, ondan ötesini Allah’a bırakır. Onun yaradıp sevkedeceği fırsatları gözetir ve her fırsattan sükûnetle faydalanarak, böylece selâmet sâhiline çıkar. Fakat bu inancı ve bu kuvveti bulamayan kalblerde yalnız korku hâkimdir. Müthiş bir yeis, bütün kalbi kaplamıştır. Orada hiç bir ışık, hiç bir ümit yoktur. İşte bu yeis hâli, daha büyük felâketlere yol açabilir. Her zaman görüp ve işidip duruyoruz ki, muvâzenesini kaybederek kendisini fazla yeis ve ıztıraba kaptıranlarda hemen barut gibi ateş almak, olura olmaza hiddetlenmek, düşünmeden her şeye saldırmak gibi gayri tabiî ve mazarratlı haller görülür. Onun için kalpleri perişan, fikirleri kararsızdır. Çâredir diye asılsız şeyler araştırır, tedbirdir diye yanlış şeylere baş vurur. Halbuki böyle yapmak zâten mevcut olan mazarrata daha başka mazarratlar eklemekten, durumu bütün bütün kötüleştirmekten başka bir şeye yaramaz. Bu cihetten bu gibi hallerde muvâzeneli bulunmak Allah’ın büyük ni’metidir. Çünkü muvâzenesizliğin neticesi – Allah’a sığındık – ya intihar…. ya tecennün.. İşte bu da bu sûrette helâk girdaplarına batar gider. Şâyet kurtulmaları mukadder değilse, imânlısı da, imânsızı da dalgalar veya ıztıraplı hâdiseler arasında boğulur gider. Bunlar, görünüşe göre hayatlarının sonucu i’tibariyle birleşmiş gibi olsalar da, ölümden sonra görecekleri muamele ayrıdır.
    Allahu teâlâ buyurmuştur ki: “Kullarımdan bir kuluma bedeni, yâhut malı, yâhut evlâdı yüzünden bir musibet verirsem, o da bunu sabr-ı cemil ile karşılarsa, kıyamet günü kendisi için mizan kurmaktan yâhut defter-i a’mâlini açmaktan hayâ ederim.” (Bir hadîs-i kutsî meâli.)
    İşte îmân sâhibi, sabr-ı cemîli sebebiyle Hak’kın o büyük mükâfâtına erecektir.
    Sabr-ı cemîl ne demektir? İnsanın mukadderatı içinde hoşuna giden hâdiseler olduğu gibi, hoşlanmadığı hâdiselerde olur. Bunların hepsi de Allah’ın hükmü, emr-ü fermanı neticesidir. Hoşlanmadığı hâdiseleri de hoşuna giden hâdiseler gibi karşılayabilmek sabr-ı cemîldir. Bunun izâhı, öfkelenmemek, yeise dalmamak, önüne gelene hâlinden şikâyet etmemek, hele ağzından Allah’ın hükmüne i’tiraz yollu bir söz kaçırmamaktır. İşte tam bir olgunluk nişâneleri…
    Sevgili okuyucu! Her zaman için ve bilhassa hayâtın korkunç safhalarında din ve îmân kadar kalbe metânet veren bir kuvvet yoktur.
    İflâs haline gelmiş nâmuslu bir tüccar, ıssız ve tehlikeli çöllerde kalmış veya dağlarda yolunu, izini kaybetmiş bir yolcu ve daha bunlara benzer hallerde hep ayni hâlet-i rûhiye ve aynı âkıbet.
        YİNE BU İSM-İ ŞERİFİN TEFSİRİ OLMAK ÜZERE: Cennetteki bahtiyar kullarına selâm eden.. denmiştir. Yâ-sîn Sûresinde
Selâmün kavlen min Rabbi’r-Rahîm” buyurulmuştur. Meâl-i Şerifi: Ehl-i cennete, Rahîm olan Rab’dan doğrudan doğruya söylenme bir selâm da vardır. Bu âyetteki Er Rahîm ism-i şerifi, sonunda mü’minleri rahmetiyle muratlarına erdirecek demek ma’nâsınadır.
    Bu günahkâr kullarını da cemâlini gören, selâmını duyan o bahtiyarlar sırasına katıver; ey lûtuf ve kerem sâhibi Allah’ım!

Ali Osman Tatlısu

ESMA’ÜL-HÜSNA EL-KUDDÜS C.C.

El-Kuddûs (c.c.)

(Hatâdan, gafletten, acizden ve her türlü eksiklikten çok uzak, pek temiz.)
    Allahu teâlâ mahlûkâta benzemekten münezzehtir. Allah yaradılmışların zâtlarından, hallerinden, vasıflarından hiç birine benzemez. Meselâ cisimlerin, zâhirî hislerimizle bilebildiğimiz lezzet, renk, koku, soğukluk, sıcaklık, sertlik yumuşaklık… gibi bütün hallerinden; dert, tasa, sevinç, korku, hüzün, ızdırap, infial, tagayyür gibi nefsânî keyfiyetlerinden veya her hangi bir şekilden, sûretten, miktardan, zamandan, mekândan, tertipten, tecezziden, tenâhîden ve bunlar gibi diğer bütün mahlûkatın şânından olan her hangi bir hal ve vasıftan, bir şeye benzemekten çok yüksek, çok uzaktır.
    Bu ism-i şerif, temiz ve pâk olmak ma’nâsına Kuds mastarından mübâlâğa sîgasıdır. Her türlü ayıptan, kirden, pastan, lekeden, eksiklikten son derece temiz demektir. Ülûhiyyete mahsus sıfatlardan Muhalefetini li’I-havâdis sıfatına râci’dir.
    İnsan oğlunda bulunan iki türlü sıfat: İnsan oğlunda bir takım haller ve sıfatlar vardır ki, onlar yüzünden sevilir, hürmet edilir. Yine bir takım haller ve sıfatlar da vardır ki, o yüzden yerilir, nefret edilir. Meselâ halleri ve sıfatları kusurlu ve ayıplı olan, bilgisiz ve âciz insan sevilmez, herkes onlardan uzak kalmak ister. Bâzı insanlar da yaradılışı i’tibâriyle güzeldir, sözü sohbeti bellidir, bir şeyler bilir, bir şeyler yapar. Evvelkilere nâkıs insanlar, ikincilere mükemmel insanlar denirse de, insanların da yine bir çok eksik tarafları bulunur. Mahlûkun kusursuzluğu izâfîdir.
    Mahlûkat içinde her türlü ayıplardan, kusurlardan tam ve mutlak surette tertemiz bir varlık sâhibi bulunması imkânsızdır. Mahlûkun kusursuzluğu, kendi aralarında ve birbirlerine nisbetle izâfî ve mahduttur; bu i’tibarla en kıymetli insanlar hiç noksanı bulunmayan değil, pek az noksanı olandır. Böyle insanların fazileti, kemâli daha çok olur ve bunlar, mensup oldukları âileler, memleketler, milletler ve hattâ bazan bütün insanlar için iftihar kaynağı olurlar.
    Allahu teâlâ, insanlardaki kemâl sıfatlarından da mukaddestir. İnsanlarda bulunup da nefret ve istikrah edilen sıfatlardan başka, insanların birbirlerine karşı üstünlüğünü ve kıymetini ifâde eden ve insanlar tarafından kemâl sıfatlar diye adlandırılan sıfatlardan da Allahu teâlâ münezzehtir. Gerçi bu sıfatların kemâl sıfatlar diye adlandırılması, insanların kendi aralarında ve kendi hallerine göre doğru olabilirse de, Allah teâlâ hakkında bunlar hep noksan sıfattır. Meselâ ilim, kudret birer kemâ’ dir, fakat muhakkak surette Allahu teâlâ insanların bildiği gibi bilmekten, insanların yapabildiği kadar yapmaktan çok üstündür. Çünkü O, kayıtsız şartsız her şeyi bilir ve her şeye gücü yeter. İşte hakikî kemâl sıfatı budur. İnsanlar ise bir şeyi bilir, fakat bilmediği nâ-mütenâhîdir. Bir şey yapar, fakat isteyip de yapamadığı nâ-mütenâhîdir. Daha doğrusu Allahu teâlâ’nın müsaade ettiği sınıra kadar bilir ve tâyin ettiği hududa kadar yapar. Ondan ilerisi kat’î bir acz… kat’î bir hiçliktir.
            EL-KUDDÛS İSM-İ ŞERÎFİNİN BİRİCİK SÂHÎBİ:
    El-Kuddûs ism-i şerifinin tek ve eşsiz olarak biricik sâhibi, Allahu teâlâ’dır. Her bakımdan mutlak kemâl O’na mahsustur. Allahu teâlâ zâtında, sıfatında, efâlinde, ahk mında, esmâsında her türlü lekeden, eksiklikten uzak ve çok temizdir. O zâtında veya her hangi bir sıfatında veya fiilinde veya hükmünde veya isminde mahlûkundan birine benzemekten veya mahlûkâtından biri O’na benzemekten mukaddestir. O’nun zâtı kadîmdir, bâkidir, sıfatları kâmildir, ezelîdir. Hiç bir fiilinde maddeye, müddete, yardımcıya ihtiyacı yoktur. Bütün hükümleri hikmetlidir. Kullar içinde baştan başa hayır, menfaat ve inâyettir. O’nun isimleri de nâ-mütenâhî kemâlâtı nı bildirdiği için en yüce, en güzel kelimelerdir.
    İnsanların zâtları, sıfatlan, fiilleri, hükümleri, isimleri hep ayıplı ve kusurludur. Bir kere varlıkları mahduttur. Halleri, sıfatları da mahduttur.İşleri ivazlı ve garazlıdır. Hükümlerinin doğrusu olduğu gibi hatâlısı da çoktur.İnsanlara müteallik ma’nâlar ifâde eden, isimlerin ve kelimelerin de nihâyet taşıdıkları ma’nâlardan fazla bir güzelliği olamaz.
            EL-MELİK İSM-İ ŞERÎFİNDEN SONRA EL-KUDDÛS İSM-İ ŞERİFİ:
    Allahu teâlâ’nın bütün varlığa hâkim bir saltanat sâhibi bulunduğunu bildiren EI-Melik ism-i şerifinden sonra El Kuddûs ism-i şerifinin getirilmesi, fikirleri yanlış yollara sapmaktan koruduğu için ne kadar uygun düşmüştür. Evet, nice insanlar var ki, Allahu teâlâ’yı hakkıyle bilmediklerinden, O’nu kendi aralarındaki hükümdarlara benzetiyorlar, O’nun -hâşâ- Arş üzerinde ikâmetgâhı olduğunu ve mahlûkatı içinden bir takım şahısları seçerek onlara tasarruf salâhiyeti verdiğini ve onların eliyle ahkâmını yürüttüğünü ve gûya onların vereceği raporlarla işlere muttali olacağını ve daha bunun gibi ülûhiyyet şânına uymayan bâtıl zanlara düşüyorlar. Bütün bunlar düzeltilmesi vâcip bozuk akidelerdir ve bu bozuk akideler yüzünden insanların başına gelmedik belâ kalmamıştır. Allahu teâlâ, cisim sâhipleri gibi bir yerde oturmaktan, bir yerde bulunmaktan, bir işi başkasına gördürmekten.. münezzehtir. O’nun her zerreye yakınlığı birdir. Her şeyi ilmiyle, kudretiyle kuşatmıştır. İkâmetgâh, zaman, mekân mefhumları yaradılmışlarla berâber doğmuştur. Bu varlık yokken zaman ve mekân da yoktu, fakat Allahu teâlâ vardı.
            BU İSM-İ ŞERÎF HÜKMÜNCE KUL ÎÇİN GEREKEN ŞEY:
    Allahu teâlâ’yı üstün güzelliklerle yâni kendine mahsus vasıflarla öğmek ve O’na noksan vasıflar isnat etmekten sakınmaktır. Birincisi takdis, ikincisi tesbih’dir. Yâni Allahu teâlâ’ya kendine mahsus kemâl sıfatlarıyle hamd-ü senâ etmek takdis; O’nu herhangi bir lekeden, herhangi bir yaraşıksızlıktan tenzih etmek tesbihtir.
    İ’tikâdını, ibâdetini, kalbini lekeden ve çirkinlikten temizlemeğe çalışmaktır.
        İ’TİKÂT TEMİZLİĞİ: Şüphe ve tereddütten uzak olması, inanışın yakîne dayanmasıyle olur. Onun için i’tikâda ait herhangi bir mes’elede tereddüt duyulunca hemen o noktayı kat’î bir kanâat hâline getirinceye kadar çalışmak ve ihtisas sâhiplerinden soruşturmak icâbeder. Çünkü i’tikât mes’elesi bir küldür, tecezzî kabûl etmez. Herhangi bir unsurunda mütereddid bulunmak, bütün i’tikâdı sarsar.
        İBÂDET TEMİZLİĞİ: İhlâs ile olur. Mâlî olsun, bedenî olsun, her türlü ibâdet yalnız Allah için yapılır. Âbid’in gâyesi ancak Allah’ın rızâsına ermektir. Bu gâye gönülde başka maksatlara, başka mülâhazalara yer vermeyecek kadar kuvvetli ve şumûllü olmalıdır. Eğer ibâdetlerde Rızâu’llah ile beraber başka maksatlar da güdülürse, o ibâdette ihlâs kalmaz; karışık ve katkılı olur. İbâdette şirk işte budur. Bu da insan için bir yüz karası, tevbesiz afvedilmeyen bir suçtur.
        KALB TEMİZLİĞİ: Oradan kötü huylan atmakla olur. Kalbler Allahu teâlâ’nın dâima bakıp durduğu yerlerdir. O’nun için gâyet temiz tutulmalıdır. Maddî bir temsil ile, kötü huylar, kalb sâhasında yer yer yığılmış müteaffın çöplükler, pislikler, bataklıklar, ayrık kökleri, yabânî dikenler gibidir. İyi huy kazanmak da bunları temizleyip tesviye-i turâbiyesini yapmak, muntazam taksimatlı çiçeklikler ve güzel çiçeklerle kalb sahasını temiz bir park hâline getirmektir.

Ali Osman Tatlısu

ESMAÜ’L-HÜSNA EL-MELİK C.C.



El-Melîk  (c.c.)

(Bütün kâinâtın sâhibi, bi’1-esale ve mutlak sûrette hükümdârı)
    Görüyoruz ki, dünya yüzünde bir çok hükümdarlar var, her hükümdârın bir yurdu, teb’ası, ordusu, idârî teşkilâtı var. Hiç bir hükümdar, yabancı bir kuvvetin yurduna saldırmasına, yurdundan bir parçasını koparmasına veya işlerine karışmasına tahammül edemez ve buna meydan vermemek için bütün kuvvetiyle çalışır. Hükümdar, teb’asıyle yakından ilgilenmek, onların ahvâline vâkıf olmak, aralarında haklıyı haksızı, iyiyi kötüyü, hırsızı doğruyu, zâlimi mazlûmu, sâdıkı hâini bilmek ister. Bunun için inzibâtî kuvvetler, kanunlar, hâkimler, mahkemeler, hapishâneler… gibi bir çok teşkilât vücuda getirmek ve bu teşkilâtı beslemek ve ayakta tutmak için teb’asından vergiler almak mecburiyetindedir. Arâzisi ne adar geniş, teb’ası ne kadar çok, ordusu ne kadar kuvvetli olursa olsun, dünya hükümdarlarından hiç birinin hükümdarlığı hakikî ve bi’1-esâle değildir. Belki Allahu teâlâ tarafından muvakkaten iktidar mevkiine getirilmiş mecâzî ve niyâbî birer memuriyetten ibârettir ve bunlardan her biri hakîkî hükümdarı bildiren küçük birer izdir. O izlerden hakîkî hükümdar sezilir. Kâinâtın ezelî ve ebedî tek hükümdârı ancak Allahu teâlâ’dır. Kâinatda hakîkî ve mutlak olarak hükümdarlık ancak Allahu teâlâ’nın hakkıdır. Bu sıfatda O’na denk olacak başka bir hükümdar yoktur. Çünkü mülkü yaratan O’dur, bütün mahlûkâtı yoktan var eden O’dur. O’nun mülkünün genişliğini, ordularının sayısını yine ancak O bilir. Üzerinde bir çok hükümdarların barındığı arz küresi, bu genişliğin içinde nihâyet bir zerre olmaktan ileri değildir. (Zerre, milyonlarcası bir araya geldiği takdirde ancak görülebilen bir cisimdir) İşte bu sonsuz âlemlerde ve bu sayısız mahlûkat üstünde hâkimiyet ve saltanat ancak O’nundur, ancak O’nun irâdesi, hüküm ve tasarrufu câridir. Ancak O’nun istediği olur, istemediği olmaz. Fermânını geri döndürecek, hüküm ve kazâsını bozacak yoktur. Her dilediğini dilediği gibi yapar. Dilerse mülk verir, şah yapar, dilerse pâdişâhken indirir atar, dilerse cebreder, dilerse serbestlik verir, dilerse küçültür, dilerse büyültür, dilerse sıkar, dilerse açar, dilerse yıkar, dilerse yapar, dilerse daha başka âlemler yapar, onlarda da dilediği gibi tasarruf eder. Velhasıl bu muazzam devletde, bu sonsuz mülk ve saltanatta her şeyin varlığı veya yokluğu O’nun bir tek irâdesine bağlıdır. “Ol” deyince oluverir. “Olma” derse bir lâhzada her şey yokluğa dönüverir. Her şey O’nun kudreti altında makhur, herkes O’nun irâdesine tâbî, fermânına baş eğmeye mecburdur. O’nun müsaadesi olmadan kimin haddine düşmüş ki, O’nun karşısında hükümdarlık da’vâ etsin, O’nun mülküne göz diksin. Hükümdarlar teb’asından vergi alır. Allahu teâlâ mahlûkâtından bir şey almaz, her şeyi O verir. O, kâinâta muhtaç değil, kâinat O’na her lâhza muhtaçtır. Kâinat üzerinde tasarrufu bi’l-istiklâldir. Yardımcıya, vezire, vekile, vâsıtaya ihtiyacı yoktur. Bütün dünya hükümdarları bir araya gelseler O’nun irâdesi inzimam etmedikçe hiç bir şey yapamazlar. O pâdişâhlar pâdişâhı, hükümdarlar hükümdarı, dünyâyı bir çalışma yeri, âhir eti de hesap günü olarak yaratmıştır. Mahkeme-i kübrâ oradadır. İyiler için cennetler, kötüler için cehennem hazırlanmıştır. Herkes âkıbetini görecektir. O günden ve o mahkemeden kaçıp kurtulacak bir sığınak da yoktur.
            BU İSM-İ ŞERÎF HÜKMÜNCE KUL İÇİN GEREKEN ŞEY:
    Kendisinin önü, sonu nereye varacağı belirsiz bir serseri değil, Alîm ve Habîr, Rahîm ve Kâdir bir hükümdârın hüküm ve tasarrufu altında bulunduğunu ve hayâtı boyunca, iyi kötü bütün söylediklerinin, yapıp ettiklerinin, görüp işittiklerinin kamusunun muntazam kayıtlarla tesbit ve tescil edilmekte olduğunu ve mahkeme-i kübrâda bütün bu dosyaların ortaya dökülüp hesâbı sorulacağını kat’i sûrette bilerek, giderini ona göre ayarlamaktır. Hele yüksek mevki’ler, hudutsuz salâhiyetler çok defa insanı sarhoş eder. Öte taraftan mürâilerin, dalkavukların uyuşturucu sözleri de insana kendisini düşünmeyi güçleştirir. İşte o zaman gurûra , hodgâmlığa kayar. Kendisini hiç bir şey değilken âmir yapan, hükümdar yapan, her şey yapan Hâlik-ı zü’1-celâlini ve buyruklarını unutur, isyan eder. Küfrân-ı ni’metde bulunur, gadabına çarpılır ve bir daha da nu kimse kurtaramaz. Dünyanın bir gölge gibi geçici ni’met ve devletleriyle gevşeyip bayılmamalı, o ni’meti vereni düşünüp daha ziyâde ayılmalı.O’nu veren Allah’ın almağa da kâdir bulunduğunu ve düşmez kalkmaz yalnız Allah’tan başka olmadığını bilmeli de, kendisinin nihâyet muayyen bir zaman için ücretle tutulmuş bir çoban vaziyetinde olduğunu ve idâresi altındaki koyunların hastasına bakar, geride kalanlarını gözetirse ücretini almağa hakkı olacağını, böyle yapmaz’sa mücâzâta çarpılacağını aslâ unutmamalı. Günün birinde bu muvakkat tasarruf kudreti, müddeti bitip de hakiki sâhibine dönünce, bu hakikat anlaşılır. Lâkin onu sonradan değil, önceden anlamak ve ona göre ondan faydalanmak gerektir.

Ali Osman Tatlısu

ESMA’ÜL-HÜSNA EL-RAHİM (C.C.)

El-Rahîm (c.c.)

(Pek ziyâde merhamet edici, verdiği ni’metleri iyi kullananları daha büyük ve ebedî ni’metler vermek sûretiyle mükâfatlandırıcı).
    Er-Rahmân ism-i şerifinden Allahu teâlâ’nın ezelde bütün mahlûkâtı için hayr ve rahmet irâde buyurduğu anlaşılıyordu. Er-Rahîm ism-i şerifi ise mahlûkâtı arasında irâde sahipleri için muzaaf bir rahmet-i ilâhiyyeyi ifâde eder. Yâni insandan mâada her mahlûk, kendisi için tâyin edilen hudut içinde kendisine verilen ni’metlerden yaradılışı sevki ile faydalanır ve o huduttan dışarı çıkmazken, irâde sâhibi olan insanlar için terakki imkânı verilmiştir. Bu imkân, fıtrî ni’metleri arttırma ve ebedîleştirme imkânı. Meselâ, çiğneyip geçtiğimiz ot yaprağından rüzgâr dalgalarına kadar her şey, bizim hayır ve saâdetimize yarayan ni’met hazinesidir. Sonra yaradılışımızda başka mahlûkâta verilmeyen bir çok kâbiliyetler ve tabiat kanunlarının azat kabul etmez köleler gibi bize tâbi ve emrimize munkat olması, hep o şânı büyük Rahmân’ın lûtuf ve âtıfeti eseridir. Fakat her şeyde ve kendimizde gizlenmiş olan bu sayısız ni’metleri meydana çıkarmak ve onlardan faydalanmak için çalışacağız. Bütün kâbiliyetlerimizi işleteceğiz. Bu takdirde gayretlerimizin boşa gitmiyeceğini bize tebşir eden işte bu, Er-Rahîm ism-i şerifidir. Çünkü bu ism-i şerife göre her gayret bir mükâfatla karşılanacaktır.
    Er-Rahmân, Er-Rahîm isimleri iki türlü rahmet ifâde eder. Er-Rahmân ism-i şerifinin ifâde ettiği rahmet, hiç bir türlü şarta, hiç bir türlü kesb ve irâdeye bağlı olmayarak bahşolunan rahmettir. Bu bir rahmet-i şâmiledir ki, bütün mahlûkâtı kaplar. Bunda çalışan-çalışmayan, suçlu-itaatli, îmanlı îmansız ayırt edilmez.
    Er-Rahîm ism-i şerifinin ifâde ettiği rahmet ise, Rahmân’ın lûtfu olan rahmeti iyiye kullanarak çalışanlara bir mükâfat olmak üzere verilen rahmettir ki, en az (bire on) dur. Çalışanın ihlâsındaki kuvvete göre Allahu teâlâ’nın daha fazla ve hattâ hudutsuz ve hesapsız mükâfatları da vardır. İşte gayr-i meşrû arzulara kapılmamanın, kötülükten korunmanın, Allah yolunda fedakârlıkta bulunmanın ehemmiyeti bu yüzdendir. Şunu kat’î surette bilmek lâzımdır ki, -dünya için olsun, âhiret için olsun- çalışanlarla çalışmayanlar müsâvi muamele görmeyeceklerdir.
    Dünya milletleri arasında Allahu teâlâ’nın ahlâkını, evsafını en dürüst ve en geniş bilenlerin Müslümanlar olması icâbeder. Böyle olunca, meselâ bu ism-i şerifin hükmüne göre “fikrî teşebbüs” Müslümanlar için en umumî ve en tabiî bir haslet olması lâzım gelirken, i’tiraf etmeliyiz ki, Müslümanların çoğu, bugün Müslümanlık esaslarını her zamankinden ziyâde ihmal etmişlerdir. Bunun neticesi olarak dünya yüzündeki Müslümanların ne duruma düştükleri de meydandadır.
            RUHLARI ESEFLERE BOĞAN ACI BİR DUYGU:
    Uzun asırlar Müslüman yaşayan ecdâdın bugünkü torunları arasında Müslümanlığı, teşebbüs fikrini öldüren, insanları atâlete ve miskinliğe sürükleyen bir din sananlar türemiştir. Bu telâkkî doğru ise, dindar ve Müslüman ecdâdımızın o silinmez izlerini nasıl izah edeceğiz? Yurdumuzu dolduran ve asırlar boyunca ihmâlin, bakımsızlığın yok edemediği bunca hayr müesseseleri karşısında ne yapacağız? Hele o târih ve ahlâk kitaplarımızı dolduran ve başka milletlerde pek azına rastlanan bunca fazilet menkıbelerine, kahramanlık destanlarına ne diyeceğiz? Bu iftihar ve gurur verici izler, miskin ve hakir insanların mahsûlü olmak kâbil midir? Hayır hayır, bunlar, hakîkî birer Müslüman olan, Allah uğrunda yorulmak bilmez, pulat îmânlı, çelik irâdeli ecdâdımızın izleridir. Fakat ne yazık ki, biz onları bilememişiz, gittikleri yoldan ayrılmışız, miskin sinekler gibi hevâ vü heves tuzaklarına yapışıp kalmışızdır.
            İSM-İ ŞERİFE MAZHAR OLANLAR:
    Aramızdaki merhametli insanlar, Allahu teâlâ’nın rahmet sıfatına mazhar olmuşlardır (mazhar demek, bir şeyin göründüğü yer demektir.) Allahu teâlâ’nın merhameti, içimizdeki merhametli insanlardan sezilir. Eğer dünyâda merhametli insanlar olmasaydı ve merhamet denilen ma’nâdan ortada hiç bir nişan bulunmasaydı, Allahu teâlâ’nın rahmeti öğrenilmez ve merhamet hakkında hiç bir fikir edinilemezdi.
    İnsanlardaki merhamet sıfatı, Allah’ın Rahmet sıfatına benzer mi? Hayır aslâ benzemez. Allah’ın hiç bir sıfatının benzeri yoktur. O bütün sıfatlarda tektir, eşsizdir. İnsanlardaki merhamet, Allahu teâlâ’nın merhametini bildiren bir iz, bir nişandır. Bir şeyin izi ve nişanı o şeyin ne benzeridir, ne de ondan bir parçadır. Yalnız ona delâlet eden bir gölge veya bir akisdir. Asıl merhamet, Allâh’ın merhametidir. Yâni merhamet kelimesinin hakîkî ma’nâsı, Allahu teâlâ ile kâim bulunan ma’nâdır. İnsanlara merhametli denmesi hakikat ma’nâsıyle değil, mecaz ma’nâsı i’tibâriyledir. (Medlûlün ismini dâlle ıtlak kabîlinden.) Şu halde Allahu teâlâ’daki merhametle insanlardaki merhamet arasındaki münâsebet yalnız kelime benzerliğinden ibârettir.
            BU NOKTANIN ÎZÂHI:
    İnsanların hayâtı, kudreti, bilgisi mahdut olduğu gibi merhametleri de mahduttur. Merhametli insanları bir sıraya koymak ve her birinin mevkiini, derecesini tâyin etmek mümkün olsaydı, bunun için elimizde bulunması lâzım gelen ölçü ne olabilirdi? Şüphesiz bu hasletin kuvveti ve şumûlü… Hayırseverlikte en yüksek duygu sâhibi, hayır yapmakta en geniş kudret sâhibi hangisi ise, en ileride bulunacak ve herkesin hattâ haslet ortaklarının bile takdir ve hürmetlerini üstüne toplayacak olan da o olacaktır. Şimdi bu en merhametli farzettiğimiz zâtın merhametini tahlil edelim: -Acaba bu adam ne yapmıştır?
    – Bir çok hayır müesseseleri meydana getirmiş, hastahâneler, çeşmeler, yollar, köprüler, mektepler… Bir çok kimsesiz çocukları himâyesine almış, onları yurda yarar birer mütehassıs yetiştirmiş… Bir çok felâketzedelere yardım etmiş, serm yesizlere sermâye, evsizlere ev, işsizlere iş bulmuş…
    – Peki, acaba bunlar ne kadar, bir memleketi doldurur mu dersiniz?
    İşin hakikati şudur ki: bu faaliyeti ne kadar geniş kabûl edersek edelim, sayısı rakamlara sığmayan yaratılmışlar üzerinde, tâ ezelden sonu gelmeyen müddetler boyunca tecellî edip duran Allah’ın merhameti karşısında dâima sönük kalacaktır. Sonra insanlar, yaptıkları iyilikten mutlakâ kendilerine âit bir menfaat ve meselâ ad yapmak, şan ve şöhret kazanmak veya sevap ve mükâfat dilemek gibi bir hedef, bir gâye gözetir. Dünyâca, âhiretçe her halde bir karşılık beklerler. Çünkü noksanlıkları, ihtiyaç ve aczleri böyle icap ettirmektedir. Bu ise cömertlik değil bir çeşit muvâzaadır. Hakikî cömertlik, minnetsiz, garazsız ve ivazsız olarak yapılan iyiliktir. Buna da insanlar muktedir değildir.
    Allahu teâlâ kemâl-i zâtı ile kâmil bulunduğu için, zâtına âit beklediği her hangi bir şey, bir kemâl yoktur. Binaenaleyh O’nun cûd-ü rahmetinin her hangi bir kemâlin istihsâli için olması imkânsızdır. Her türlü ivaz ve garazdan münezzehtir. Mutlak ve hakîkî merhamet edici ancak O’dur. Daha doğrusu merhametli dediğimiz şahısların kendilerini yaradan O olduğu gibi, ellerindeki ni’metleri yaradan da O’dur. O ni’metlerden muhtaçlara vermek üzere gönüllerinde arzu uyandıran da yine O’dur. Bütün bunları sâhibine verdikten sonra ortada kalan şey, yalnız hayır sahiplerinin irâdesi, yâni hayrı yapmağa vicdanlarında karar vermiş bulunmalarıdır. Fakat bu da yine Allah’ın verdiği serbestliğin bir neticesidir. Şu kadar ki, onlar Allah’ın verdiği bu serbestliği kötüye kullanmayıp iyi niyete sarfetmişlerdir. Mükâfâta istihkakları da işte bu yüzdendir.
            MERHAMETLİ İNSANLARIN YAPMASI GEREKEN ŞEYLER:
    1- Dâimâ Allâhu teâlâ’ya şükretmen” ki, kendilerini, bu meziyete lâyık görmüştür.
    2- Hayırlı işlerde kullanıldığından dolayı kat’iyyen onurlanmamalıdır. Çünkü o imkânı veren ve bu meziyeti yaratan Allah’tır. Eğreti bir vasıfla onurlanmak, olgun insanların kabul edeceği bir şey değildir.
    3- Kendine bahşedilen bu meziyetten Allah’ın kullarını elinden geldiği kadar faydalandırmağa çalışmalı ve bu uğurda zahmet ve meşakkat görse bile tahammül etmeli ve bunu yaparken yüreğindeki dileği yalnız Allah’ın rızâsı olmalıdır. O zaman bu uğurdaki çalışmaları bir ibâdet olur da Allah’tan mükâfatını görür, kazancı yalnız dünyâ’da eline geçenden ibâret kalmaz.
    4- Yaptığı iyiliği, iyilik ettiği insanların başına kakmamak; çünkü bu hal iyiliğin sevâbını öldüren çirkin bir iştir. Halbuki Allahu teâlâ eğer başkalarının yardımına muhtaç insanlar yaratmasaydı, servet sâhipleri, ellerindeki servetleri ile Allah’a yarar bir iş yapmağa fırsat bulamazlardı. Şu halde aramızda bir takım aceze ve fukarânın bulunması da bir ni’mettir. Onlar ücretsiz emânetçidir, kendilerine burada verilir, âhirette fazlasıyle alınır.
            İYİLİK GÖRENLERİN YAPMASI GEREKEN ŞEYLER:
    1- Onların yüzünden faydalandıkça kendilerine teşekkür etmeli ve her zaman onları iyilikle anmalı. Çünkü Allah iyilik bilenleri sever, nankörlük edenleri sevmez.
    2- Yüzünden iyilik gördüm diye onları mâbut derecesine çıkarıp da kendilerine tapmamalı, her iyiliğin, her yardımın Allah’tan geldiğini ve mahlûkatın bu hususta nihâyet birer vâsıta, birer âlet olduğunu bilerek, asıl iyiliği yaratanla ona vâsıta olanları güzelce ayırt etmeli ve her birinin şânına lâyık bir suretle sevgi ve saygı göstermelidir.
            ER-RAHMÂN, ER-RAHÎMİSM-I ŞERİFİNİN ZEVKİNİ DUYANLAR:
    Bu zevki duyan gönüllere yeis ve ümitsizlik giremez. Ne kadar darlık ve ıstırap içine düşerse düşsün, Allâhu teâlâ’nın mutlaka onu selâmete çıkaracağına emindir. Çünkü suret-i at’iyede bilir ki, O merhametlilerin merhametlisi, kerimlerin ekremidir.İnsanlar arasında intihar fâciasının ümitsizlikten, bunun da çok defa Rahmân ve Rahîm sıfatlarının sâhibi bulunan Allahu teâlâ’ya imansızlıktan ileri geldiğine şüphe yoktur.

Ali Osman Tatlısu

ESMAÜ’L HÜSNA ER-RAHMAN (C.C.)

Er-Rahmân (c.c.)


    Bu ism-i şerif rahmetten sıfat ma’nâsı ifâde ederse de ism-i has olarak kullanılmış ve Lâfza-i Celâle gibi Allahu teâlâ’dan başkasına söylenmemiştir.
            RAHMET VEYA MERHAMETİN MA’NÂSI:
    Kalb yufkalığıdır. Sevdiklerimizden veya tanıdıklarımızdan birinin veya her hangi bir mahlûkun sıkıntı ve ızdırap içine düşmüş olduğunu öğrenince içimizde bir üzüntü duyar ve onun hâline acırız. İşte merhamet, kalbimizde böyle bir teessür ile başlar, bu teessürün tazyiki ile o zavallıyı sıkıntıdan kurtardığımız zaman, sona erer. Sâde acımak kâfi değildir. Acıyı giderip ferahlık vermeye muktedir olmak da lâzımdır. Filânca merhametlidir demek, acınacak hâdiseler karşısında müteessir olur, kederlenir demektir. Eğer o acıyı gidermeğe gücü yoksa, sâde kederlenmekle kalır, başkaca bir yardım yapmak elinden gelmez. Bu hal ile noksan bir merhamettir. Amma falanca merhametlidir, düşkünlere el uzatır, onlara yardım etmekten, iyilik yapmaktan zevk alır, demek, merhamet ma’nâsının tam bir ifâdesidir. Şu halde merhamet, iyilik yapmağı istemek ve yeri gelince yapabilmek… Asıl makbûl olan ve herkesin sevdiği ve övdüğü meziyet budur. Bu ifâdeye göre merhametde bir teessür ve infial vardır. Halbuki Allahu teâlâ infial ve tegayyürden münezzehdir. Çünkü bu haller mahlûk şânıdır. Onun için Er-Rahmân ism-i şerifi “İrâde-i hayr” ma’nâsı ile tefsir edilmiştir. İrâde bir infial değil, belki bir işi yapmak veya yapmamak şıklarından birini tercih etmek demektir.
            İRÂDE-İ HAYR NE DEMEKTİR?
    Ezelde henüz mahlûkât yaradılmamışken Allahu teâlâ yaratacağı bu mahlûkât hakkında önünden sonuna kadar, rahmet veya gazabından her hangi biri ile muâmele yapmağa müsâvi sûrette kâdir bulunduğu ve bunlardan her hangi birinin tercîhinde “Niçin onu tercih ettin” diye O’na bir sual açacak üstün bir kuvvet bulunmadığı halde, bizzât kendisi -lütuf ve ihsân yolu ile- bütün mahlûkâtı hakkında rahmeti tercih ve iltizam edip, onu kendi zât-ı mukaddesine bi’l-ihtiyar vâcib kıldı; rahmeti, ahlâk edindi. Bundan dolayı Allahu teâlâ tarafından mahlûkâta ilk tecellî eden hüküm ve te’sir rahmetten ibâret olmuştur.
            RAHMETİN ZIDDI GADAB :
    Rahmetin zıddı olan gadab, baştan ve birinci olarak ahlâk-ı İlâhî’nin muktezâsı değildir. Belki halkın isyânı ve verilen ni’metleri kendi istekleri ile kötüye kullanmaları neticesi olarak, ikinci derecede tecellî eden rabbâni bir hikmettir. Öyle ya, âsîlere karşı gadabın hükmü olan mücâzat olmasa idi, sonunda tâatle isyânın, îmanla küfrün, küfrân ile şükrânın bir farkı olmamak lâzım gelirdi. Bu da hikmete uymayan bir eksiklik olurdu.
    Allahu teâlâ, bütün bu eşyayı rahmetiyle yaratmış ve ezeldenberi kâffe-i muâmelât rahmet üzerine akıp gelmiştir. Bu cümleden olmak üzere, insanları temiz bir fıtrat üzerine ‘ yaratmış ve onlara hadsiz hesapsız ni’metler vermiştir. Verdiği bu ni’metleri arttırma ve ebedîleştirme yollarını bildirdiği gibi, o ni’metleri kötüye kullanmak yüzünden zarar ve ziyana uğramak tehlikelerini de göstermiş, bu sûretle kâr ve zarar yollarını açarak, bu yolların başında insanı serbest bırakmış ve fakat indirdiği kitaplar, gönderdiği peygamberler vasıtasıyla kâr yoluna gidenlerin, rızâsıyla karşılaşacaklarını, zarar yoluna sapanların gadabına uğrayacaklarını da önden haber vererek kâr yoluna teşvik etmiştir. İnsanın ileride, ebediyet âleminde karşılaşacağı cezâ ve ihsânın, vukuundan önce bildirilmesi ne büyük bir lûtuftur.
            ÖYLE İSE SEVGİLİ OKUYUCU!
    Sen de serbestliği hayra kullan, kâr yoluna git ki, verilen ni’metlerden sana ziyan gelmesin, küfrân-ı ni’met etmiş olmayasın.
    Bu ism-i şerîf hükmünce, Allahu teâlâ’nın lûtuf ve ihsânı kapısında mahlûkâtın tek mümeyyiz vasfı, birbirleriyle kapı yoldaşı bulunmalarından ibârettir. O halde kendilerine yaraşan şey, birbirlerine değil, Allah’ın huzur-u azametinde hepsi bir hizâya gelerek, ancak O’na tapmaktır.
Ali Osman Tatlısu

(Ezelde bütün yaratılmışlar hakkında hayır ve rahmet irâde buyuran, sevdiğini, sevmediğini ayırdetmiyerektekmil mahlûkâtını sayısız ni’metlere müstağrak kılan.)

ESMAÜ’L HÜSNA-ALLAH (C.C)

Allah (c.c.)

(Ülûhiyyete mahsus sıfatların hepsini kendinde top­lamış bulunan Zât-i Vâcibül-Vücûde delâlet eden âlem­dir ve sayılan isimlerin içinde İsm-i A’zam’dır.)

    Doksandokuz isimden birincisi Allah ism-i şerifidir. Bu ism-i şerifin ma’nâsında yazılan şu dört kaydı izah edece­ğiz: .
    1 – Ülûhiyyete mahsus sıfatlar.
    2 – Allah isminin bir ism-i cami1 olması.
    3 – Vâcibü’l Vücûd mefhûmu. \
    4 – Bu ismin ism-i A’zam olması.
            1- ÜLÛHİYYETE MAHSUS SIFATLAR:
    Ülûhiyyete mahsus sıfatlar, bütünlük ve üstünlük ifâde eden bütün kemâllerdir. Allahu teâlâ kemâl sıfatlarının hepsi ile muttasıf, noksan sıfatlarının (eksiklik rna’nâsı sezilen bü­tün sıfatlar) hepsinden münezzeh ve mukaddesdir  (uzak ve yüksektir). Bunda tekmil ilim ve hikmet erbabının ittifakı vardır. Allah’ın muttasıf bulunduğu kemâlâta bir son yoktur. Her kemâlin zıddı bir nakısa olduğu için, münezzeh bulundu­ğu nakîsalara da bir nihayet yoktur. Bunları güzelce seçmek ve kolayca zaptetmek için tenzihler beş asla, kemâller sekiz
asla ircâ edilmiştir.
    Allhu teâlâ’nın her hangi bir suretle mahlûkâta benzerliğini nefyeden ve bu nakîsadan Allahu teâlâ’nın nezâhat ve kudsiyyetini bildiren tenzihler şunlardır:
    Kıdem, Bekâ, Vahdâniyyet, Muhâlefetün li’1-havâdis,Kıyâm bi-nefsihî.
    Kemâllerin râci’ olup Allahu teâlâ’da bulunması vâcib olan sıfatlar da şunlardır:
    Hayat, İlim, Semi’, Basar, İrâde, Kudret, Tekvin,Kelâm.

    KIDEM: Allahu teâlâ’nın varlığının önü olmamaktır. Yâni yokken var olmuş değildir. Eğer öyle olsa idi, kendisini var eden bir mûcide muhtaç olur ve bu takdirde vücûdu vâcib, hak mâbud olamazdı.
    BEKÂ: Allahu teâlâ’nın varlığının sonu olmamaktır. Eğer sonu olsa idi, varlığı zâtının muktezâsı olmaz ve binâenaleyh vâcibü’lvücud olmamak lâzım gelirdi, bu takdirde yine ülûhiyyetle muttasıf olamazdı.
    VAHDÂNİYYET: Allahu teâlâ’nın ülûhiyyetinde ve sıfatlarında her hangi bir ortak veya bir benzeri olmamaktır. Benzeri veya ortağı bulunmak, kemâle ve ülûhiyyete münâfîdir. Allah misilsizdir, her şey O’na muhtaçtır. O’nun emri ile doğar, O’nun emriyle ölür. Muhtaç olan bir şey nasıl O’na misil olabilir?
    MUHÂLEFETÜ’N-LÎ’L-HAVÂDİS: Allahu teâlâ havâdis ve mümkinattan ibaret olan kâinattan hiçbir şeye benzemez. Hiç, Hâlık, mahlûk gibi olur mu? Olsa idi, O da bir hâlika muhtaç olurdu, vâcib ve ganî olamazdı.
    KIYAM Bİ – NEFSİHÎ: Varlığı kendinden başka hiçbir şeye istinat etmeyen ihtiyaçsız bir varlıktır. Herhangi bir şeye zerre kadar ihtiyaç, ülûhiyyete münâfîdir.

    HAYAT: Allahu teâlâ diridir. Ölü olan, birşey yapabilir mi? Allahu teâlâ her lâhzada ne bedîalar, ne hârikalar yaratıyor ki, bunların seyrine doyulmaz, hakikatine erilmez.
    İLİM: Allahu teâlâ olmuşu, olacağı, her şeyi bilir. Çünkü her şeyi yaradan ve her an yenileyip duran O’dur. Yaradan bilmez mi?
    SEMİ’: Allahu teâlâ’nın işitmesi.
    BASAR: Allahu teâlâ’nın görmesidir. Kâinatın hiç bir noktasında Allahu teâlâ’nın göremiyeceği veya işitemiyeceği hiç bir şey yoktur.
    İRÂDE: Allahu teâlâ her istediğini, istediği gibi yapar. İstemezse yapmaz. Hiçbir şeye mecbur değildir, İstemediği bir şeyi O’na cebren yaptıracak bir kuvvet yoktur.
    KUDRET: Allahu teâlâ’nın her şeye gücü yeter. O’nun yapamayacağı bir şey yoktur. O, bir şeyi yapmak istediğinde onu düşünüp tasarlamağa veya yardımcıya veya zamâna, mekâna muhtaç değildir. Onu istemesiyle o şeyin meydana gelmesi bir olur.
    TEKVÎN: Allahu teâlâ’nın yaratılmışlar üzerindeki icraat ve tasarrufâtını bildiren fiilî sıfatlar, hep buna râci’dir.
    KELÂM: Allahu teâlâ’nın söylemesidir. Kur’ân’a bak: Allah kullarına nasıl emirlerini ve nehiylerini bildiriyor, onlara nasihat ediyor; isimlerini, sıfatlarını öğreterek kendini tanıtıyor. Ni’metlerini, lûtuflarını sayarak kendini sevdiriyor. Kurtulma ve mes’ut olma yollarını gösteriyor. Onları bu yolları tutmağa teşvik, zarar ve ziyan görecekleri hallerden tahzîr ediyor.
            2 – ALLAH İSMİNİN, İSM-İ CÂMİ1 OLMASI:
    Allah ism-i şerifi, ülûhiyyete mahsus sıfatların hepsini câmi’ bulunan O ekmel zâta delâlet ettiği için kendisine İsm-i Câmi’ denir.
            3 – VÂCİBÜL-VÜCÛD MEFHÛMU:
    Vâcib, zarûrî ma’nâsınadır. Vücud, varlık demektir. Şu halde Vâcibü’l-Vücud demek, varlığı zarûrî olan yâni bir an için yokluğunu farzetmek imkânsız bulunan zât demektir. Allahu teâlâ varlığı zarûrî olmak sıfatiyle muttasıf bir mevcûd-i hakîkîdir. O’nun varlığı, zâtının muktezâsıdır. Yâni varlığında zâtından başka bir şeye muhtaç değildir. Böyle bir varlığın velev ki bir an olsun – yokluğunu farzetmek, ilmî bir ifâde ile; lâzım-i mahiyyetin, mâhiyyetten infikâkini kabul etmek demektir ki, muhaldir, çünkü bir tenakuzdur.
        VÂCİBÜL-VÜCÛD’UN KARŞILIĞI “MÜMKlNÜ’L-VÜCÛD”:
    Mümkinü’lvücûd demek, varlığı kendisinden değil demektir. Çünkü varlığı kendinden olsaydı, aslâ yok olmaması icap ederdi. Görüyoruz ki, bugün var olan yarın yok olup gidiyor. Mümkinü’l-vücûd, varlığında yaradana muhtaçtır. Mâdemki varlığı kendinden değildir. O halde kendi kendine kalınca yok demektir. Onun için her mümkinin varlığı, Allah’ı bildiren bir nişâne olmuştur. Çünkü varlığa çıkması ve varlığının devamı, ancak Allah’ın yaratması ve irâdesiyledir.
            4- BU İSM-İ ŞERÎFİN, İSM-İ A’ZAM OLMASI:
    Allah ism-i şerîfi, sayılan isimlerin içinde ism-i a’zamdır. Çünkü bu ism-i şerîf de bir takım hususiyetler var ki, öteki isimlerde yoktur. Bunlardan bazılarını yazalım:
    1- Bu ism-i şerîf Kur’ân’daki Esmâü’l-Hiisnâ’dan ilk gelmiş olandır. Bilindiği gibi ilk âyet Besmele-i Şerîfe’dir. Bütün bir sûre hâlinde ilk gelen sûre de Fâtiha sûresidir.
    Bismi’llâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. El-Hamdü li’llâhi Rabbi’l-âlemîn, Kur’ân’da ve hadîste hemen dâima önceden bu ism-i şerîf zikredilmiş, ondan sonra Allahu teâlâ’nın sıfatlarından veya fiillerinden bir veya bir kaçı gelmiştir. Yâhud bu sıfatlara veya fiillere delâlet eden Esmâü’l-Hüsnâ bildirilmiştir. Şu halde Esmâü’l-Hüsnâ içinde bu ism-i şerîf asıldır. Öteki isimler buna mülhaktır, muzaftır. Bunun için Esmâü’l-Hiisnâ’dan herhangi biri tefsir ve izah edilirken Allah ism-i şerifine izâfe edilir de meselâ: El-Muhsî, Allahu teâlâ’nın isimlerindendir” denilir. Fakat “Allah, El-Muhsî Celle Celâlühû’nun ismidir” denilmez.
    2- Allah ism-i şerîfi, Cenâb-ı Hak’kın zât-i sübhânîsine mahsus ism-i alemdir. Alemler, ancak tek olarak müsemmâla-rım bildirir, bu sebepten, bu ism-i şerîf mecaz yoluyla da olsa, Allah’dan başkasına söylenemez. Fakat öteki isimlerle meselâ: Reşîd, Halîm, Hasîb gibi isimlerle, fakat mecaz olarak (çünkü Esmâü’l-Hüsnâ’dan hiç biri hakikat ma’nâsiyle Allah’tan mâadasına ıtlak edilemez) başkaları da adlanabilirse de, Allah ismiyle hiçbir mahlûk adlanamaz ve adlanmamıştır da. Tamdık da’vâsına cür’et eden firavun bile, kendi adamlarına karşı (Ene Rabbiikümü’l-a’lâ) demiş; fakat (Ene’llâh) dememistir. Cehalet devrinde Mekke müşrikleri, senenin günleri sayısınca Kâbenin etrafını 360 putla doldurmuşlardı. Bu putların ayrı ayrı adları da vardır. Kendileri de son derece câhil ve kaba adamlar olduğu halde, hiçbir puta Allah diye isim vermemişlerdir.
    3- Müslümanlığın anahtarı, îmânın temeli olan “Kelimei Şehâdet” ancak bu ism-i şerifle hâsıl olur, başka isimlerle olmaz.
    “Eşhedü en lâ ilâhe illa’llâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlüh.” Meselâ bir gayr-i müslim, müslim olmak için Eşhedü en lâ ilâhe illa’llâh yerine Eşhedü en lâ ilâhe ille’r-Rahmân yâhud Eşhedü en lâ ilâhe ille’r-Rahîm yâhud Eşhedü en lâ ilâhe ille’l-Melik… dese Müslümanlığa girmiş olmaz. Her halde Eşhedü en lâ ilâhe illa’Hâh demesi lâzımdır. Çünkü, şimdi söylediğimiz gibi Allah ismi müteferrid, yâni tek ve eşsiz olarak Zât-ı Hak’kı ifâde eden bir ism-i hastır. İsm-i haslarda ortaklık ma’nâsı düşünmek mümkün değildir. Bunun için hakikî bir tevhiddir. Fakat öteki isimler alem değildir, muayyen ve has olarak zâta delâlet etmezler. Ya bir sıfat veya ism-i cins gibi umumî ve kaplayıcı bir ma’nâ ifâde ederler. Bu ma’nâlarda ise ortaklık ma’nâsı düşünülmek mümkündür. Gerçi bu ma’nâlarda da Allah tekdir ve eşsizdir. Fakat bu hüküm, ma’nâsının kendine nazaran değil, dış delillere nazaran sabit olmuştur. Onun için tevhid de sarih değildir.
    İman ve îslâmın temelini teşkil eden kelime-i şehâdetin, doğrudan doğruya sarih ve kat’î tevhid ifâde eden Allah ismiyle söylenmesi kabul edilmiştir.
    4- Allah ism-i şerifinin hem lâzında hem ma’nâsında topluluk vardır. Lâfzındaki topluluk: Bu ismi teşkil eden harfler birer birer kaldırılsa, ma’nâ bozulmaz ve yine Zât-ı Hak’ka delâlet eden bir ism-i alem olarak kalır. Baştaki hemze kaldırılarak (Li’llâhi) dense, birinci lâm kaldırıp (Lehû) dense, bu lâm da kaldırıp (Hû) dense hep aynı ma’nâdır, Allah’a delâlet ederler. Kur’ân’da çok yerlerde her üçü de gelmiştir. Yalnız bir (He) kaldığı sûrette de yine Zâtu’llah’a delâlet eder. Çünkü (Hû) ism-i şerifinin aslı da Yalnız (He) dir. (Vav) aslî değil zâidedir. -Sarf ilminde beyan edildiğine göre tesniye ve cemi hallerinde ve (vav) bütün bütün yâni hem yazılışta, hem okunuşta düşüyor. -Eğer (vav) aslî olsaydı sabit kalırdı. Şu halde tek bir harf olan (He) de Esmâü’I-Hüsnâ’dan bir isimdir. Hem de zât-ı ülûhiyyete delâlet eden bir isimdir.
    Her canlı mahlûk, teneffüs etmek suretiyle mecbûrî olarak Allah’ı anmaktadır. Çünkü (He) harfinin mahreci göğüsten ve ciğerlerden gelen nefes ile çıkar. Her nefes, bir (He) harfidir. Her insan ve hattâ teneffüs eden her mahlûk farkına varmadan her nefeste Allahu teâlâyı bu ismiyle anmaktadır. Teneffüs, Allah’ı anmak olunca, Allah anılmadığı surette hayat bitiyor demektir. Şu halde bu ism-i şerif aynı hayat demektir. Ruhların, bedenlerin varlıkta devamının ancak bu ism-i şerîf ile temin edilmekte olduğu ne kadar açık görülmektedir.
        ALLAH İSM-Î ŞERİFİNİN MA’NÂSINDAKİ TOPLULUK:
    Mâ’nâ itibariyle Allah ism-i şerifi öteki isimlerin hepsini câmî’dir. Öteki isimlerde bu cemiyet yoktur. Onlar yalnız bir sıfat veya bir fiile delâlet ederler. Meselâ: Er-Rahmân, yalnız merhameti; El-Kahhâr, yalnız kahrı; El-Alîm, yalnız ilmi; El-Kâdir, yalnız kudreti ifâde eder. Fakat Allah ism-i şerîfi bunların ve daha ötekilerinin ma’nâlarını hepsini birden toplu olarak ifâde eder. Onun için ma’nâdaki bu topluluğu mülâhaza ederek “Ya Allah” diyen bir kimse, Cenâb-ı Hak’kı bütün isimleriyle ve bütün sıfatlariyle zikretmiş olur. İşte bu hususiyetlerinden dolayı, sayılan Esmâü’l-Hüsnâ içinde Allah ism-i şerifi (İsm-i A’zam)dır. Onun için şânı büyük, bereketi daha bol, feyzi ve inâyeti daha süreklidir. Bu sebepten bu ism-i şerîf dâima âşıkların gıdâsı, sâdıkların nevası olagelmiştir.
        BU İSM-İ ŞERÎF HÜKMÜNCE BİR KUL İÇİN GEREKEN ŞEY:
    Mademki, Allah ism-i şerîf-i bütün isimlerin, sıfatların birleştiği bir ism-i câmi’dir ve biz bu ism-i şeriften Cenâb-ı Hak’kın bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve bütün kemal sıfatlariyle muttasıf bulunduğunu öğreniyoruz; o halde bu ism-i şerifin hükmüne göre kul için yapılması gereken şey, tam ve kâmil bir insan olmağa çalışmaktır. Yâni mümkün olduğu kadar noksanlarını azaltmağa, faziletlerini çoğaltmağa gayret etmekdir.
        BU GAYEYE ULAŞTıRICI DÖRT MÜHİM ESAS:
    1- Birincisi ve en mühimi, Allah bilgisi edinmek: Düşünme çağına gelen her insanın ilk vazifesi Allahu teâlâ’yı öğrenmektir. Bir çiftçi, bir mühendis, bir asker, bir tüccar, bir âmir, bir san’atkâr velhâsıl içtimâi sınıflardan hangisine mensup olursa olsun, bir şahsın mesleğinden gerek kendisinin, gerek başkalarının samimî surette faydalanması için, bu bilgi ile mücehhez olması şarttır. Allah’ı bilmeyen ve Allah’dan korkmayan bir şahıstan ne ferde, ne cemiyete bir hayır vardır. Şâyet, bu bahtiyarlığı hayâtının ilk çağlarında kazanamamışsa, hayâtının bitim noktasına varmadan bu yüksek bilgiyi elde etmeğe çalışmak lâzımdır. İnsanın ömrü doğduğu günden değil, Allah’ı bildiği günden itibâren başlar. Allah’ı bilmeyen gönüller, gezen ve konuşan birer ölüdür. Birçokları evlâdının, kardeşlerinin, sevdiklerinin ölümünden kederlenir, günlerce acılar içinde kalır. Halbuki kendi kalbinin ölü olduğundan haberi bile yoktur. Ne hazin bir hal!..
    2- Allah bilgisini kat’î delillere dayamak: Allah bilgisinde bir taklitçi gibi, şundan bundan duyduğu yarım yamalak sözlerle kanaat etmemek lâzımdır. Çünkü dediğimiz gibi bu duygu, hayâtın her safhasında âdilâne muâmelenin, samimiyetin, hele ibâdette İhlâsın temel taşıdır. Bu, ne kadar kuvvetli olursa, bu hususlarda insan o kadar dürüst ve o kadar kıymetli olur. Bunun için herkes anlayışı nisbetinde yerleri, gökleri, havayı, bulutu, yağmuru, değişen mevsimleri, geceleri, gündüzleri, yerden çıkan mahsulleri, sınıf sınıf hayvanları ve nihayet kendi şahsını, içinde, dışında yapılmış, kurulmuş, durup dinlenmeden işleyen bunca makinaları düşünmeli, düşünmeli de basit bir bostan kulübesinin bile kendi kendine olamayacağına ve her eserin bir müessiri bulunacağına göre, bütün bunları yapan, eden, görüp gözeten, kurup işleten, mutlak kudret sahibi bir zâtın varlığına ve O’nun kemâl sıfatlarına yürekten inanmalı ve bu inancı ile dünya yüzünde tek başına kalsa bile sarsılmamak.
        ESER- MÜESSİR KANUNUNUN İZAHI:
    Eser, iz; müessir, izin sâhibidir. Eser gözle görülür; müessir, akıl ile sezilir. Meselâ, uzaktan yükselmiş bir duman sütunu görüp de orada ateş bulunduğunu anlamak, ateşin varlığına hükmetmek aklın işidir. Duman gözle görülmüş, onun delaletiyle ateşin varlığına aklen hükmedilmiştir. İşte buna: (eserden müessire istidlal) denir. Eseri görünce hemen müessire intikâl etmek, insanların yaradılışlarında bulunan bir hassadır. Bir insan- aydın olsun, câhil olsun- eseri görüp dururken müessiri inkâr edemez, İnkâr edeni de şiddetle reddeder. Şu halde bir tabloyu görüp de onun ressamını, bir nakşı görüp de onun nakkâşını bilmek kadar tabiî bir şey olamaz. İşte bu bilgi yolunca yaradılmıştan, Yaradan’a, gözetilmişten Gözeten’e, yaşayanlardan ekmel bir hayat sâhibine, büyük ve mühim işler başında bulunanlardan Kayyûm’a, işleri nizam ve tertibine koyanlardan her şeye bir nizam veren Nazzâm’a, adaletlilerden büyük Âdile, kâinatta zıt kuvvetlerin muvâzenesinden tek bir Hâkim’e, merhametlilerden Rahman ve Rahîm’e… velhasıl her şeyde suretten ma’nâya, eşyâdan esmâya, esmâdan müsemmâya geçerek fikirlerde Allah bilgisi de lillerini çoğaltmak, genişletip derinleştirmek iktizâ eder.
    3- İbadetlere îtinâ etmek: Allahu teâlâ’ya karşı borçlu olduğumuz ibâdetlere itinâ etmek, âdâb ve erkânını gözeterek her birini vaktü zamanı ile ifa etmek, bu hususta kat’iyyen gevşeklik göstermemek lâzımdır. Çünkü ibâdetler, insanları kâmilleştiren ve yükselten en kuvvetli âmillerdir.
    4- İyi veya kötü huylarını sıkı bir kontrole tâbi tutmak: Kibir, hased, cimrilik, zorbalık, şunu bunu çekiştirmek gibi herbiri insan için birer ayıp, birer eksiklik demek olan birçok kötü huylardan kalbde hangileri varsa (korkunç bir hastalığın tedâvisine çalışılır gibi) bunlara teşhis koyarak kendini onlardan kurtarmak, buna mukâbil bütün güzel huylarla nefsini kıymetlendirmek lâzımdır. Ancak bunun ne kadar çetin ve başarılması ne kadar güç bir iş olduğu, kendini ıslaha çalışan her insanın duyduğu bir hakikattir. Bir kötü huyu kalbden söküp atmak için aylarca ve bâzan daha uzun zamanlar uğraşmak lâzım gelir. Fakat her kötü huydan kurtuldukça (mühim bir ameliyat atlatmış hastalar gibi) bir bayram yapmak haktır. Allah’ın sevdiği kulları arasına katılmak, elbette ki kolay olmaz. Kuvvetli irâde, geniş tahammül lâzım…
    Kim ki, bu zorluklarla savaşır, yılmaz; neticede muhakkak ki, muzaffer olur. İyi bir insan olmak uğrunda zorluklara katlananları, muratlarına erdireceğine dâir Allah’ın vaa’di vardır. Bu muzafferiytin ma’nâsı İsm-i A’zam ile tahakkuk etmek demektir ki, kullar için bundan daha ileri bir mertebe yoktur. Ni’met külfete göredir; kâidesince mükâfatın büyüklüğünün, tahammül edilecek zorluklar nisbetinde olacağına şüphe yoktur.

GÜZEL SÖZLER OKUYUP PAYLAŞALIM

GÜZEL SÖZLER

Bir mum diğer bir mumu tutuşturduğunda ışığından birşey kaybetmez
gönderdiği için Tülin Ceylan a teşekkürler
Sevip de kaybetmek, sevmemiş olmaktan daha iyidir.
Seneca
Adaletsizliği engelleyecek gücünüzün olmadığı zamanlar olabilir. Fakat itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla olmamalı!
Elie Wisel
Sahip olduğunuz koşulları değiştirmek için, önce farklı düşünmeye başlayın.
Norman Vincent Peale
Ne derece sabırlı olduğunuzu çocuklardan öğrenebilirsiniz.
Franklin P. Jones
Bir insanı, ancak gerçekten uyuyorsa uyandırmak mümkündür. Ama, eğer uyumuyor, uyku taklidi yapıyorsa, dünyanın bütün gayretlerini sarf etseniz, nafiledir.
Mahatma Gandhi
İnsanların yaşları onları aşktan koruyamaz ama aşk insanları bir noktaya kadar yaşlılıktan korur.
Jeanne Moreau
Adaletsizliği engelleyecek gücünüzün olmadığı zamanlar olabilir. Fakat itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla olmamalı!’
Elie Wisel
İnsanlar başaklara benzerler. İçleri boşken başları havadadır, doldukça eğilirler.
Montaigne
Yanlış yapmayan insan yoktur. İnsanlık yanlışını kabul ve düzeltmekle ölçülür.
Einstein
Cehennem yerinde hiç ateş yoktur. Herkes ateşini yanında götürür.
Karacaoglan
Denizin dibinde incilerle taşlar karışık bulunurlar. Övülecek şeyler de kusur ve yanlışların arasında bulunur.
Mevlana
Başarısızlık, daha akıllıca işler yapmak için yeni baslangıçlar fırsatıdır.
Moshe Arens
Düşmanınızı asla hata yaparken rahatsız etmeyin.
Napoleon Bonaparte
Yaşam size verilmiş boş bir filmdir. Her karesini mükemmel bir biçimde doldurmaya çalışın.
Ara Güler
Dostluk, toprak bir maşrapa gibidir, önemsiz bir nedenden birdenbire kırılır ve bir daha kullanılmaz.
Cicero
Herkes aynı fikirdeyse, hiç kimse yeterince düşünmüyor demektir.
Mevlana
Bana güç veren zaferlerim değil, yaşamdaki yenilgilerimdir.
Sidney Poyntz
Büyüklüğün belli bir ölçüsü yoktur. Yükselten ya da alçaltan şey kıyaslamadır. Nehirde büyük görünen bir gemi, denizde küçüktür.
Seneca
Hayatınız kötü bir yola girmişse, unutmayın; direksiyondaki sizsiniz.
Marlynn Longston
Hayal gücünün mutlu bir çabaya girebilmesi için biraz da sıkıntı görmesi gerekir.
John Ruskin
Hayatın çeşitli güçlüklerine karşı üç şey hediye edilmiştir.. Ümit, uyku ve gülmek.
Kant
Dünyada hiçbir şey insanı kin besleme duygusu kadar yıpratmaz.
Nietzsche
Bir insanın hayatının ikinci yarısı, ilk yarıda kazanılan alışkanlıkların sürdürülmesinden ibarettir.
Dostoyevski
öfke; elimizde tuttuğumuz kızgın bir taş gibidir, onu taşımakla ancak ve ancak kendimize zarar veririz.
bu güzel sözü gönderen Yunus Emre Aytimur´a teşekkürler
Aşk yepyeni kalabilen eski bir masaldır.
Heinrich Heine
Yaşayan hiçbir şey kendi başına sadece kendisi için yaşamaz
William Blake
Silahla kazanılan şeref,şerfsizliğin en büyüğüdür.
.
Dehanın yüzde biri ilham, yüzde doksan dokuzu terdir.
Thomas Edison
Attığınız tokada karşılık vermeyen kişiden sakının: O hem sizi bağışlamaz hem de kendinizi bağışlamanıza olanak bırakmaz.
Bernard Shaw
Hayatta en büyük eğlence, başkalarının “Yapamazsın” dediğini yapmaktır.
Walter Bagehot
Övülmek isterseniz, alçakgönüllülüğü yem olarak kullanabilirsiniz.
Chesterfield
Kalbin kendine has nedenleri vardir ki, akıl hiç bir zaman anlayamaz.
Blaise Pascal
Bir çocuğa önce konuşmayı öğretirsiniz, sonra da susmayı.
Prochnow
Mantıklı düşünüp mantıksız davranmak insan yapısının özelliğidir.
Anatole France
Güzel gençler doğanın rastlantı sonucu yaratılmasıdır; güzel yaşlılar yaşlanmasını bilen sanat eserleridir.
Walter Winchell
Üzülmek, yarının sıkıntısından bir şey eksiltmez, sadece bugünün gücünü tüketir.
A.J. Cronin
Karanlığa küfretmektense, bir küçük ışık yakın, daha iyi edersiniz.
Andre Gide
Gözler yaşarmadıkça gönüllerde gökkuşağı oluşmaz
J.V.Cheney
Yalnızca kültürlü insanlar öğrenmeyi sever, cahiller ders vermeyi tercih eder.
Edouard Le Berquier
Kardeş, dost olmayabilir ama dost, her zaman kardeştir.
Benjamin Franklin
Küçük şeylere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük iş gelmeyenlerdir.
Eflatun
Şiirin duyarlıklarından soylu tatlar alabilen kişi, gerçek bir şairdir; ömrü boyunca bir tek dize yazmamış olsa da.
George Sand
İnsan her gün biraz müzik dinlemeli, biraz şiir okumalı, güzel bir resim görmelidir ki, dünyevi kaygılar Tanrı’nın insan ruhuna aşıladığı güzel duygusunu silip yok etmesin.
Goethe
Soyulduğu halde gülen adam hırsızdan bir şey çalmış demektir, boş yere üzülen ise kendi kendini soyar.
William Shakespeare
Düşmanınızın neden korktuğunu anlamak için, sizi ne ile korkuttuğuna bakın.
Eric Hoffer
Nankör insan, her şeyin fiyatını bilen hiçbir şeyin değerini bilmeyen kimsedir.
Oscar Wilde
Düşen bir çığda, hiçbir kar tanesi kendisini olup bitenden sorumlu tutmaz.
W. Churchill
Sevgiye ve tutkuya açık bir kalp kadar dünyada değerli bir şey yoktur.
Goethe
Vicdan, içinizden geçen “Birisi bakıyor olabilir” sesidir.
H.L. Mencken
Dünya, aç oldukları için uyuyamayanlarla, açlardan korktukları için uyuyamayanlar arasında bölünmüş durumdadır.
Paulo Freire
Ciddiyet, zihin eksikliklerini örtmek için icat edilmiş bir tavırdır.
François de la Rochefaucould
Para insanı değiştirmez, sadece maskesini düşürür.
Marie-Jeanne Riccoboni
Aldıklarımızla hayatımızı kazanırız, verdiklerimiz ise hayatı hayat yapar.
Arthur Asle
İnsanin ileriye dönük doğru kararlar alması, hesabının olmadığı bir bankadan para çekmesine benzer.
Oscar Wilde
İnsan düşünce ile görür ve duyar.
Epiharmus
Özgürlük için mücadele eden halk, çogunlukla karşısında yeni efendiler bulur.
Lord Halifax
Başkasının önünü aydınlatırken kendi yolumuza da ışık tutarız.
Ben Sweetland
Uçurtmalar rüzgar gücü ile değil o güce karşı koydukları için yükselirler.
W. Churchill
Karakteriniz, şöhretinizden önemlidir. Karakteriniz, siz ne iseniz odur… Oysa şöhretiniz, başkaları sizi ne sanıyorsa odur.
John Wooden
Akıl hiçbir zaman duyguları yönetmez, sadece onun suç ortağı olur.
Mignon McLaughlin
İnsan, denemediği her şeyde yüzde yüz başarısız olur.
Francois de la Rochefoucauld
Dünyada hiçbir şey insanı kin besleme duygusu kadar yıpratmaz.
Nietzsche
Fısıldanan sözler, çok kere yüksek sesle söylenenlerden daha uzağa gider.
Çin Atasözü
Birisi herhangi bir konuda “anlatılması imkânsiz” diyorsa, anlatmaya çalışacağından emin olun.
Clyde B. Aster
Az şey bilirsek bir şeyin doğruluğuna emin olabiliriz, bilgi artınca kuşku da artar.
Goethe
Göze göz yasası herkesi kör eder.
Gandhi
Hayatın en büyük trajedisi çok çabuk yaşlanmamız, ama çok geç akıllanmamızdır.
Benjamin Franklin
Az gelişmiş demokrasilerde vaatler yalnızca onlara inananları bağlar, vaatleri yapanları değil.
Nerede otorite varsa orada otoriteye direnen bir adam vardır.
Oscar Wilde
Yetenek, sükunet içinde ortaya çıkar.. Karakter ise dünyanın fırtınaları içinde.
Goethe
İmkânsızla imkân dahilinde olanın arasındaki tek fark, insanın kararlılık derecesidir.
Tommy Lasorda
Kadın, her ihtiyacını karşılayacak tek bir erkeği ister. Erkek, tek bir ihtiyacını karşılayacak her kadını.
Cisimleri gördüğüm gibi değil, düşündüğüm gibi boyarım.
Pablo Picasso
Bazılarının, sadece normal olmak için ne büyük çaba sarf ettiğini kimse fark etmiyor.
Albert Camus
Kendinizi boş, çaresiz ve yararsız hissediyorsanız kötü… Bu demek oluyor ki, tez elden despot bir yönetimi başınıza efendi olarak getireceksiniz.
Akıllı despot bunu bildiği için köleleri arasında yararsızlık ve çaresizlik hissini pekiştirmeye çalısır.
Frank Herbert
Uygarlık bir harekettir, bir durum değil. Bir yoldur. Liman değil..
Arnold Toynbee
Bir insan hakkında, başkalarının onun için söylediklerinden çok, Onun başkaları için söylediklerinden fikir edinilebilir..
Leo Alkman
İlham diye bir kavramın varlığı kesin; önemli olan insanı çalışırken yakalaması.
Pablo Picasso
Erkek çocuk ile babası arasındaki tek fark oyuncaklarının fiyatıdır.
Jurg Weber
Bilgisayarlar çoğu işi kolaylaştırır, ancak kolaylaştırdıkları işlerin büyük çoğunluğu gereksizdir.
Andy Rooney
Maddi hayata tapanlar, deniz suyu içenlere benzerler, içtikçe susuzlukları artar.
Muhittin-i Arabi
Hayat tiyatro gibidir, en kötü insanlar, en iyi yerlerde otururlar.
Aristofanes
Eğer aç ve kimsesiz bir köpeği alıp bakar ve rahata kavuşturursanız sizi ısırmaz. İnsan ve köpek arasındaki temel fark budur.
Mark Twain
Düşmanlarınızı kötülemeyin, onlar sizin eserinizdir.
William Hazlitt
Kişilikli olmak, kimse görmediği zaman da doğru olanı yapmaktır.
J.C. Watts
Ey hayat! Ölüme şükret, seni, onun yüzünden seviyorum.
Seneca
Güzel konuşmak için bir tek yol vardır; dinlemeyi öğrenmek.
Christopher Morley
Birisine karşılık veremeyeceği bir iyilik yapmadıysan, mükemmel bir gün nedir bilmiyorsun demektir.
Ruth Smeltzer
Nefretin kök salması, tıpkı kötü ün gibidir: yok edilmesi zordur.
Baltasar Gracian
Hiç bir insana rastlamadım ki, onda öğrenilecek bir şey olmasın.
Alfred de Vigny
Hoşgörünüzü tutumlu kullanın. Çünkü ona muhtaç olanların sayısı çok fazladır.
Chateaubriand
Gençlikte sevmek için yaşarız, yaş ilerledikçe yaşamayı severiz.
Saint-Euremond
En sürekli aşk karşılıksız aşktır.
S. Maugham
Gökkuşağına ulaşmak istiyorsan yağmura katlanmak zorundasın.
Dolly Patron
Şen adam güneşe benzer, girdiği yeri aydınlatmış olur.
Cenap Sehabettin
Derin ve ihtiraslı sev… Kalbin kırılabilir ama hayatı dolu dolu yaşamanın tek yoludur.
Erich Fromm
Aşk köprü kurmaktır. İnsanlar köprü kuracaklarına duvar ördükleri için yalnız kalırlar.
Newton
Kendini ulusuna hizmet etmeye adayan siyasetçiye devlet adamı denir. Ulusun kendisine hizmet etmesi gerektiğini düşünen devlet adamına ise siyasetçi.
George Pompidou
Bir şeyi istediğimiz zaman hep onun çekici yanlarını görürüz, onu elde ettikten sonra da hep kötü yanlarını buluruz.
Jonathan Swift
İnsan dünyaya bir defa gelir. Adam gibi yaşarsa bir defa gelmek yeterlidir.
Joe E. Lewis
Mutlu olmak için ugraş vermelisiniz. Mutluluğa, iş, para ya da aşkla ulaşılmaz. Mutluluk sizinle kendiniz arasında bir meseledir.
Rufus Wainwright
Düzeltilmesi gereken bir yanlışlık, doğruluktan daha ağır bir yüktür.
Dag Hammarskjölk
Ne üstün zekâ, ne hayal gücü ne de her ikisi beraber, bir dâhi yapmaya yeter. Sevgi, sevgi, sevgi.. İşte bu dehanın ta kendisidir.
Wolfgang Amadeus Mozart
Felek sana hayat diye eksi bir limon uzattıysa, sen üstüne tekila ve tuz iste.
Meksika deyişi
Sırtı yere geldikten sonra kazanmış olmak yalnız siyaset alanında görülür.
Edgar Fause
Güneş parlamaktayken, ekinini biç.
Chamfort
Mutluluk, gençlikte beklenmedik şeylerde, yaşlılıkta ise alışkanlıklarda aranır.
P.Courty
Erkekler uslanmaz, erkekler teslim olur.
Chris Rock
İnsan, yüzü kızaran ve yüz kızartıcı işler yapan tek hayvandır.
Mark Twain
Kalbin kendine has nedenleri vardır ki, akıl hiç bir zaman anlayamaz.
Blaise Pascal
Flört ederken kalbimiz o kadar yüksek sesle atar ki, aklımızın sesini duyamayız.
Bern Williams
Dünyada insana yardım eden şey raslantı değil, azim ve sebattır.
Samuel Smiles
Öfkeliyken konuş; göreceksin, hayatında yaptığına pişman olduğun en iyi konuşma olacak.
Laurence J. Peter
Yenilgiye ugrayınca umutsuzluğa kapılma, her başarısızlıkta bir zafer isteği yatar.
Germain Martin
Bir işi yaptırmanın üç yolu vardır: Ya kendin yaparsın ya para verip yaptırırsın ya da çocuklarının yapmasını yasaklarsın.
Monta Crane
Hayat, bir bileği taşıdır, benliğinizi yapan madenin cinsine göre sizi ya eskitecek ya da cilalayacaktır.
İdeas
Eğer güneşi gözden kaçırdım diye gözyaşı dökersen, yıldızları da gözden kaçırırsın.
Rabindranath Tagore
Vicdan, başkalarının size söyleyeceklerini önceden size fısıldayan duygudur.
J.H.Temple
Hayatımızdaki gölgelerin çoğu kendi güneşimizin önünde durmamızdan oluşur.
Ralph Waldo Emerson
Bütün dehamı, bütün eserlerimi, akşam yemeğine geç ya da erken gelmemle candan ilgilenen bir kadın uğruna feda etmeye razıyım.
Turgenyev
Risksiz fetih, zafersiz galibiyettir
Pierre Corneille
Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme.
John Wooden
Sevip de kaybetmek, sevmemiş olmaktan daha iyidir.
Seneca
Arkadaş, insanın yapacak hiçbir şeyi olmadan, konuşacak hiçbir laf bulamadan, sessizce birlikte olabildiği kişidir.
Sheryl Condie
Çocukluk saflığını kaybetmeyen adama büyük adam denir.
Mencius
Korku suçu, suç cezayı doğurur.
Voltaire
Yaşlanmak bir dağa tırmanmak gibidir, soluğunuz kesilir ama ufkunuz genişler.
Mualla Aylar’ teşekkürler
Yolu sevgiden geçen herkesle, bir gün bir yerde buluşuruz.
değerli Dostum Hüseyin Atalan´dan
Eylemsiz vizyon, rüya gibidir. Vizyonsuz eylem, boş vakit geçirmek. Vizyonlu eylem, dünyayı değiştirir.
Sabah gazetesinden alıntı
Eleştiriden kaçınmak istiyorsan, hiçbirşey yapma, hiçbirşey söyleme, hiçbirşey olma!..Edward Hubbard
Yürüyen bir aptal, oturan iki akıllıdan daha çok yol alır.Çin atasözü
İlk karını sana Allah, ikinci karını insanlar, üçüncüsünü ise şeytan gönderir.
Japon atasözü
Erkeklerin aklı, ev kadını arar, ama kalbi ve hayal gücü başka özellikler peşindedir.
Goethe
Kötü insanlar, yeryüzüne serpilmiş bir avuç iyi insanı sınamaya yararlar.
Okumak öğrenmeye yol açar ama dehanın okulu yalnızlıktır..
İyi dostluklar hesapsız kurulur..
Uçurumu sevenlerin kanatları olmalıdır..
Sevgiler geçici olabilir, aşklarda ölümlü, ölümsüz olan tek şey sadece dostluklardır.
Hiç hissetmediğin hissi hissettiğin an, hissettiğin his aşktir.
Ayla Gökceli ye gönderdiği bu güzel sözlerden dolayı teşekkürler
İyi bir kadın bir erkeği etkiler, zeki bir kadın onda ilgi uyandırır, güzel bir kadın büyüler, anlayışlı bir kadın ise ona sahip olur.
Helen
Adaletsizliklerin en büyüğü adil olmayıp adil gibi görünmektir.
Platon
Yaşam uyku, sevgi ise onun rüyasıdır
Alfred de Musset
Hükümetler ve kocalar yanıldıklarını hiç bir zaman kabul etmezler
Honore de Balzac
Mutluluk top gibidir. Yuvarlandığında arkasından koşar, durduğunda ayağımızla tekmeleriz.
Alphonse Chateaubriand
İnsanların kimlikleri güç ve makam sırasında ortaya çıkar.
Abraham Lincoln
Kadın bekarken sadece evlenmeyi, evlendikten sonra ise her şeyi ister.
William Shakespeare
Güçsüzlüğünü dile getirmek, yüreği güçlü insanın işidir.
Harold Laski
Susuz çiçek açmaz, sevgisiz mutluluk olmaz.
Maksim Gorki
İnsanın tek düşmanı kendisidir, onuda cesaretiyle yenebilir.
Winston Churchill
Mutluluk güzel görünmemizi sağlar, ancak güzellik her zaman mutluluk getirmez.
Oscar Wilde
Korkaklar, kendinden daha güçsüz olanlara güç gösterisinde bulunanlardır.
Voltaire
Mutluluk, doğanın bize satabileceği en pahalı maldır.
Voltaire
İnsanların onurlarıyla oynayanlar cesareti olmayanlardır.
Hint atasözü
Beraber ağlamaktaki tatlılık kadar hiçbir şey kalpleri birbirine bağlayamaz.
Rousseau
Kökünü beğenmeyen dal ve dalını beğenmeyen meyve, olgunlaşmadan çürür.
Milliyet gazetesinden alıntı
Kaçinilmaz felaketler karşısında sızlanmak, gülmek kadar aptalcadır.
Shakespeare
Dünyaya gerçek bir dahi geldiğinde onu şu işaretten tanıyabilirsiniz. Tüm ahmaklar ona karşı birleşmişlerdir.
Jonathan Swift
Sükutun kudretine inanıyorum. Bu mevzu üzerine saatlerce konuşabilirim.
G.B.Shaw
Merhamet, sık sık söylenen, fakat pek az hissedilen nefret, sık sık hissedilen, fakat az söylenen bir histir.
Colton
Hayatta başarılı olmak için akılsız görünmeli, ama akıllı olmalıyız.
C. de Montesquieu
Elinizde ise başka insanlardan daha akıllı olun, ama sakın onlara bunu söylemeyin.
P.L.Chesterfield
Acı , akıllı adamın hocasıdır.
G.G.L. Byron
İnsanlar dünyaya yalnız gelirler.. Yalnız giderler.. Bana sorarsanız, yaşarken, gelirken ve giderkenkinden daha yalnızdırlar.
Emily Carr
İstediğiniz bazı şeylere sahip olamamak, mutluluğun bir parçasıdır.
B. Russel
Bir ülke iyi yönetiliyorsa, yoksulluk ve düşkünlüğün varlığı, utanç verici bir şeydir. Bir ülke kötü yönetiliyorsa, zenginlik ve onur gibi şeylerin varlığından utanç duyulmalıdır.
Konfüçyüs
Felaket, dost sayısını sıfıra indirir.
W. Shakespeare
Dalkavukluğun sağladığı çıkar, dürüstlüğün kazandırdığı faydadan daha fazla olursa , o ülke batar.
Monteskiyo
Akıl ve dirayetin ak saçlılarınki gibi , ama kalbin çocuklarınki gibi olsun.
Schiller
Hafif acılar konuşabilir ama , derin acılar dilsizdir.
L.a.Seneca
İnsanı hayvandan ayıran akıldır. İnsan , akıldan uzaklaştığı zaman , hayvan ortaya çıkar.
Efictetos
Ayıbın büyüğü , aynısı sende varken başkasını ayıplamandır.
Hz.Ali
Büyük saadetler , büyük acıların yanıbaşındadır.
La edri
Köpeklerin dudağı değdi diye deniz kirlenmez.
Hz.Mevlana
Çocuklarımızı kuzu gibi büyütmeyelim ki , ileride koyun gibi güdülmesinler.
Sadi-i Şirazi
Acı , bir saati on saat yapar.
W.Shakespeare
Herhangi bir şeyi yapmak için asla zaman bulamazsınız. Zamana ihtiyacınız varsa, onu siz yaratmalısınız.
Charles Buxton
Ne kadar yaşarsanız yaşayın, ilk 20 yıl ömrünüzün en uzun yarısıdır.
Southey
İsterseniz yanlış düşünün. Ama ne olur kendiniz düşünün.
Gotthold Lessing
Yanlış trene bindiyseniz koridorda ters tarafa yürümenin faydası yoktur.
Dietrich Bonhoeffer
Bazı yenilgilerin nedeni, insanların işi yarıda bıraktıklarında, başarıya ne kadar yakın olduklarını bilememeleridir.
Thomas A. Edison
İstekleriniz , içinizdeki yeteneklerin birer elçisidir.
Goethe
Tembellik çoğu zaman sabırla karıştırılır.
Fransiz Atasözü
Başkalarının yapamadığını yapmak kabiliyettir. Kabiliyetin yapamadığını yapmak da dahiliktir.
Will Henry
Yemine bakılıp insana inanılmaz, insana bakılıp yemine inanılır.
Aeskhylos
Bilim konuşur , ama bilgelik ona kulak verir.
Jimi Hendrix
Ahmakca olan herşey , telaffuzu zor olduğu için şarkı olarak söylenir.
Voltaire
Duyuyorum ve unutuyorum. Görüyorum ve hatırlıyorum. Yapıyorum ve anlıyorum.
Konfüçyüs
Belkide bu Dünya başka bir gezegenin cehennemidir.
Aldous Huxley
Aşk , çok zor bir şuur bozukluğudur
Platon
Kanunlar , kendi kurallarından taviz vermeyenler için yapılmıştır.
Chuck Yeager
Tanrının yaptığı şeyleri insanların bozmamaları lazım , zaten O bozacak.
Georg Bernard Shaw
Aşk herşeyi yener
Vergil
Sanat , gerçekleri tanımamıza yardımcı olan bir yalandır.
Picasso
İnsanin budala olmadan da yaşlı olabileceğini kabul etmek, nedense gençlere zor gelir.
S. Maugham
Gerçeğe ancak tek yoldan gidilir, ama ondan uzaklaştıran binlerce yol vardır.
La Bruyere
İnsanlar çıkarları için hakları için olduğundan daha gayretli savaşır.
Napolyon
Kimsenin seni üzemeyeceği kadar güçlü olduğunda ve sen kimseyi üzmeyecek kadar iyi olduğunda; mutlusun
Radikal gazetesinden alıntı
Bir insan kendi ile kavgaya başlarsa değerli bir adam olduğuna inanabilir.
Browning
Sevmeden evlenmek, inanmadan ibadet etmek gibi, alçakça bir iştir.
Cehov
Sevgi , gözlerinin içine bakmak değil aynı istikamete bakmaktır.
Antoine de Saint-Exupery
Gerçeğe giden yol çok uzundur , ve yolda bir çok alçak köpek vardır.
Alexander Jublakov
Sadece iki şey sonsuzdur , evren ve insan ahmaklığı , ilkinden o kadarda emin değilim.
Albert Einstein
Gazetelerin ilk önce spor sayfalarını okurum , burası başarı ve galibiyet haberleri ile doludur . Birinci sayfada ise sadece birilerinin hatalarından bahsedilir.
Earl Warren
Gerçekler keşiflerden daha delicedir , keşfinde bir mantığının olması lazım.
Mark Twain
Herkes kendi kişiliğinin yıldızıdır, bütün iş ve davranışlarımız ya iyilik ya da kötülük içindir.
M.Arnold
Hayat bir öyküye benzer, önemli yanı eserin uzun olması değil iyi olmasıdır.
Seneca
Dinlerseniz, size her zaman doğru yolu gösteren bir sesin var olduğunu unutmazsınız.
Thomas Hughes
Aya çıkan insanla iletişim kurabilecek sistemleri geliştirmiş bulunuyoruz. Buna karşın, çoğu kez anne kızıyla, baba oğluyla, siyah beyazla, işçi işverenle ve demokrasi komünizmle konuşamıyor..
Hadleyread
Emin adam, az, ama olumlu düşünen adamdır.
Norman Vincent Peale
Tatlı sözler, şiddetli bir öfkeye karşı en etkili ilaçtır.
Aiskhylos
Beğenilen şeyler ya yeni ya da yüksektir.
Francis Bacon
Herkes hata işleyebilir, yalnız ahmaklar hatalarında ısrar eder.
Çiçero
Erdem, bir kötülüğü yapmamak değil, işlenmiş kötülükleri bağışlamaktır.
Çiçero
İnsanlar amaçlarından büyük olmalıdır..
Michel de Montaigne
Hayatın değeri uzun yaşanmasında değil, iyi yaşanmasındadır.
Montaigne
Zamanın kaybolduğunun bilenler, en çok üzüntü duyanlardır.
Dante
Her zaman kalp kıran adam, ayakkabı içindeki taşa benzeyen bir arkadaştır.
Elbert Hubbard
İhtiraslar, geminin yelkenlerini şişiren rüzgardır: Bazen gemiyi batırdığı olur, ama onsuz gemi, yerinden kımıldayamaz.
Voltaire
Kendini idare etmesini bilmeyenler, kendi yurttaşlarını yönetmek iddiasında bulunamazlar.
Eflatun
İnsanlarla yaşamak için biricik yol sabırdır.
Platen Hallermund
Kaplumbağaya dikkat et. Ancak kafasını çıkartıp risk aldığında ilerleyebiliyor.
James B. Conont
Aklın başına gelince, sakın pişman olacağın bir iş yapma.
Mevlana
Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermektir. Bu savaş bir başladı mı, artık hiç bitmez!
Sabah gazetesinden alıntı
Gençlikte sevmek için yaşarız, yaş ilerledikçe yaşamayı severizç
Saint Euremond
İnsanın sevmediği ile yaşaması, sevdiğinden ayrılmasından da beterdir.
La Bruyere
Denk olmayan birleşmelerin en kötüsü gönüllerinkidir.
Chamort
Her zaman güvensizlik göstermek, her zaman güvenmek kadar büyük bir yanlışlıktır.
Goethe
Size ençok yardım eden kitaplar, sizi ençok düşündüren kitaplardır.
Theodor Walker
Ben hiç hata yapmaz değilim, ama bir hatayı bir kez yaparım.
İsmet İnönü
Siyaset, başkalarına sezdirmeden değişme sanatıdır.
Andre Malraux
Cesaret gerektiren yaşamaktır, ölmek değil!
M. Antionette
Dünyanın en zor şeylerinden biri, herkesin düşünmeden söylediğini, düşünerek söylemektir.
Alain
Dinlemeyi öğrenirsen, kötü konuşmalardan bile yararlanabilirsin.
Plutarch
Doğru yolda bile olsanız, eğer oturuyorsanız, sizi ezip geçerler.
Will Rogers
Bilim, iyi zamanlarda servet, kötü zamanlarda bir sığınak ve iyi bir yol göstericidir.
Aristo
Yapan yapar, yapamayan eleştirmen olur!
George Bernard Shaw
Adam savaşmakla çetin er sayılmaz, öfkelendiği zaman kendini tutabilendir çetin.
Mevlana
Hayat, duygulananlar için bir trajedi, düşünenler için bir komedidir.
La Bruyere
Unutup gülmek, hatırlayıp üzülmekten çok daha iyidir.
Christina Rosetti
Özgür bir ülkede yaygara çok ıstırap az, baskı altındaki bir ülkede ise yakınma az, keder çoktur.
Carnot
Bir koyun sürüsünün başında bir aslan olması, bir aslan sürüsünün başında bir koyun olmasından daha iyidir.
Daniel De Foe
Dünyanın en yoksul insanı, paradan başka hiç bir şeyi olmayandır.
Schopenhauer
Namuslu birisini aldatmak kadar kolay bir şey yoktur.
La Fontaine
Gençliğin ruhunu, işlenmeyen bir tarla gibi kendi haline bırakırsanız, orada ısırganlar, dikenler yetişir.
Snellman
Kırk yaş gençliğin ihtiyarlığı, elli yaş ihtiyarlığın gençliğidir.
Victor Hugo
Her ormanı boş sanma belki de kuytuluklarında bir kaplan uyuyordur.
Sadi
İlkbaharda usul usul yürü, toprak ana hamiledir.
Kizilderili atasözü
Tutku her iklimde yetişen bir bitkidir.
Walter Scott
Ayakta ölmek, dizleriniz üzerinde yaşamaktan çok daha iyidir.
Dolores Ibarruri
Gülün dikene katlanması onu güzel kokulu yaptı
Mevlana
İnsan sevdiği sürece bağışlar..
La Rochefaucauld
Bir dönemin çözümleri, bir sonraki dönemin sorunlarıdır.
R.H. Rawney
İnsan özgür olmadan mutlu olamaz.
Dante
Kurtlarla arkadaş ol, yalnız elinden baltayı bırakma.
Rus Atasözü
Erkek yaşlanır, kadınlarsa değişir.
Goethe
Yalanlar gerçeklerle bağdaşmadığı gibi, genellikle kendi aralarında da çatışırlar.
Daniel Webster
Boş bir çuvalın dik durması zordur.
Benjamin Franklin
Bozulan dostluktan sonraki nefret, meyvelerin en öldürücüsüdür.
G. E.Lessing
Akıllılar, zayıf yanlarını bildiklerinden, yanılmayacaklarını ileri sürmezler.
Thomas Jefferson
Para herşeyi yapar diyen adam, para için herşeyi yapan adamdır.
Benjamin Franklin
Doğa, dilsiz hayvanlara bile özgürlük vermiştir.
Tacitus
Bütün büyük işler, küçük başlangıçlarla olur.
Cicero
Balonların gururu, iğnelerle karşılaşıncaya kadardır.
Canan Mumcu’ya teşekkürler
Kimin düşündüğü ile söylediği bir olursa, işte doğru insan odur
Dünyaya güzel karakterlerini göstermek isteyen eskiler, önce devletlerini bir düzene koymaya çabaladılar. Devletini düzenlemek isteyenler, önce evlerine çeki düzen verme gereğini gördüler. Evlerini düzene koymak isteyenler, önce kişiliklerini terbiyeden geçirme gereğini anladılar
Canan Mumcu’ya teşekkürler
Tomurcuk derdinde olmayan ağaç odundur.
Canan Mumcu’ya teşekkürler
Aynı gökte uçarlar ama, kuzgunun dünyası başka, şahinin dünyası başkadır.
Canan Mumcu’ya teşekkürler
Düşüncelerinde inat ve şiddet, aptallığın en açık belirtileridir
Canan Mumcu’ya teşekkürler
Dostların sıkıntıda iken onları mutlu oldukları zamankinden daha çok ara.
Chilon
Yalnızlık güzel birşey, ama birilerinin yanınıza gelip yalnızlığın güzel birşey olduğunu söylemesi gerekir.
Balzac
Bilginin efendisi olmak için çalışmanın uşağı olmak şarttır.
Honore de Balzac
Öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile mesela zeytin dikeceksin.
Nâzim Hikmet
Üstünde ilaçlar denenen bir yara kapanmaz. İkide bir başka yere dikilen bitki gelişmez.
Seneca
İyi kalpli insan, başkalarını haset ettirmemek için, kendisinde birkaç kusur bırakır.
Benjamin Franklin
Bazen evrende yalnız olduğumuzu düşünürüm, bazen de olmadığımızı. Her iki durumda da bu düşünce beni afallatır.
Arthur C. Clarke
Yaşamdan korkmayın çocuklar. İyi, doğru bir şey yaptığınız zaman yaşam öyle güzel ki.
Dostoyevski
Bazı horozlar, güneşin onların yüzünden doğduğunu sanırlar.
Theodor Fontans
Kendi isteği ile sevilmek kolay değildir ama saygı uyandırmak kolaydır.
Fontenelle
Dünyanın her tarafında öğretmenler insan topluluğunun en fedakâr ve muhterem unsurlarıdır.
Atatürk
Hiçbir şey insan kadar yükselemez ve alçalamaz.
Hölderlin
Egoistlerin en güzel yanı başkaları hakkında konuşmuyor olmaları.
Lucille S. Harper
Gerçek bir sevgide diğer insanın iyiliğini istersin. Romantik sevgide diğer insanı istersin.
Margaret Anderson
Maddi hayata tapanlar, deniz suyu içenlere benzerler, içtikçe susuzluklar artar.
Muhittin-i Arabi
Eğer güneşi gözden kaçırdım diye gözyaşı dökersen, yıldızları da gözden kaçırırsın.
Rabindranath Tagore
Sevmek bir başkasının yaşamını yaşamaktır.
Balzac
Hayat tiyatro gibidir, en kötü insanlar, en iyi yerlerde oturur.
Aristofanes
Dünya düşünenler için bir komedi, duyanlar için bir trajedidir.
Walpole
Herkes cahildir. Ama farklı konularda.
Will Dogers
Deha gayret ve sabrın çocuğudur. Yerine getirilmiş bir vazifenin mutluluğu diğer bir vazifeyi yapabilme gücünü meydana getirir.
George Elliot
Başarı, çoğunlukla ,ötekiler pes ettikten sonra da ipe asılıyor olmaktr.
William Feather
Affetmek ve unutmak iyi insanların intikamıdır.
Schiller
Üç şey sürekli kalmaz; ticaretsiz mal, tekrarsız bilgi, cesaretsiz iktidar.
Sadi-i Şirazi
Akıllı adam aklını kullanır, daha akıllı adam başkalarınında aklını kullanır.
Bernard Shaw
Düşünmek zor iştir, muhtemelen bu nedenle çok az kişi düşünür.
Henry Ford
Taşı delen suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir.
Latin atasözü
Sözün en güzeli, söyleyenin doğru olarak söylediği, dinleyenin de yararlandğı sözdür.
Aristo
Hiç ellerin taşı bana değmez, ille dostun gülü yaralar beni.
Pir Sultan Abdal
Hür olmadıkları halde, kendilerini hür sananlar kadar hiç kimse esir olamaz.
Goete
Elinde çekiç olan her şeyi çivi olarak görür.
Maslow
Hakiki arkadaşlık sıhhatten farksızdır, kıymeti ancak elden gittikten sonra anlaşılır.
Golti
İnsanların umudunu kırma.. Belki de sahip olduğu tek şey odur.
Evlilikte başarı yalnız aranan kişiyi bulmakta değil aynı zamanda aranan kişi olmaktır.
Foster Wood
Silgi kullanmadan resim çizme sanatına hayat denilmektedir.
John Christian
Kötümser yalnız tüneli görür, iyimser tünelin sonundaki ışığı görür, gerçekçi tünelle birlikte hem ışığı hem de gelecek treni görür.
J.Harris
Paul´un Peter hakkında soyledikleri, Peter’den çok Paul’u tanımamızı sağlar.
Baruch Spinoza
Ne kadar çok kişi benimle aynı fikirdeyse, o kadar cok yanıldığımı düşünürüm.
Oscar Wilde.
Ya ümitsizsiniz. Ya da ümit sizsiniz.
Ya çaresizsiniz. Ya da çare sizsiniz.
Behçet Necatigil
Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu. Birinciliği beyaza verdiler.
Özdemir Asaf
İnsanların çoğu kaybetmekten korktugu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kiymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için.
W.SHAKESPEARE
Gerçek, onu öğrenen için, onu söyleyenden daha yararlıdır.
Blaise Pascal
Şafak ne yapsın ki biz kalkmıyorsak.
Georg Christoph Lichtenberg
Doğaüstü henüz anlayamadığımız doğal şeylerin adı.
Elbert Hubbard
Yazar yazı yazmayı başka insanlara göre daha zor yapan insandır.
Thomas Mann
İnsan yaratılıştan iyidir. Kötülüğe yönelişi, dış etkilerdendir.
Lu Wang
Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir.
Pascal
Hırs yelkenleri dolduran bir rüzgardır, asla yön belirlemez.
Akıllı bir insan kazandığı paranın birazını, aldığı nasihatın ise birçoğunu bir yana koyar.
Harry Carns
İnsanlığı tanımak insanları teker teker tanımaktan kolaydır.
La Rochefoucauld
Kişilik, kendi öz düsmanını kendi öz yuvasında barındırır.
Bergs
Kurtlar sofrasında kardeş payı olmaz.
Eğer bir kelebeği sevebiliyorsak, tırtıllara da değer vermemiz gerekir.
Antonie de Saint-Exupery
Mutluluk, farkında olmadan açık bıraktığımız kapıdan gelir.
Barrymore
Seçim neden mi yapılır?
Halka demokrasiye katılıyormuş hissi vermek için…
Gerald Lieberman
Siyasetçi bir cambazdır… Dengesini söylediklerinin tersini yaparak bulur…
Maurice Barres
İnsan dilini tutup konuşmadıkça, ayıbı da hüneri de gizli kalır.
Sadi
Konuşma mini eteğe benzer: Merak uyandıracak kadar uzun, sıkmayacak kadar kısa olmalıdır.
İnsan ile insan arasında fark vardır. Bir demirden hem nal, hem de kılıç yapar.
Nizami
Hala çevrende bulabileceğin güzellikleri bir düşün ve mutlu ol.
Anne Frank
Başkalarını susturmak için önce kendiniz susunuz.
Yunan atasözü
Kinimiz büyüdükçe, kin beslediğimiz kimseden daha küçülürüz.
La Rochefoucauld
Yüz kişinin içinde aşık, gökte yıldızlar arasında parıldayan ay gibi belli olur.
Mevlana
Demokrasi, hak ettiğimizden daha iyi yönetilmeyeceğimizi garanti eden sistemdir.
George Bernard Shaw
Sağlıktan daha tatlı bir şey yoktur derler, ama hasta olmadan önce hiç de öyle düşünmezler.
Eflatun
Her kahraman sonunda sıkıcı tiplere dönüşür.
Ralph Waldo Emerson
Bir miktar karşı düşünme ve karşı koyma insanın en büyük yardımcısıdır. Uçurtmalar rüzgarla değil, rüzgara karşı yükselirler.
John Neal
Rica ile acınma, dilenmekle bir ulus ve devletin onuru bağımsızlığı kurtarılamaz.
ATATÜRK
Uşağım bile olsa, yanlışlarımı düzelten efendim olur.
Goethe
Yapamayacağın şeylerin, yapabileceklerini engellemesine izin verme.
John Wooden
Az şey bilirsek bir şeyin doğruluğuna emin olabiliriz, bilgi artınca kuşku da artar.
Goethe
Öyle büyük boş laflar vardır ki, içinde bütün bir ulus tutsak edilebilir.
Jerzy Lec
Kapanmayan tek yara vicdan yarasıdır.
Publius Cyrus
Başkalarından nefret etmenin bedeli, insanın kendini daha az sevmesidir.
Eldridge Cleaver
Bir insan yaşamının bir bölümünde yanlış yaparken diğer bir bölümünde doğru davranamaz.     Yaşam bir bütündür.
Gandhi
Günün doğma saati, neşe ve umudun baslangıcıdır.
Ahmet Hasim
İrfanım öyle bir mertebeye yükseldi ki bilgisiz olduğumu şimdi anladım.
Hekim Senayi
Moda denilen şey o kadar çirkindir ki, onu her altı ayda bir değistirirler.
Oscar Wilde
Bir kitabın kaderi okuyanın zekasına bağlıdır.
Latin Atasözü
Şurada, burada güçlü adımlarla dolaşmaktansa, doğru yolda sekerek yürümek iyidir.
Augustinus
Hiçbir şey yapmamak değil, yapacak çok şeyi olup da onları yapmamak zevklidir.
Mary Wilson Little
“Ben 14 yaşındayken babam ‘çok cahil’ bir adamdı. Gözüme görünmesin isterdim. Fakat 21 yaşıma geldiğimde hayrete düştüm; bizim ihtiyar yedi yıl içinde ne çok şey öğrenmişti!”
Mark Twain
Bozuk saatler bile 24 saatte iki kez gerçeği söyler.
Pitigrilli
Kabile deyin, aşiret deyin, takım deyin, aile deyin, ne derseniz deyin, kim olursanız olun, mutlak birine ihtiyacınız vardır.
Jane Howard
Her rüzgarla otlar gibi sallanırsan, dağlar kadar olsan da bir ota değmezsin.
Mevlana
Karakter ana babadan geçmez. İnsan onu günü gününe düşünerek ve uygulayarak inşa eder.
Helen Gahagan Douglas
Bir insanla göz göze gelmek için insan olmak gerekir.
Jerzy Lec
Barışa giden yol yoktur, barışın kendisi bir yoldur!
Gandhi
Kahraman, çevresine ölüm yaymaz, ama ölüme meydan okur.
Aristo
Mermere sıkışmış bir melek gördüm ve onu özgürlüğüne kavuştuncaya dek mermeri oydum.
Mikelanjelo
Şeytanla yemeğe oturacaksan kaşığın uzun olmalı.
Alman Atasözü
Az konuşmaktan pek az, çok konuşmaktan sık sık pişman olunur.
Confucius
Cehenneme giden yol, iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir.
William Blake
Uçurtmalar rüzgar gücü ile değil o güce karşı koydukları için yükselirler.
W. Churchill
Bazıları neden yazar? Yazmadan duracak kadar güçlü bir kişiliğe sahip olmadığından.
Jerzy Lec
Düşün, onları seyredecek birileri olmasaydı, kaç kişi Mercedes otomobil alırdı.
Bilimde ve güzel sanatlarda en üstün başarılar, tek başlarına çalışan kişiler tarafından elde edilmiştir. Hiçbir parkta bir kurul için dikilmiş bir anıt yoktur.
Yapabileceğin kadar söz ver. Sonra söz verdiğinden daha fazlasını yap.
Oturarak başarıya ulaşan tek yaratık bir tavuktur.
Dalın ucuna gitmekten korkma. Meyve oradadır.
Günün sonunda kendini bir sokak köpeği kadar yorgun hissediyorsan, bu belki bütün gün hırladığın içindir.
Başlamak için en uygun zamanı beklersen hiç başlamayabilirsin. Şimdi başla!. Şu anda bulunduğun yerden, elindekilerle başla.
Gülümsediğinde güzelleşmeyen bir yüz hiç görmedim.
Kimi zaman içindeki o sessiz sese uzmanlardan daha fazla güven
Aerodinamik yasalarına göre o tombul ve tüylü arının hiç uçmaması gerekiyordu. Herhalde bunu ona hiç kimse söylemedi ki, uçuyor.
Zamanlarının büyük bir kısmını para kazanmak ve saklamakla geçiren insanlar sonunda, en çok istediklerinin satın alınamayacak şeyler olduğunu anlarlar.
Mutlu olmanın en garantili yolu bir başkasını mutlu etmektir
Hayatta ya tozu dumana katarsın, ya da tozu dumanı yutarsın
İyi çalışan, sık gülen ve çok seven başarıyı elde eder
İnsanın tüm evrende kesin olarak düzeltebileceği tek bir şey vardır: Kendisi
İnsanlar yalnızca yaşamın amacının mutluluk olmadığını düşünmeye başlayınca, mutluluğa ulaşabilir.
George Orwell
İlk başta anne-babalarımızın çocukları, sonra çocuklarımızın anne-babası oluruz. Daha sonra anne-babamızın anne-babası, en sonunda da çocuklarımızın çocukları oluruz.
MILTON GREENBLATT
Gönderdiği için Canan Mumcu’ya teşekkürler
Tüm sözcükler tükendiğinde insan insanı anlamaya başlar.
Jerzy Lec
Her çocuk sanatçıdır. Mühim olan büyüyünce de öyle kalabilmektir.
Pablo Picasso
Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar çirkindir.
Eflatun
Çoğu zaman babama acıdığımı hissederdim, ona sevdiğimi söylemediğim için. Aslında kendime acıyordum. Benim söylemeye ihtiyacım, onun duymaya ihtiyacından daha fazlaydı.
Trevanian
Hayat bir öyküye benzer, önemli yanı eserin uzun olması değil iyi olmasıdır.
Seneca
Çok kitap okuyana okumuş adam derler. Çok televizyon izleyene görmüş adam demezler.
Lily Tomlin
Zenginliği olmayan adamı, adamlığı olmayan zengine yeğ tutarım.
Plutarch
İnsan yaşadığı anlarda değil yaşamadığı anlarda ihtiyarlar.
İskoçya Sözü
Yağmurlu bir pazar günü öğleden sonra ne yapacaklarını bilmeyen milyonlar, bir de ölümsüzlük isterler.
Susan Ertz
Bir deliyle başederken, yapılacak en mantıklı şey normal rolü yapmak.
Herman Hesse
Yaşamdan korkmayın çocuklar!!. İyi, doğru bir şey yaptığınız zaman yaşam öyle güzel ki.
Dostoyevski
Deha, gerçekte alışılmamış şekilde görmekten başka bir şey değildir.
William James
Hedefe kestirmeden giden yol en tehlikeli yoldur. Çünkü o kurşunların gittiği yoldur.
Jerzy Lec
Erkeklerle köpeklerin ortak yanı odur ki… Elektrikli süpürge çalışmaya başlayınca ikisi de toz olur…
Jasmin Birtles
İnsanlarla yaşamak için biricik yol sabırdır.
Platen Hallermund
Her doğan çocuk, Tanrı’nın insanoğlundan hala umut kesmediği mesajını getirir.
Sir Rabindranath Tagore
Geçmiş ya da gelecek yoktur. Sonsuz bir şimdi vardır.
Cowley
Bir iyiliği yapan değil, iyiliği gören hatırlamalıdır.
Cicero
Denk olmayan birleşmelerin en kötüsü gönüllerinkidir.
Chamort
Büyükler neden mi büyüktür? Biz, dizlerimizin üstüne çökmüşüz de ondan. Artık ayağa kalkalım!
Stirnera
Dünyadaki bütün insanlar, biri dışında aynı fikirde ve o tek kişi karşı fikirde olsa, o tek kişinin iktidarı ele geçirip tüm insanları susturma hakkı ne kadar yoksa, tüm insanların o tek kişiyi susturma hakkı da aynı derecede yoktur..
John Stuart Mill
Sorunlar onları yaratanların mantığı ile çözümlenemez.
Einstein
Savaşı yaşlı adamlar ilan eder, genç adamlar ölür…
Kendi geleceğimizi kendimiz hazırlar, sonra da kader deriz.
Disraeli
En iyi yolu bulmak, en kötüsünü bulmaktan çok daha kolaydır.
Thomas Moore
Aşk köprü kurmaktır. İnsanlar köprü kuracaklarına, duvar ördükleri için yalnız kalırlar.
Newton
Gerçeği bilenler ile onu sevenler hiç bir zaman eşit değildirler.
Confucius
Savaş, bir para israfıdır… Hayatın kazançlarını silip süpürür.
Eugene O’neill
Birinin iyi niyetini istismar etmek, o iyi niyetin başkalarına sunulmasını da yok eder.
Noblese Oblige
Hiçbir söz yoktur ki, eskiden söylenmemiş olsun.
Terence
Tüm mutsuzluklar yokluktan değil, çokluktan gelir.
Tolstoy
Senin bardağını kırdıkları vakitde,komşunun bardağı kırıldığı kadar sakin olmalısın!
Epiktekos
İnsanlar başaklara benzerler.İçleri boşken başları havadadır,doldukca eğilirler.
Montaigne
En büyük zaman hırsızı kararsızlıktır.
C.Flori
Eğer son birkaç yılda önemli bir fikrinizi değiştirip yenisini edinemediyseniz hemen nabzınızı kontrol edin.Ölmüş olabilirsiniz..
G.BURGESS
Biz böyle eğilmezdik çocuklar olmasaydı…
B.Necatigil
İnsan ,ya insan gibi akıllıca söylemeli ; yahut hayvanlar gibi susmalıdır!
Sadi
Kadınlar zayıftır;ama analar kuvvetlidir!
Viktor Hugo
Dünyada sadece iki sınıf insan vardır. Doktorlar ve hastalar.
Rudyard Kipling
Politika kansız savaş, savaş ise kanlı politikadır.
Mao
Kahramanlara tapınma, insan özgürlüğüne en az saygı duyulan yerlerde doruklara çıkar.
Herbert Spencer
Yalnızca akıllılar düşünce sahibidirler. İnsanların geri kalanları düşüncelerinin tutsağıdır.
Coleridge
Dünyayı temelinden değiştirmek isteyen kişi, önce onu yanlışsız olarak anlayabilmelidir.
Milovan Cilas
İnsan hayatında iki feci olay vardır: Biri insanın çok istediği şeyi elde edememesi, diğeri de etmesidir.
George Bernard Shaw
İnsan yaşamak için doğar, yaşama hazırlanmak için değil.
Boris Pasternak
Başarı tek başına elde edilemez. Emeği dokunan herkesle mutluluğu paylaşanlar, daha büyük başarılara ulaşır.
Dr.Faruk Bayülkem
Önce doğruyu bilmek gerekir; doğru bilinirse yanlış da bilinir, ama önce yalnış bilinirse doğruya ulaşılamaz.
Farabi
İnsanları ikna etmenin en iyi yollarından biri onları dinlemektir.
Dean Rusk
Dostluk, toprak bir maşrapa gibidir, önemsiz bir nedenden birdenbire kırılır ve bir daha kullanılamaz.
Cicero
Karanlığa küfretmektense, bir küçük ışık yakın, daha iyi edersiniz.
Andre Gide
Öğrenmenin sınırlarını genellikle kendiniz koyarsınız.
Colin Rose
Evren aynı kalmak için değişir, biz ise farklı olmak için.
John Fowles
Hatırlar mısın, doğduğun zamanları.. Sen ağlarken herkes sevinçle gülüşüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlulukla gülümse.
sabah’tan alıntı
Olgun bir adamı dost edinmek isterseniz eleştirin, basit bir kimseyi dost edinmek isterseniz övün.
Nelson
Özgürlüğü sevmek başkalarını sevmektir, iktidarı sevmek kendimizi sevmektir.
William Hazzlit
Rüyalarınızın gerçekleşmesini istiyorsanız öncelikle uykudan uyanmanız gerek.
A. Siegtried
Derdin ne kadar oturmuş, görünüşün ne kadar mutsuz, yanlışın ne kadar büyük olduğu hiç fark etmez. Sevgiyi yeterli derecede anlamak hepsini yok edecektir.
Emmet Fox
Denizin dibinde incilerle taşlar karışık bulunurlar. Övülecek şeyler de kusur ve yanlışların arasında bulunur.
Mevlana
Önemli olan insanlar, diğer herkesin önemli olduğunun da en çok farkında olanlardır.
Robert Zend
Bir politikacının amacı sürekli iktidar olmaktır. Bu çaba ona çoğu zaman sorun çözme görevini unutturur.
Jean Monnet
Kadınlar erkeklerin güçlü yanlarına hayran olurlar, zayıf yanlarını severler.
Beatrice Brown
Sessizlik, çok kez toplumun değer ve hükümlerini sözlerden daha güçlü olarak belirtir.
Benjamin Disraeli
Devlet yararlı olanı yapmak için vardır, birey ise güzel olanı.
Oscar Wilde
Dün rüya, yarın hayaldir Dünü mutlu, yarını umutlu yapan bugündür. Onun için bugüne iyi bak, Gülümse..
İnsanların elinden hayalleri alınacak olursa, başka ne zevkleri kalır?
Foostenelle
Başarı ruh halinizle bağlantılıdır. Başarılı olmak istiyorsanız, kendinizi başarılı biri olarak görmeye başlayın.
Dr.Joyce Brothers
Kendinizi temiz ve parlak tutsanız iyi edersiniz; çünkü arkasına geçip dünyayı görmeniz gereken pencere sizsiniz.
George Bernard Shaw
Düşmanlarınızı daima bağışlayın, hiç bir şey onların bu derece canını sıkmaz.
Oscar Wilde
Mutluluk, gençlikte beklenmedik şeylerde, yaşlılıkta ise alışkanlıklarda aranır.
P.Courty
Başkalarının yanlışlarından öğrenmeliyiz. Hepsini kendimiz yapacak kadar bol zamanımız yok.
Grucho Marx
Unutma ki, ağzında bal olan arının, kuyruğunda da iğnesi vardır.
John Lyly
Her ruh, yeniden düzenleme ihtiyacı duyan bir melodidir.
Stephane Mallarme
Ne yazik ki, vücudun çökmesi, zekanın olgunluk zamanına rastlar.
Ahmet Haşim
Felaketler karşısında dayanıklı durmak ve kader diyerek eğilmemek, kahramanlıkların en büyüğüdür.
Fenelon
Aptallığın en büyük kanıtı, aynı şeyi defalarca yapıp farklı bir sonuç almayı ummaktır
Einstein
Bende bir yumurta var. Sende bir yumurta var. Eğer, sen bana bir yumurta verirsen, ben sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta Bende bir yumurta olur. Şayet, sende bir bilgi var. Bende bir bilgi var. Ben sana bir bilgi verirsem, sen bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, Bende iki bilgi olur.
Konficyus
Büyük iyilikleri tanımak için, küçük kötülükleri tanımamız gerekir.
J.J.Rousseau
Mutlu kişi belirli koşullara değil, belirli yaklaşımlara sahip kişidir.
Gerçeğe yardım ediniz. Gerçek size yardım etmekte gecikmeyecektir.
H. Newman
Nefretin kök salması, tıpkı kötü ün gibidir: yok edilmesi zordur.
Baltasar Gracian
Hiç bir zaman çıktığın kapıyı hızla çarpma, geri dönmek isteyebilirsin.
Don Herold
Gerçek keşif yeni topraklar bulmakla değil, yeni bir gözle bakmakla ilgilidir.
Marcel Proust
Her güçlük, içinde aynı büyüklükte veya daha büyük bir faydanın tohumunu barındırır.
Napoleon Hill
İnsan yaratılıştan iyidir. Kötülüğe yönelişi, dış etkilerdendir.
Lu Wang
Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir.
Pascal
Bir kadının yeniden evlenmesi, onun ilk kocasından nefret ettiğini gösterir. Bir adamın yeniden evlenmesi, onun ilk karısını çok sevdiğini gösterir.
Oscar Wilde
Akıllı bir insan kazandığı paranın bırazını, aldığı nasihatın ise birçoğunu bir yana koyar.
Harry Carns
Haksızlık sadece bir tarafta olsa davalar uzun sürmezdi.
La Rochefoucauld
Kişilik, kendi öz düşmanını kendi öz yuvasında barındırır.
Bergson
Herkesin aynı şeyi düşündüğü bir ortamda hiç kimse hiçbir şey düşünmüyor demektir.
Walter Lipmann
Dert bir olsaydi aglamak kolaydi…
atasözü
Olumlu ve coşkuluysanız, insanlar sizinle zaman geçirmek ister.
Jeff Keller
Tilki, kümesi iyi tanıyor diye bekçi yapılr mı?
Harry Truman
Alıcılar almaz, vericiler alır.
Eugene Benge
Öyle horozlar vardır ki, güneşin onlar öttüğü için doğduğunu sanırlar.
Atasözü
Sahip olduğunuz koşulları değiştirmek için, önce farklı düşünmeye başlayın.
Norman Vincent Peale
İnsanın en büyük hatası şudur; kendini olduğundan büyük görmek ya da kendine hak ettiğinden az değer vermek.
Goethe
Bir iyiliği yapan değil, iyiliği gören hatırlamalıdır.
Cicero
Keyifler değildir yaşamı değerli yapan. Yaşamdır, keyif almayı değerli kılan.
Bernard Shaw
Kızgınken karar veren, fırtınalı havada yelken açan bir insandır.
Euripides
Gençlikte sevmek için yaşarız, yaş ilerledikçe yaşamayı severiz.
Saint Euremond
Kendisini başkalarının kurtarmasını bekleyen kişiler yalnızca kölelerdir.
Voltaire
Düşünmek kolaydır, yapmak zordur. Dünyada en güç olan şey de düşünüleni yapmaktır.
Goethe
Gerçeği bilenler ile onu sevenler hiç bir zaman eşit değildirler.
Confucius
İnsanları ikna edemezsen akıllarını karıştır.
Harry S. Truman
İnsan vardır ki söylediği sözlerle büyür, söz vardır ki, söyleyen insan yüzünden büyük görünür.
Ismail Habip Sevük
Sorumluluk, yalnız ortası görülebilen bir sicime benzer, iki ucu görünürde yoktur.
John Mc. Crac
Siyasi alanda tutkular ve inanışlar, pek az da düşünceler çarpışır.
Gustave Le Bon
Sevgi insanı birliğe, bencillik de yalnızlığa götürür.
Schiller
Sarhoşluk kusur yaratmaz, kusurları açığa vurur.
Seneca
Mutlu olmak istiyorsan, kendini başkalarıyla karşılaştırma.
James F. Cooper
Uyanık bir tek adam, uyuyan binlerce kişiden daha güçlüdür.
S. Carnot
Her yeni fikir, başlangıçta diğerleri arasında azınlıkta kalır.
Thomas Carlyle
Soyulduğu halde gülen adam hırsızdan bir şey çalmış demektir, boş yere üzülen ise kendi kendini soyar.
William Shakespeare
Hayat tramvay gibidir… Tam yer bulmuş, oturacakken bir de bakmışsın son durağa gelmişsin.
Camillo Sbarbaro

ÇEŞİTLİ ANİMASYONLAR


ANİMASYONLAR ve birkaç ÖNERİ

Gözünüzün önüne iyi bakın!!

Sigara içmeseniz çok iyi olur !!

Gül ki yüzünde güller açsın !!

Kaldıramayacağın yükün altına girme !!

Asık surat işe yaramaz!!

Kendini asla dağıtma!!

Korkunun ecele faydası yoktur !!

Kaba kuvvetle hiç birşey hallolmaz!!

Hayat çok kısa gül ve oyna !!

Her şeyi kafaya takma !!

Herşeyi iyi düşünerek yap!!

Rahatına bak, bol bol dinlen!!

Kendini fazla yıpratma!!

Keskin sirke küpüne zarar verir!!

Çokta meraklı olmak iyi değildir!!

Fazla duygusal olma!!

Hep yeni fikirler üret!!

Çocukları sevindirmek çok iyidir !!

Dengeyi hep koru !!

Kimseyi boş yere kızdırmayın !!

Herkezle iyi dialog içinde olun !!

Yediğinize içtiğinize dikkat edin!!

Doğaya sakın zarar vermeyin !!

Nerede olursanız olun bağları koparmayın !!

Kendi kendinize konuşmayın yoksa ….. DERLER !!

Mutluluğa hızlı adımlarla koşun !!

Milletin içinde burnunuzla oynamayın !!

Sevdiğinizi çiçekle sevindirin !!

Aman diş sağlığınıza dikkat edin !!

Egsersizlerle vücudunuzu diri tutun !!

Dostlarınızla hep haberleşin !!

Boşyere milletin kafasını şişirmeyin !!

Saygıda hiç bir zaman kusur etmeyin !!

Sakın şeytana uymayın !!

Araba kullanırken başka şeyle meşgul olmayın!!

Bilgisayar problem yaparsa sinirlenmeyin !!

Ateşe körükle değil söndürücüyle gidin !!

Çok kırıtma kırılırsın!!

Peşinden gitme kazıklanırsın!!

Ağacı hep kendine doğru yontma!!

Aç ayı oynarmı? tabiki oynamaz!!

Dişcinin zulmünden kurtulmak istiyorsan fırçala!!

Herşeyede kafa sallanmazkii!!

Kimseyi olur olmadık şeylere sıkboğaz etmeyin!!

Nikotinin çağrısını ignore edin!!

Hiç bir zaman bilmediğiniz halayda baş çekmeyin!!

SEVGİYE DAİR SÖYLENMİŞ SÖZLER…



Seni seviyorum kelimesini benden başka, sana kimse söylemesin, yalnız bana sakla dudaklarını, seni benden başka kimse öpmesin.

Bir deniz düşün, susuz. Bir insan düşün, mutsuz. Bir gece düşün, uykusuz. Bir bahar düşün çiçeksiz. Bir de beni düşün, sensiz.



Kirpiklerindeki bir damla yaş süzülürse yanaklarından dudaklarına ve sen o serinliği biriyle paylaşmak istersen, yüzünü rüzgara çevir, ben o rüzgarda olacağım.
İnsanın yaşadığı cok zor günler vardır, bazen mevsim kara kış, bazen mevsim bahardır, sevecen yüreklerde yaşatılan anılar, sessizce söylenen şarkılardır.
Bazen en yüksek tepelerden ,uçsuz bucaksız denizlere, bırakmak istiyorum bedenimi sonra düşünüyorum, içimde sen varsın , ya sana birşey olursa.
Biraz seni bilirler, biraz beni.
Ama ne bilirler bu delinin seni ne cok sevdiğini.

Sen en büyük sevgiyi hakedecek kadar mükemmel, Herkesin sevmeyi hakedemeyeceği kadar özelsin.

Ne içimde seni unutmak gibi bir his var, ne de aklımı körükleyen bir rüzgar, ne seni görmeyecek kadar güçlüyüm, ne de görmeye dayanacak kalbim var.

 Denizler sonsuzdur ama sevgim kadar değil, güneş ısıtır ama senin kadar değil, herkes seni sever ama benim kadar değil.

Bütün gün uyuyorum diye bana deli diyorlar.Budalalar rüyamda seni gördüğümü bilmiyorlar.
Umutlardır insana geleceği bekleten,  gözyaşıdır insana derdini döktüren,Ağlamak istemezdim sakın yanlış anlama,Aşktır insani dertli söyleten.

Gökyüzü benim için ağlıyor,Gözlerim ümitsizce seni arıyor,dudaklarım senin ismini sayıklıyor,kollarım seni sarmak istiyor ve kalbim yalnız senin için atıyor.

Gözlerin nehir,kaşların köprü olsa,tam ortasından geçerken ipler kopsa ve ben yanaklarından süzülup düşsem dudaklarına,beni Öper misin? Yoksa gözyaşı gibi siler misin? …
Beni ateşe at vücudum yansın, sadece kalbimi bırak, çünkü; orda sen varsın.

Kalbim kırık dökük ve de yaralıdır.Tamirat dolayısıyla geçici bir süre yeni aşklara kapalıdır.
Yüksek olur gemilerin direği
yanık olur sevenlerin yüreği

Bir kum bir mutluluk tanesiyse bütün sahiller senin olsun birtanem

Dünya güzel olsaydı
doğarken ağlamazdık
eğer memnun kalsaydık
ölürken ağlamazdık
Yaşamın en büyük dramı
insanların yok olması değil
aşktan vaz geçmeleridir

Hayat gözlerinde yaş değil dudaklarında
kahkaha olsun bir tanem

Sevme sevsinler
aldanma aldatki
kiymetini bilsinler
Bir yuva yıkmaktansa
benim gençliğim hayallerim
mutluluğum yıkılsın

En güzel aşk gül gibi açanı,
mutluluk saçanı değil; ayrılıksız olanıdır

Korkunun olduğu yerde
sevgide yoktur..
İsyan etme gökyüzüne
benim kadar ağlayamazsın

Mazinin üstüne yağsada karlar
hatıralar daima kalplerde yaşar

Bir kerecik gülmek için
mutlu olmayı beklersen
bir kerecik gülmeden ölürsün.
Ölmek unutulmak değil
unutulmak ölmektir

Aşk bir trafik kazasıdır
en yakın hastane nikah masasıdır

Dökülen yapraklar gözyaşlarınıza
yeşeren yapraklar
umudunuza ortak olsun.
Bana seni unut dediler
unuttum ama seni değil
unut diyenleri

Dökülen yaprakları gözyaşlarınıza
yeşeren yapraklar umudunuza ortak olsun.

Gözlerimden akan yaşlar delilim söyleyen dil masumiyetim sensiz geçen günler şahidim olsunki seni daima seveceğim. Bir umut değilmiki bizi hayata bağlayan bir sevgi değilmiki bizi yıllardır ağlatan fakat ayrılık değilmiki sevenleri ölümü tattıran.

Hayat bir güldür elbet solacak
sırtıma kara topraklar dolacak
bu cansız yazılar birer hatıra kalacak.

Ağlamanın verdiği huzuru gülücüklerin getireceği mutluluğa degişme çünkü her mutluluğun bir günahı vardır. Yağmur niye yağıyorsun kaldırımlar sokaklar ıslak amacın beni ağlatmaksa benim gözlerim zaten ıslak

Seni Bir Serçenin GözyaşLarı
Kadar Sevdiğimi Biliyormuydun,
Bu Sevgim Sana Az Gelecek
Ama Bilmediğin Bir Şey Var
Serçeler Ağladığı Zaman Ölürler

Bir Gece Ay Bana Sordu ‘neden Seni Ağlatan Bir Kızla Berabersin? Aya Baktım Ve Dedimki’ Sen Hiç Gökyüzünden Vazgeçebilirmisin… AşKın Bütün Iklimlerinde Sevdim Seni, Gün Oldu Yaşanmamış Hüzünler ısmarladım Gözlerime, Gelinmez Yollardan Geldim, Senin Için!

Gülmek Için Mutlu Olmayı Bekleme,
Belki Mutluluk GülüşÜnde Saklıdır,
sakın Ağlayım Deme
Bilki Biryerlerde Senin Bir Tek
GülüşÜn Için Yaşıyan Vardır….

Sana Ne Demeliyim Bilmiyorum GüneşIm Desem Güneş Batıyor, Hayatım Desem Hayat Kısa, Gülüm Desem Oda Soluyor, Sana Canım Demeliyim Çünkü Bu Can Seninle Yaşıyor.. “dost”vurulunca Değil Unutulunca Kahrından Ölürmüş,biz Dostlarımızı Kır Çiçekleri Gibi Avuçlarımızda Değil!”kurşUn Yarası”gibi,yüreğimizde Saklarız..!

Tatlı Biri Vardı Sevilmeye Değer,
güzel Biri Vardı Görülmeye Değer,
iyi Dostlar Vardı Özlenmeye Değer,
ama Biri Varki Can Vermeye Değer,
mesajımı Okuyorsa Eğer…

Sakın Üzülme Ama Sana Bir Şey Söylicem Dün Doktora Gittim Böbreğimde Taş Ciğerimde Kum Kalbimdeyse Seni Buldular Nasıl Yerinden Memnunmusun Bebeyim? Birsoluk Kadar Yakın Biryıldız Kadar Uzak Derlerdi Sevgi Için. Uzanırsın YetişEmezsin,yetişIrsin Dokunamazsın, Dokunursun Vazgeçemezsin,vazgeçersin YaşAyamazsın

Dünyada 3 Yanlış Yaptım
Doğmak,büyümek.yaşAmak.
bir Tek Doğru Yaptım O Da Seni Sevmek.
ama UnutmuşUm Ki 3 Yanlış
1 Doğruyu Götürüyor Canım

Koca Bir Çölde Bir Kum Tanesi Olmak Yada Büyük Bir Okyanusta Bir Su Damlası Olmak Ama Engüzeli Milyonlarca Insanın Arasında Senin Sevgilin Olmak… Acının Umutları Yok Ettiği Anda, Umutları YeşErtecek Bir Sese Bir Sevgiye Ihtiyaç Duyarsan, Ben Bildiğin Yerde Bildiğin Gibiyim…

Mutluluk Bankasının Sağlık
Ve Güzellik Şubesindeki 2001 Nolu Hesabına
365 Gün Daha Sevgi Ve Mutluluk Yatırdım
Güle Güle Kullan Bebeyim…

Korkma Sakın Gecelerden Pencerende Yıldız Gibi Parlayacağım, Uzaklarda Yalnızsın Sanma Sakın,nefes Gibi Içinde,gölgen Gibi Arkanda, Can Gibi Canındayım Bebeyim. Acının Aramızda Mesafeler Ne Kadar Uzun Olursa Olsun Sonsuzluğa Giden Tüm Yollara Adını Yazdım Hangi Yoldan Geçersen Geç Seni Sevdiğimi Okuyacaksın…..

Seni Bir Serçenin GözyaşLarı Kadar
Sevdiğimi Biliyormuydun,
Bu Sevgim Sana Az Gelecek
Ama Bilmediğin Bir Şey Var
Serçeler Ağladığı Zaman Ölürler…

Canım Sana Memleketin Kıskanacağı Kadar Mutluluk,tıbbın Sarsılacağı Kadar Sağlık,tarihin Yazamicağı Kadar BaşArı,ve Kimsenin Veremeyeceği Kadar Sevgi Yolluyorum Sevgilerin Engüzeli Seni Sevmek, Özlemlerin Engüzeli Seni Özlemek Ve Hayatın Tadı Sabah Kalktığımda Senin Var Olduğunu Bilmek…

Bir Bakıp Gözlerime Her Şeyi Anlarsın
Ya Benimle Kederlenip Benimle Ağlarsınya
Şu Karanlıklar Umrumda Değil Batmayan Güneş
Gibi Içimde Sen Varsın Bebeyim…

Öyle Senden Çok Uzakta Değilim! Görmesini Bilen Gözlerin Bakışındayım,belki Sana Yakın Bir Yerde. Çarpan Kalbinin Her Atışındayım.. Seni Seviyorum Kelimesi Kimilerinin Ağzına Şımarıkça Doldu. Kimilerinin Ağzında Olmaz Oldu. Bazen Söyleyen Sevgiyi Bilmez. Bazen Söylenen Sevgiyi Haketmez…

Sen Çatlayan Dudağımda Bir Damla
Su Içimdeki YaşAma Tutkusu Avuçlarıma
DüşEn Kar Tanesi. Sen! Sevgilim,
Sevdiğim, Taptığım, HerşEyimsin

Ruhumun En Güzel En Temiz Ve En Derin KöşEsinde Sen Varsın Sadece Benim Bildiğim Ve Bana Ait Olduğun Sürece Orda Kalacaksın Bitanem… Hayatta Iki Şeye Değer Verdim! Biri Özgürlüğüm Biride Sen, Özgürlüğüm Için HerşEyden Vazgeçtim, Senin Içinse Özgürlüğümden

Affetme Beni Sensiz Gülersem,
affetme Senden Birsey Gizlersem,
askin Ecel Olsa Bile,
affetme Senden Sonra Can Verirsem

Gül Filizlendiği Günden Itibaren GüneşE Aşıktır.her Ne Kadar Güneş Her Gece Ayın Görkemine Kapılıp Gülü Bıraksada Gül Asla Yıldızlara Kanıp GüneşI Unutmaz… Idam Makumuna SormuşLar Sonarzun Nedir? Benimki Huzurlu Ölmektir.oda Sevgini Hissetmekle Oluyor.lanet Olsunki Sonarzum GerçekleşMiyor Darağacında Asılı Kaldım.

Bir Romanım Var Okuyupta Bitiremediğim.
hayallerim Var Hükmedemediğim.
Bir Sensin Merhaba Deyipte
Elveda Diyemediğim!

Sevmek Cay Gibidir Sevilmek Seker,bizim Gibi Garipler Cayi Sekersiz Icer…. YaşAmın Kaynağı Sevgiyse Eyer Sevgi Bir Tutkuysa Tutku Bir Amaçsa Amaç BirşEyleri PaylaşMaksa PaylaşMak Dostluksa Ve Dostluk Hatırlanmaksa Herzaman Aklımdasın..

Dün Rüya Yarın Hayaldir.
Rüyayı Mutlu Hayali Umutlu Yapan Ise Bugündür.
Öyleyse Bugünün Değerini Iyi Bil.
Günün Selamını Al Çünkü O Selamda Ben Varım.

Bir Çember Olsa, Ortasında Sen, Sana EşIt Her Noktada Ben, Sen Her DönüşÜnde Beni, Ben Her Bakışımda Seni Görsem! Yüreğim Hafif ıslaktır Kuytu KöşElerde Ağlamaktan Ve Rengi Hafif Uçuktur, Kurusun Diye Kaç Kez GüneşE Asmaktan…

Sen Engin Acılarla Kavrulan Biçare
Yüreğimde Sevgi Dağının Doruğundaki
ErişIlmez Buzulu Eriten
Kızıl GüneşImsin…

Birgün Dudakların Kurursa Okyanusu Getiririm Sana Aksam Ayazında ÜşÜrsen GüneşI Getiririm Sana Eyer Gönlün Bir Sevgi Ararsa Kalbimi Söküp Getiririm Sana Bir Rüzgarla Yağan Yağmurun ıslak Toprağa KarışAn Bir Böcek, Yüreğindeki Kanın Savrulup Yıldız Olduğu Gökyüzü Kadar Çok Seviyorum Seni Bebeyim..

AkşAmın Son Bulan Ufuklarında,
güneş Damla Damla Erirken.
Hayatta Kalan Tüm Duygularımla Sana Sesleniyorum
senİ Sevİyorum..

Ne Seni Unutacak Kadar Zaman Geçecek,nede Zaman Seni Unutmaya Yetecek,bırakıp Gitsende Unuturum Sanma,zaman Alışmayı Öğretir,unutmayı Asla… Gözlerin Nehir KaşLarın Köprü Olsa Tam Ortasından Geçerken Ipler Kopsa Yanagından Süzülüp DüşSem Dudagına. Beni Öpermisin Yoqsa Bir Göz Yaşı Gİbİ Silermisin.. ?

Dün Gece Uyurken Bir Melek Gönderdim
Seni Izlemesi Için;umduğumdan Da Çabuk Geldi
Sordum Neden Döndün?dediki:
bir Melek Başka Bir Meleği Izleyemezki..

Kalbimin Senden Çektiğini Abd.usema Binladinden Çekmedi,yüreğimin Teröristi! Dünya BirleşSe Seni Yok Edemez. Akıbetim Ikiz Kulede Olsa Yine Seni Seveceğim. Dostluk Aglamaksa,yüregimdeki Acıyı PaylaşMaksa,üzüldüğümde Sıcak Bir Kucaksa Ve Dostum Için AteşE Atılmaksa,dünya Durana Bu Ruh Ölene Dek Dostumsun.

Sevgİ Yüksek Tepelerde Açan Çİçeğe Benzer.önemlİ Olan Onu Kopartmak Değİl,ömür Boyu YaşAtmaktir!

Balıkların Askını Bilirmisin Ben Bilirim Hic Dokunamazlar Birbirlerine Ama Yüreklerinde Hissederler Sevgiyi Bende Sana Hic Dokunamıyorum Ama Hep Kalbimdesin Sevgi Tıpkı Birgül Gibidir, Rastgele Tutarsan Dikenleri Eline Batar, Yaprakları Açarsan Içindeki Duyguları Akar, Tutmasını Bilirsen O Gül Sana Tapar!!!

Kendine Öyle Birini,bulki Sen Onun Için Ölmeyi DüşÜnürken O Senin Için Ölmüş Olsun.

Sevgi Etrafındakileri Feda Edebileceklerle Ölçülüyorsa Dön Etrafına Bir Bak,gördüğün Her Şeyi Feda Edebilirim,ama Sakın Aynaya Bakma….! Bizim Isyanımız Sokaklara Güzelim…kaldırım TaşLarında Aç Yattığımız Zamanlara… Bizim Isyanımız Senin Gibi Kahpelere Güzelim Sevip Terk Edildiğimiz Zamanlara

Kalbin Beni Silse,çabucak Unutsada O Sıcak Ellerin Başka Birini Tutsada Yıllar Gözyaşlarını Bensiz Kurutsada Mahşerde Benimsin Bunu Sakın Unutma!!

Yaşamak Özlemsiz, Özlem Sevgisiz, Sevgide Sensiz Olmaz.unutmaki Sevilmek Herzaman Beraber Olmak Değil, Sensizken Bile Seninle Olabilmektir… Gölgeler DüşSede Yüreğinin Üstüne,günneşIni Sakın Söndürme…eğer Umut Yoksa YaşAm Çok Uzak Kalır Insana…unutma;senden Bİr Tane Daha Yok Bu Dünya Da..

Geceleri Uzaklara Cığlık Olur Sesim Denizden Cıkan Yosun Kokusundan Keskin Sana Özlemim Bu Sabah Senin için Aralandı Gözlerim
“gunaydın Herşeyim”

Her Aklıma Geldiğinde KöşEye Bir Yıldız Atıyorum,şImdi O Kadar Çok Yıldızım Olduki Artık Benimde Bir Gökyüzüm Var:)) Hayat Bu Nelere AlışMadıkki Kaygıya,tasaya,kedere,meteliksiz Gezmeye Ama En Kötüsüde Sevipte Sevilmemeye….

Tatlı Biri Vardır Sevilmeye Değer, Güzel Biri Vardır Görülmeye Değer, Dostlar Vardır özlenmeye Değer ama Biri Vardır Can Vermeye Değer;
Mesajımı Okuyorsa Eger…

Seni Sevdiğimi Bi Türlü Anlamıyorsun….benim Anlayamadığım Da Seni Neden Sevdiğim… DertleşMek Için 1 TuşLa,birisine Sarılmak Için 2 TuşLa,eğlenmek Için 3 TuşLa, Mutlu Olmak Için 4 TuşLa,hepsini Istiyorsan Benim Numaramı TuşLa

Eğer Geceler Seni Sevdiğim Kadar Uzun Olsaydı Dünya GüneşE Hasret Kalırdı…

Elimde Denizden Çaldığım Bir Midye Denizden Öyle Uzak Ki Tıpkı Seninle Ben Gibi Aramızdaki Tek Fark Midye Denizin Ben Senin Hasretinle Yaşıyorum Bir Pınarsın Içilen Ama Hiç Kanılmayan,seveni Yanıltmayan Sevince Yanılmayan Özleyen Sen,özleten Sen,özlenen Sen!varken Dokunulmayan,yokken Dayanılmayansın..

Seni Bir Serçenin GözyaşLarını Sevdiği Kadar Seviyorum. Diyeceksin O Kadar Azmı Diye Ama Unutma Serçeler Ağlarsa Ölürler Bİtanem

Sen Bir Pınarsın İçilen Ama Kanılmayan Seveni Yanıltmayan Sevince Yanılmayan Varlığına Doyulmayan Yokluğuna Dayanılmayan Dünyadaki Tüm Ağaçlar Kalem Olsa Ve Tüm Denizler Mürekkep Yinede Sana Olan Sevgimi Anlatamam…

Her Vazgeçişlerin Bir iç Hesaplaşması Ve Bir Mağlubiyeti Vardır!,ama Her Vazgeçen Kaybetmiş Değildir!,biliyorum Kazanmak için Bazen Çekip Gitmek Gerekir

Bildiğim Tek şey Benim Hiçbir şey Bilmediğim… Bilmediğim Tek Şey ise Aşktır…. çünkü Aşkın Zaman Ve Mekanı Yoktur….. Bİr Sen Varsın Aklımda, Bİrde Yalnızlkk Yanımda, Bİr Senİ Sevdİm Delİce Bİrde Ölümü Seçtİm Senİn Yokluğunda…

Düşünmek Bazen Yanında Olmaktan Daha Fazla Zevk Verir insana..özlem Duyarsın,değer Biçersin,kısacası Seviyorum Dersin O Seni Duymasada…

Biliyorum Sen Güneşsin Etrafında Binlerce Gezegen Var,ama Sende Biliyorsun Ki Ben Dünyayım Ve Bir Tek Bende Hayat Var Ben Her Gece Sen Uyurken Dalga Olup Vururum Sahile, Rüzgar Olup Esiyorum Sessizce, sen Uyurken Yüreğim Geliyor Seni Örtmeye Bensizken Üşürsün Diye….

Neden Durmadan Yağıyorsun Yağmur!?neyi ıslatmak Istiyorsun!?cadde ıslak,kaldırım ıslak!gözlerimi ıslatmak Istiyorsan Eğer Onlar Zaten ıslak….

Hani Kardelen Göğe Aşık Olurda Başını Toprağın Altından Çıkarır Ya, zemherİ Yüreğim Derki; Yüreğinde Kardelen Kadar Cesaretin Yoksa Sakın Aşık Olma… Bir Gün Yaşlı Gözlerle Gelip,ben Mi Dünya Mı Diye Soracaksın. bense Dünya Diyeceğim.sonra Yaşlı Gözlerle Çekip Gideceksin Ama Bilmeyeceksin Ki Tüm Dünyam Sensin

Ağlarken Başını Dik Tutki Gözyaşların Ağladığın Kişi Gibi Aşağı Düşmesin

Unutma Birlikte Yaşayabileceğin Değil Onsuz Olamayacağın Biriyle Ol.geldiğinde Boşluk Dolduran Değil Gittiğinde Yeri Doldurulamayanlardan Ol. Gözlerin Dalarsa Bilki Düşündüm Seni,kulağın Çınlarsa Bilki Andım Seni,gece Uyanırsan Bilki Resmini Öptüm,gözlerin Yaş Damlarsa Bilki Sensiz Öldüm

Aşkım Çılgın Dalgalar Kadar Deli , Engin Denizler Kadar Sonsuz , Durgun Sahiller Kadar Masumdur Benim!!!

Uçurumdan Düşerken Tutunacak Dalım Olsan Ölmekten Değil Seni Kırmaktan Korkarım… Özlemek Güzeldir, Özlüyorsa Özlenen. Beklemekte Güzeldir, Bekliyorsa Beklenen. Sevmek ! O işte Herşeye Bedeldir, Seviyorsa Sevilen Seni Seviyorum Diyen Dillere Değil Senin için Ağlayan Gözlere inan << G Ü L Ü M <<

Insan Birkez Ölür, Ölü Bir Kez Gömülür, Gerçek Sevgiler Ne Ölür Nede Gömülür…

Ne Seni Unutmak Gibi Bir Çaba Var içimde Nede Aşkımı Körükleyen Bir Rüzgar,ne Seni Görmeden Durabilecek Kadar Güçlüyüm Nede Görmeye Dayanacak Kalbim Var… Içinde Bilemediğin Bir Burukluk Hissedersin. gece Seni Geçmişe Götürür.dostların, arkadasların Sanki Yanında Gibidir. aslında Çok Uzaktadırlar. Özler, Özlersin!…

Yalan Doğrudan, Karanlık Aydınlıktan Kaçar. güneş Yanlızda Olsa Etrafa ışık Saçar; üzülme Iyilerin Kaderidir Yanlızlık: Kargalar Sürüyle Uçar Kartallar Ise Yalnızdır.

Dünyada iki Gül Olsun. biri Kırmızı Diğeri Beyaz Olsun. sen Beni Unutursan kırmızı Güller Solsun, ben Seni Unutursam Beyaz Güller Kefenim Olsun… Bu Akşam Yıldızlarla Yakamozları Sevişirken Yakaladım. Imrendim Onlara Bukadar Uzak Olmalarına Rağmen Böyle iç içe Olmalarına!

Sen Depremle Girdin Gönlüme, Fay Hattı Çizdin Yüreğime, Enkazlar Bıraktın Üzerime, Artçılar Hala Devam Etmekte, Özlenmektesin Bi-tanem 8.4 Şiddetinde.

Seni Uzak Kumsallardaki Kumları Sayacak Kadar Değil O Her Kum Tanesinin Üzerine ismini Yazacak Kadar Seviyorum. Ne Kafama Göre Bir Kız Bulabildim, nede Kızların Istediği Kadar Basit Olabildim. kız Dediğin Istanbul Gibi Olmalı Feth Edilmesi Zor,fatihi Tek Olmalı……

Bir Delinin Seni Öpmesine izin Ver Ama Bir Öpücüğün Seni Delirtmesine izin Verme

Sen Cehennem Olsan Sanma Ki Senden Vazgeçerdim. sana Kavuşmak için Kimbilir Ne Günahlar işlerdim. Sevilmekmi?’hiç Tanımadım Ki..’ ya Gülmek? ‘çoktan Unuttum’.. Yaşamak Mı?’ Boş Ver.. ‘aşK Ne Mi? ‘büyük Bir Yalan’.. mutsuzluk Mu? ‘o Benim Dünyam…

Bir Dost Yüzüne ihtiyac Duyduğun Da Geceleri Yıldızların, Gunduzleri ise Bulutların Arkasında Sana Gülümsüyor Olacağım…

Sakın Sevmekten Korkma, kurşun Sesi Kadar Hızlı Geçer Yaşamak, ama Öyle Zorki Kurşunu Havada, sevdayı Sıcacık Yürekte Tutmak…

Bir yudum mutluluk, Peşinden koşuyorum, ne olacak halim bilmiyorum, Sevmişim seni bir kere, Doyamadan gidiyorum …

Her gün sevda çekipte, Gülünmüyor değilmi, Bir guzelden başkası, sevilmiyor değilmi, Seni asla unutamam, Sensiz olamam diyordun, Hani bensiz olurdun, Olunmuyor değilmi??

Damdan düşer gibi hayatıma girdin, beni deli divane ettin, sucum neydi ki, beni kendine bu kadar aşık ettin

Gönlüme taht kurdun, Gönlümün sultanı oldun, Gece gökyüzünde parlayan yıldızım, Sabah ise ruhuma doğan güneşim oldun Sen seni özleyenin özleminden habersiz özlemle özlenmektesin sen varya sen,özlemlerin içinde en çok özlenensin!!

Bir sabah uyandığında Güneşi göremezsen yanında, sakın gözlerini kapatma; Yıldızlarıda kaybedersin yoksa…

Seni nekadar sevdiğimi birbilsen sende uzayı gören insanlardan biri olurdun… İnsanlar hep birilerinin peşinden koşarlar, ama dönüpte kendi peşlerinden koşanlara hiç bakmazlar

Gülü birgün, Seni hergün, Gülü soluncaya kadar, Seni ölünceye kadar seveceğim…

ONUN ÜZÜNTÜSÜNÜ PAYLAŞIP..ONUN İÇİN AĞLIYORSANIZ BU AŞKTIR…O OLMADAN ONU DÜŞÜNUP AĞLADIĞINIZ OLDUYSA ..O DA AŞKTIR. Hissedince sana vurulduğumu baharda kuş olup uçasım gelir, bakınca o güzel gözlerine hasreti bir anda silesim gelir ama ne çare birtanem ne çare ne kuş olup uçabilirim nede hasreti silebilirim ama inan bana birtanem inan seni bir ömür boyu Sevebilirim…

Dava:
Bir aşk hikayesi
Davacı: Yalnızlık
Davalı: Ayrılık
Şahit: Yeminler
Suçlu: Sevgilim
Ceza: Sonsuza dek seveceğim

ZAMAN GECE YARISI ISLAK GÖZLERİM, CAMDA BELKİ GELİR DİYORUM,HANİ BİR SARKIMIZ VARYA ONU SÖYLÜYORUM VE SENİ ÖLESİYE SEVİYORUM.. Bir su gibi Berrak , bir çicek gibi sevgi yüklü , Gökyüzü gibi yalın okyanus kadar derin kelimelere sıgmayacak kadar büyük bir SEVGİMİZ oldugunu sakın UNUTMA !

Sana olan aşkım sağır bir ressamın kristal bir yüzeye düşen gül yapragının çıkardıgı sesi çizdiği zaman bitecek

Kalbimde 3 çiçek yetiştirdim.Sevmek,sevilmek ve beklemek.Sen bunlardan ikisini kopardın.Bana sadece biri kaldı beklemek beklemek beklemek… Gece midir insanı hüzünlendiren, yoksa insan mıdır hüzünlenmek için geceyi bekleyen? Gece midir seni bana düşündüren yoksa ben miyim seni düşünmek için geceyi bekleyen ?

Hacca gitsem, orada bile Tanrıdan çok seni düşünürüm…

Ben seni sevmek için değil sevmenin nasıl olduğunu gör diye sevdim sen benim alın yazımsın Bir insanın idealleri olmalı sonsuzluk gibi, bir insanın özlemi olmalı özlemle açan çiçekler gibi, bir insanın birtanesi olmalı oda senin gibi..

Cama vuran her damlada bir tek sen varsın ne istiyorum biliyormusun her gün yağmur yağsın!!

DEMEDİM Mİ BU HASRET BİTİRİR SENİ.
AY DOLANIR GİDER,YALNIZ KALIRSIN.
HERGÜN YENİ BAŞTAN DAĞILIR,UFALIRSIN.
DEMEDİM Mİ YÜREĞİM BÖYLE SEVME DİYE!
BAŞKASINA KENDİNDEN FAZLA DEĞER VERME,YA ONU KAYBEDERSİN YADA KENDİNİ MAHVEDERSİN

AŞK BİR ELMALI ŞEKERE BENZER,, BİTINCE SAPI KALIR

Ne senden vaz geçerim, ne düşlerimden, nede gözlerimi kaparım hayalinle yaşarken, inan hayatı seni bana verdiği için, seni ise hayatıma anlam verdiğin için seviyorum!! Gitmek mümkün olsa gitsem uzaklara, sevmesem seni yaksam yüreğimi, savursam küllerimi dağlara denizlere , yeşerirdi küllerim sana olan sevgimle..

Elimde denizde bulduğum bir midye var, denizden o kadar uzakki tıpkı seninle benim gibi.Ama arada tek fark var o denize sen bana aitsin.

Yastığımla uykumu başbaşa bıraktım, sırf seninle yanlız kalabilmek için! Bu da yetmedi kendimide bir kenara bıraktım şimdi burda yanlız sen varsın!!! Ölsen bile benden kurtulamazsın. Kefen olur bedenini sararım.Yağmur olur üzerine yağarım. Çiçek olur mezarında açarım. Ölsen bile benden kurtulamazsın

Eğer beni bu sokakta, bu mahallede, bu şehirde bulamazsan Sevgilim bilki ben, Gözlerinin daldığı yerdeyim…

SENİ DÜŞÜNMEDEN ALDIĞIM SOLUKLARI SAYMIYORUM NEFESTEN, SENİ İÇİNE SIĞDIRAMADIĞIM DAMLALARI SAYMIYORUM GÖZYAŞINDAN, SAYMIYORUM TEBESSÜMDEN SENSİZ KAHKAHALARIMI!! Birgün zaman kayar elinden tutamazsın. Sel gibi akan gözyaşlarını kurutamazsın. Öylesine sendeyim öylesine bendesinki unutmak istesekte artık unutamayız!!!

Güneşe bakarsam bile yüzüne asla, Ateşi tutarsam bile elini asla, Candan geçersem bile senden asla, Dünü unutsam bile seni asla asla asla…

O kadar güzelsinki yüzüne bakamıyorum Titriyor ellerim ellerini tutamıyorum. Dolanıp sarmak geliyor saramıyorum Ölesiye bağlanmışım ki sensiz duramıyorum… Önce düştüğümde kalkmayı öğrendim, sonra aleve dokunduğumda acıyı, sevmeyi öğrendim sevilmeyi, sonra terkedilip beklemeyi sayende unutulmayıda öğrendim herşeyi öğrendimde yalnız unutmayı öğrenemedim…

Fizik ile araştırdım, Kimya ile çözdüm, edebiyat ile söylüyorum :
SENİ ÇOK SEVİYORUM..

Aşk gülmekten çok ağlamak, yaşamaktan cok ölmek, gelmekten çok gitmektir ve aşk öyle haindir´ki nerede imkansız varsa orayı sever… Aşk dudaklarından çıkan bir kelime değil, gözlerinden akan yaştır, maksat bir sevgili uğruna ölmek değil uğrunda ölecek bir sevgili bulmaktır…

Bir Deniz düşün su suz ! Bir gece düşün uykusuz ! Bir bahar düşün çiçeksiz ! Bir Gönül düşün sevgisiz
Bir de beni düşün Sensiz !

Sana gülüm desem OLMAZ, solar gidersin. Bebeğim desem OLMAZ, ağlar gidersin. Meleğim desem OLMAZ, uçar gidersin.
SENİ SEVİYORUM desem, acaba nedersin?
Mutluluğun yücesi, duygunun en güzeli, hayatımın temeli, SENİ SEVMEKTİR !!

Hayatta tek umduğun gülmek olsun birgün ağlarsan oda mutluluktan olsun, yaşayan bin kez ölür, ölen bir kez gömülür benim sana olan aşkım ne ölür ne gömülür…

Gülüşüme bakıpta sanma beni bahtiyar, attığım her kahkahada binlerce gözyaşı akar Sana olan sevgimi öğrenmek istersen, yağan yağmuru tutmaya çalış, tutabildiklerin senin sevgin tutamadıkların benim sevgimdir…

Güneş doğmayı, rüzgar esmeyi, kuşlar ne zaman uçmayı unutursa, bende seni o zaman unuttacağım…

Dökülsem yaprak yaprak, zehir olsada bana yaşamak, olsamda kara toprak, ben yine seni, hep seni Seveceğim. Yar ben sensiz yapamıyorum bilmiyormusun? Yar ben sensiz gülemiyorum bilmiyormusun? Yar ben sensiz mutlu olamıyorum bilmiyormusun? Yar ben sensiz yaşayamıyorum bilmiyormusun? Peki biliyorsunda niye aramıyorsun???????????

EĞER KALBİMİN İÇİNDEKİLERİNİ OKUMAK İSTERSEN BİR GÜN; SADECE GÖZLERİME BAKMAM YETER!

Yarı dalgalı olmalı deniz, ya durmalı yada kudurmalı, yarı sevdalı olmalı insan ya sevmeli yada unutmalı yüzüyle gülene değil kalbiyle sevene inanmalı… Aşk bir tiyatro dediler, en zor rolünü bana verdiler, önce sev sonra unut dediler, sevdim ama unutamadim…

Dunyada en feci şey „Yalnızlık“ en acı şey „Unutulmak“ en soğuk cevap „Hayır“ en sıcak kelime „Dostluk“ ama her şeyden önemlisi „SEN“…

Git rüzgar söyle onu nasıl sevdiğimi uğruna ölebileceğimi ama bir şeyi unutma eğer bir başkasıyla mutluysa sus sessizce dön geri…. Ne zaman son duam okunur, adıma ağıtlar yakılırsa, ne zaman cesedim çukura koyulur, topraklar üstüme kapanırsa, ancak o zaman unuturum seni…

Seven unutmaz, Unutan sevmemiştir, Sevipte unutmuşsa, ne yazık´ki sevmesini bilmemiştir…

Biz sevgimizi çiçek gibi elimizde, sakız gibi dilimizde değil, patlamamış kurşun gibi yüreğimizde taşırız…
Bütün zincirler kopsa, bütün kalpler kırılsa herkes seni unutsa, benim kalbim unutmaz seni…



KUL NESİMİ

KUL NESİMİ

Hayatı ve Şiirleri

17′nci yüzyılda Anadolu’da yaşamış tekke şairi. Alevi-Bektaşi inançlarını dile getirdiği şiirleriyle tanınır. yaşadığı yer ile doğum ölüm yılları ve tarihleri konusunda bilgi yok. Şirleri Hurufilik, Caferilik ve Haydariliğe olan ilgisini yansıtır. Şiirlerinde hem hece hem aruz ölçüsünü başarıyla kullandı. Nefesleri Bektaşi ve Alevi’ler arasında çok tutulur. Bazıları günümüze kadar ulaşmıştır. Azeri asıllı Hurufi şair Nesimi ile uzunca sür süre karıştırıldı. Ama ikisinin ayrı şairler olduğunu ilk kez Cahit Öztelli ortaya çıkardı
(Pir Sultan’ın Dostları-1984).
Ey Şiir !…
Sen, hem iten, olayları körükleyen; hem de karşı çıkansın.
Çünkü, saraylara kul-köle yaptığın şairlerin de var, onlara isyân edenlerin de… Kurulu düzenin emrinde “varol-yaşa padişahım!diyerek, “zafername”ler yazan şairlerin de var; o düzeni değiştirip, Hakça, halkça ve adil bir düzen kurmak isteyip de bu isteğin ateşiyle yanıp tutuşan, halka ışık, aşk, iman ve yumruk olan ve sonra da senelerce bu düşüncelerinden ötürü zindanlarda yaşayan şairlerin de…
Hattâ bugünü beğenmeyip, mâziye, düne takılı kalmış; hep o eski günleri yaşayan ve yaşatmak isteyen mısra işçilerin olduğu gibi, gününü gün eden ya da gelecek günleri, öteleri nakışlayan mısra kuyumcuların da…
Sen, her ikisinin de arasındasın. Her ikisine de “eşit” mesafedeyim deme bana, zira asla inanmam; inandıramazsın ki. En çok zulmettiklerin, en çok sürgünlere düçar olanların, senelerce demir parmaklıklar arkasında hapis yatanların veya öldürülenlerin yürek seslerine gizlenmişsin. Oradan bakarsın yüzüme hep…

Çağlar boyunca, zulüm idarelerinin gündeminin birinci sırasını şairlerin cesaretli, korkusuz söylemleri işgal etti. Etti ya, sen onların sadece seyircisi idin. Önce olayı körükledin, ardından tırnak vuruşturup bekledin. Hınzırlığın işte tam bu noktada…

Ey Şiir !..
Biliyorum sabırsızsın.
Aykırılık içini gıcıklıyor…
Aykırılıklarla, kurulu düzene karşı isyan duyguların şaha kalkıyor. İhtilâlci olup çıkıyorsun…

Hükümdar kaftanlarının süsüne-püsüne aldırış etmeden, yayan yapıldak, kırlarda-bayırlarda, halk arasında gezmekten müthiş zevk alıyorsun. Aykırı davranışları ve söylemleri alabildiğine destekliyorsun. Yenilikler de aykırılıklardan doğar. Yenilikleri davet ediyor, köhnemiş anlayışlara savaş açıyorsun. İşte böylesi durumlarda, yeni doğmuş bir bebek kadar masumsun… Yaramazlıkların bizim de hoşumuza gidiyor. Olsun, var sen, hünkârların tuğraları altında ezilme de, çoban kavallarında kuzulara özgür türküler söylemeye devam et. Bu halini seviyorum ben…

Hak ve hakikatten ayrılmadın. Ayrılma da… Hurafe ve cehalet en büyük düşmanın. Duygulu ruhları, gerçeğin ışığında yıkamaya devam et. Et ki, şairlerin de sana benzesin. Toplumları çağın gerilerine götüren müstebit idarelere karşı uyandırsın sana vurgunlar.. Unutma e mi? ..

Fakat müstebit idarelerin aykırı görüşlere tahammülü yoktur.

Ama sen, aykırılıkları zirveye çıkarır, sesini-soluğunu keser, meydana gelecek olayları beklemeye başlarsın. Sultan buyruğunun bir an evvel çıkmasını aykırılık yaptırdığın sevdalının kafasında patlamasını istersin. Belki de istemezsin! ? Ama, bana öyle geliyor işte…

Geçenlerde seninle gecenin en ileri ve en sessiz saatinde bir gönül sohbetine tutuştuğumuzda bana, “ben garipten, yetimden, şairden, halktan yanayım. Güç ve güçlülerden hoşlanmıyorum” demiştin. Unutmadın değil mi?

Fakat, frensiz şairlerin çıkınca meydanlara, mısralarını, sazını, kalemini kurşun gibi kullandıklarında; öyle sessiz oluyorsun ki, yağmur öncesi buluta dönüyorsun sanki…
Sonra, o taşkın, o sınırları parçalayan, o dağları yerlere seren, kurulu ekonomik, siyasal, sosyal, inanç, gelenek vb sistematiğine baş kaldıran şairinin hâlini izliyor, şahitlik yapıyorsun da, şairin için verilen ölüm fermanlarını önleyemiyorsun.

Söyle bana, neden? Neden?
Önleyemiyor musun, yoksa, önlemek istemiyor musun?
İçinde yaşadığı halkın dili, gözü, kulağı, aklı, ruhu olan şairini-ozanını veya kötü gidişe dur diyerek bayrak kaldıran şairini çekip alamıyorsun işkence mengenelerinden, idam sehpalarından…

Hele ki, telle boğdurduklarını biliyorum. Kafasını kılıçla uçurttuğun kaç şair var, hele bir anlat da öğrenelim. İdam ettirdiklerini, genç yaşında, ömrünün baharında olan şairlerini koruyamayıp kendi ellerinle kabirlerine gömdüklerini söyle de bilelim.

Ey Şiir!…
Sen anlatamazsın onları.
Açtığımda bu defteri, dut yemiş bülbüle dönüyor, susuyor, mahzunlaşıyorsun.
Vaz geçtim, idam ettiklerinden. Bu sefer sana, idam ettirdikten sonra derisini yüzdürttüğün bir şairinden bahsedeceğim.
NESİMÎ
********
Biliyorsun değil mi?
Evet : Nesimi…
Nesimi’ yi Nesimi yapan kim? Elbette sen! İçinde yaşadığı toplumun değer yargılarıyla ters düşüren kim? Elbette sen!
Nesimi’ ye ne yaptın? Derisini yüzdürdün be! ! ! Derisini yüzdürdün! ! ! Acımadın bile! ! !
Nesimi (Bağdat 1339-Halep 1418) Bağdat yöresinde Nesim Bucağı’ nda doğmuştu. Halep’ te yaşamış, Hurufi Mezhebine bağlıydı. Bu filozof Türkmenin adını da değiştirdin. Asıl adı İmadettin’ di. Doğduğu kasabanın adıyla onu bugünlere taşıdın. Hayrı ve aşkı telkin eden, heyecanlı bir şairdi o…
Ferdiyeti gösteren insan ruhunun cemiyeti ve külliyeti temsil eden ilâhi ruh ile- denize karışan yağmur taneleri gibi-imtizaç eylemesi lâzım geleceğini söylerdi. Bu telkinlerini, Halep’ teki Kölemene İdaresi küfür saydı. Fikir ve görüşleri şeriate aykırı görüldü.
Azeri Lehçesi’yle yazdığı şiirleri, yalın dili, anlatım özellikleriyle bugünlere kadar geldi. Fikir ve düşüncelerinden asla ödün vermedi.
Vermedi de ne oldu?
Derisini yüzdüler. Sonra da ibret olsun diye cesedi bir hafta sokakta teşhir edildi.
Sen de bir güzel seyrettin onun derisinin yüzülmesini.
Nesimî, Alevi-Bektaşî geleneğinin yedi ulu ozanından birisidir. Sadece Alevi-Bektaşilerin değil, Azeriler’in de çok büyük önem verdiği bir ozandır. Azerbaycan’da “Nesimi Dilcilik Enstitüsü” adıyla bir enstitü de kurulmuştur.

Hurifiydi Nesimî.
Hurufilik: Kâinatın oluşunu ruha değil maddeye dayandıran her varlığı 32 harfle açıklamaya çalışan ve harflere esrarengiz manalar yakıştıran görüştür.
Şiirlerinde dini- tasavvufa karşı korkusuz ve biraz patavatsızca söylediği şiirler yanlış anlaşılarak öldürülmesine yol açmıştır. Tasavvuf inancını büyük coşkunluk ve içtenlikle söylemiştir. Çağının Türkçesini en güzel bir şiir dili haline getirmiştir.
Nesimi’nin halk, tekke ve divan şairlerimiz üzerinde azımsanmayacak etkileri vardır. Halka en çok yaklaşan divan şairidir diyebiliriz.

Bilhassa Bektaşiler ve vahdet-i vücut felsefesini benimseyenlerce büyük bir sûfi olarak kabul edilir.

Şiirlerinde ekseriyetle kendi görüşlerini telkin etmekle birlikte din dışı ve aşıkane gazellerde yazmıştır. Tuyuğları ve farsça gazelleri de mevcuttur.
Bir şiirinde demişti ki :
Ben yitirdim, ben ararım, yâr benimdir kime ne
Gâh giderim öz bağıma gül dererim kime ne
Gâh giderim medreseye ders okurum Hak için
Gâh giderim meyhaneye dem çekerim kime ne

Kelb rakip haram diyormuş şarabın bir katresine
Saki doldur, ben içerim, günah benim kime ne
Ben melâmet gömleğini deldim, taktım eynime
Ar u namus şişesini taşa çaldım, kime ne ?

Ah Yezid, seccadeni al yürü mescid yoluna
Pir eşiği benim Kâbem kıblegâhım kime ne
Gâh çıkarım gökyüzüne hükmeder kaftan kafa
Gâh inerim yeryüzüne yâr severim kime ne

Kelp rakip böyle diyormuş güzel sevmek pek günah
Ben severim sevdiğimi, günah benim kime ne
Nesimi’ye sordular, yârin ile hoş musun ?
Hoş olayım, hoş olmayım, o yâr benim, kime ne
Abdülbaki Gölpınarlı Hocamızdan,

Nesimi hakkında bir öykü:
“Nesîmî’nin yüzülmesine fetva veren müftü, Nesîmî yüzülürken sağ elinin şahadet parmağını sallayarak, bunun diyormuş, kanı da pistir.
-Bir uzva damlarsa, o uzvun da kesilmesi gerekir !
Ve tam bu sırada Nesîmî’nin bir katre kanı müftünün şahadet parmağına sıçramış. Meydanda bulunan hâl ehli bir can;
-Mütfü efendi demiş, fetvanıza göre parmağınızın kesilmesi lâzım.
Müftü,
-Nesne gerekmez demiş. Biraz suyla temizlenir.
Bunu duyan Nesîmî, kanlar içindeyken:
“Zâhidin bir parmağın kessen dönüp Hak’dan kaçar
Gör bu miskin âşıkı ser-pâ soyarlar ağlamaz” beyitini muhtevi gazelini söylemiş.

Ve
Nesîmî’ nin derisi yüzülünce bir de bakmışlar ki eğilip derisini almış ve bir post gibi sırtına vurup yürümüş. Kimse peşine düşmeye cesaret edememiş. Halep’in 12 kapısında bulunan kapıcılar ve halk görmüşler ki Nesîmî, derisi sırtında, kapıdan çıkmış ve sır olmuş. Kapıcılar ve halk bir araya gelince herkes, “falan kapıdan çıktı” diye iddiaya girişmiş ve anlaşılmış ki, oniki kapıdan da çıkmıştır.
Şimdiki tekke ve türbe de, onun gömüldüğü yere değil, yüzüldüğü yere yapılmış.”

Nesimi’nin ölümü, Anadolu’da tepkiyle karşılanmıştır.
Ve
Anadolu’da, Şeyh Bedrettin tarafından yoksul-fakir insanların haklarını savunmak gibi toplumcu bazı ilkeleri ortaya koyan ve Osmanlı’ ya karşı örgütlenerek ayaklanma hareketi başlatan, ezilen halkın haklarını savunduğu için “sosyalist bir hareket olarak” kabul gören “Şeyh Bedrettin İsyanı” başlar.
Şeyh Bedrettin, çağının en büyük hukukçusudur.
Ve
Şeyh Bedrettin, ” Teshil” adlı yapıtında sorduğu bin soruya bin cevap vermiştir. Osmanlı’nın adaletinin de beş yüz yıl, Bedrettin’in “Teshil” adlı eseriyle sağlanması, tarihin bir başka garip yüzüdür. Bedrettin, ne yazık ki,

Osmanlı’ya karşı giriştiği bu savaşı kaybeder ve 1417’ de
( bazı kayıtlara göre 1420) ‘de Serez’de asılır.

GELDİM’OLA BİZİM ELE BİR EREN?

Geldim’ola bizim ele bir eren ?
Durmadan anlatsın pirimi benim.
Gülce derler, sevdam odur, o ceren
Çiğ damlası saysın terimi benim.

Yolumda yoldaştır Yunusla Veysel
Dağlar mı? Olamaz âşığa engel
Hasret ateşiyle ölmeden evvel
Koysunlar mezara dirimi benim

Çile ozanıyım budur fermanım
Mekânda gölgeyim, zamanda can’ım,
Tükensin, kalmasın dizde dermanım
Alsınlar gözümden ferimi benim.

Dost halkasın yeni baştan dizsinler
Aşk bir haritadır, doğru çizsinler
İsterlerse yere koyup yüzsünler
Nesimiyle beraber derimi benim.

Başaklarda, karıncada, bulutlarda nefes alıp verenim
Öylesine mutluyum, duymadı hiç kimse zarımı benim.
Sesiyim sessizliğin, incinsem de incitmem, ilkem bu
Nar içinde saklıyım, bilen bilir, narımı benim.
Cümle kırmızılar kanımdan almıştır rengini
Ağlayan ırmaklar söndürmez har’ımı benim.
Yolcuyum kendi içime, arza gebeyim
Avcumda bin güneş var, yarımı benim.
Size derim size, ey insanoğlu
Etmeyin hesap, kârımı benim.
Kovanlar kapalı; nedendir?
Yakmayın arımı benim
Ceylan’ım, Nesimiyim
Hazırdır kefenim.

Her bağ bıçkısına gülümser etim
Ten ne ki, basit şey, ona gurbetim.
Suçlusun dediniz ağlıyor yetim
Sevabı sizlerin, cürümü benim

Geldim’ola bizim ele bir eren ?
Durmadan anlatsın pirimi benim.
Gülce derler, sevdam odur, o ceren
Çiğ damlası saysın terimi benim.

YÂR BENİMDİR KİME NE

Ben yitirdim, ben ararim yâr benimdir kime ne
Gah giderim öz bağıma gül dererim kime ne
Gah giderim medreseye ders okurum Hak için
Gah giderim medreseye dem çekerim kime ne

Kelb rakip haram diyormuş şarabın bir katresine
Saki doldur ben içerim günah benim kime ne
Ben mekamet gömleğini deldim, taktım eğnime
Ar-u namus şişesini taşa çaldım kime ne

Ah Yezid seccadeni al yürü mescid yoluna
Pir eşiği benim kabem kıblegahım kime ne
Gah çıkarım gökyüzüne hükmeder kaftan kafa
Gah inerim yeryüzüne yâr severim kime ne

Kelb rakip böyle diyormuş güzel sevmek pek günah
Ben severim sevdiğimi, günah benim kime ne
Nesimi'ye sordular, yârin ile hoş musun
Hoş olayım hoş olmayım o yâr benim kime ne
CANIM ERENLERE KURBAN
Canım erenlere kurban
Serim meydanda meydanda
İkrarım ezelden kadim
Canım meydanda meydanda

Yanarım yoktur dumanım
Gönlümde yoktur gümanım
Al malım bağışla canım
Varım meydanda meydanda

Kellem koltuğuma aldım
Kan ettim kapuna geldim
Ettiğime pişman oldum
Darım meydanda meydanda

Münkir rakipten kaçın
Müminim hülle don biçin
Ben bülbülüm bir gül için
Zarım meydanda meydanda

Gerçek olan olur gani
Gani olan olur veli
Nesimi’yem yüzün beni
Derim meydanda meydanda


SORMA MEZHEBİMİZİ
Sorma be birader mezhebimizi
Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır
Çağırma meclis-i riyaya bizi
Biz şerbet bilmeyiz dolumuz vardır

Biz müftü bilmeyiz fetva bilmeyiz
Kıl ü kal bilmeyiz ifta bilmeyiz
Hakikat bağında hata bilmeyiz
Şah-ı Merdan gibi ulumuz vardır

Bizlerden bekleme zühd ü ibadet
Tutmuşuz evvelden rah-ı selamet
Tevalla olmaktır bize alamet
Sanma ki sağımız solumuz vardır

Ey zahit surete tapma hakkı bul
Şah-ı velayete olmuşuz hep kul
Hakikat şehrinden geçer bize yol
Başka şey bilmeyiz Ali’miz vardır

Nesimi esrarı faş etme sakın
Ne bilsin ham ervah likasın hakkın
Hakk’ı bilmeyene Hak olmaz yakın
Bizim Hak katında elimiz vardır

YANDI YÜREK YÂR ELİNDEN
Yandı yürek yâr elinden
Bilmem yara ne edeyim
Takatım yok dosta varam
Çare bilmem ne edeyim

Bir yara dışardan olsa
Halk ona bir merhem çalar
Benim yaram içerdendir
Çare bilmem ne edeyim

İki hekim geldi üstüme
Biri dilli birisi lal
Dilliye cevap veremedim
Bilmem ki lala ne deyim

Nesimi’ye dediler ki
Derdine bir derman ara
Bize derman Hakk’tan ola
Çare bilmem ne edeyim

UYKUDAN UYANMIŞ ŞAHİN BAKIŞLIM
Uykudan uyanmış şahin bakışlım
Dedim sarhoş musun söyledi yok yok
Ak ellerin elvan elvan kınalım
Dedim bayram mıdır söyledi yok yok

Dedim ne gülersin dedi nazımdır
Dedim kaşın mıdır dedi gözümdür
Dedim ay mı doğdu dedi yüzümdür
Dedim ver öpeyim söyledi yok yok

Dedim aydınlık var dedi aynımda
Dedim günahım çok dedi boynumda
Dedim meh-tab nedir dedi koynumda
Dedim ki göreyim söyledi yok yok

Dedim vatanın mı dedi ilimdir
Dedim bülbül müdür dedi dilimdir
Dedim Nesimi Şah dedi kulumdur
Dedim satar mısın söyledi yok yok

Ben hüzün dolu bir kitabım

kalbimin parçalara ayrıldığını hissedeli uzun zaman olmuştu. kelimeleri kullanamaz olmuştum. git gide canımı acıtır olmuşlardı. her sen dediğimde kalbime batan kırık can parçaları öylesine acıtıyordu ki, anlatacak gücüm yok. denemek istedim, onlarca hatta yüzlerce kez sen dedim, ama her defasında daha çok acıttılar canımı. bu yüzden susmak zorunda kalmıştım. hayattan soyutlanıp duruyordum sürekli. ansızın gidiveriyordu her şey. tüm hisler, hayaller, umutlar. sadece kulaklarımda bir tını yankılanıyordu. bir melodi vardı. hüznün, ayrılığın melodisi. 2 kulaklık yeter olmuştu beni soyutlamaya. ardından ben gidiyordum. benimle birlikte de her şey. aslında her şeyimi senin gidişinle kaybetmiştim.  öyle garipti yani. ve yalnız olduğumu anladığımda, kendi kendime yetemediğimi anladım. ben olmak yetmiyordu bazen. kendime sarılıp yatmak beni ısıtmıyordu. yalnız olmak kötüydü. hayallerini paylaşamadığın, duyguların anlamsız olduğu, öznesi olmayan yüklem olduğun, hiçbir şey ifade etmediğin bir şeydi yalnızlık. aslında durun, sorun birinin gitmiş olması değildi, bunu umursamıyordum. sadece kimsenin olmamasıydı beni üzen. düşünün, sarılabileceğiniz, konuşabileceğiniz, sevebileceğiniz, özleyebileceğiniz kimseniz yok. ve sizin için de aynılarını yapan kimseniz yok. işte tamda özeti bu halimin.  tek ihtiyacım olan, sarılabileceğim, gözlerinin içine bakabileceğim, özleyebileceğim, sevebileceğim, günlerimi birlikte geçirebileceğim, sol yanı sağıma düşecek birisi. tek istediğim bu, bence çok olmamalı. en azından her insan mutlu olmayı hak eder… ben sadece hak ettiğim şeyi istiyorum. fazlasını değil. mutlu olayım yeter.  çünkü hislerimi kaybetmiştim. yaşamak anlamsız geliyordu. her sabah uyandığımda doğrulup, yere bakmak hiç hoş değildi. gözlerim sürekli birilerini arar gibiydi. kalabalıklar içinde kayboluyor gibi oluyordum. insanlar konuşuyordu, gülüyordu, eğleniyordu fakat ben bunların hiçbirini hissetmiyordum. insanlar, benim bilmediğim bir şeyi biliyorlardı sanki. bana söylenmemiş bir şeyi. ilgimi çekmiyor. hiçbir şey ilgimi çekmiyor. ben sadece mutsuzdum. bunu anlamak çok zor olmasa gerekti, yüzüm, uzun süredir hiç gülmemişti. içimde en ufak bir kıpırtı olmamıştı. bir mutluluk belirtisi, bir sevinç, hiçbiri yoktu. sanki birisi tüm duygularımı çalıp gitmişti. duygusuz olmak kötüydü. okulda insanlar espiriler yapıyorken ben sırama gömülmüş uyuyordum. hala da öyle. sabahları kalkıp okula gitmek o kadar sıkıcı ki, yüzünü görmek istediğim en ufak kimse bile yok. hocalar, çevremdeki insanlar. sevmiyorum, hiçbirini sevmiyorum… yaşadığımı unutalı uzun zaman olmuştu sanırım. yaşamayı unutmuştum. nasıl yaşanılır, nasıl mutlu olunur bilmiyordum. açıkçası beni mutlu eden hiçbir şey de yoktu.  o yüzden birilerinin tekrardan bana yaşadığımı hissettirmesine ihtiyacım var…
İnsan ömrü bir kitap misali değil midir?
Kimininki bir satırlık, kimininki bin sayfalıktır
Tek ortak noktaları bir gün biteceğidir…
Ben hüzün dolu bir kitabım


Benim acılarım sayfa, göz yaşlarımsa mürekkep oldu
Anlattılar birer birer, ama konu hep aynıydı
Hayat akışım bir çizgiydi, çizginin adı ise “hüzün”
Ben hüzün dolu bir kitabım
Senaryo baştan belliymiş, acılar benim kaderimmiş
Mutluluğu yakalamaya uğraşırken, tebessüm etmek bile
Yasakmış
İstesem de istemesem de oynamaya mecburum
Ben hüzün dolu bir kitabım


Aşk’tır karanlıkta insanı aydınlatan
O’dur insanın ruhunu, beynini güzelleştiren
Ben mahrum kaldım aşka, hala karanlıktayım
Aydınlat karanlığımı,
Bu kitaba ışık ver..
Ben o ışıkla kemiklerime kadar ısınayım.
Isınayımki çoşayım
Ama nafile..

Ben hüzün dolu bir kitabım
kalbimin parçalara ayrıldığını hissedeli uzun zaman olmuştu. 
kelimeleri kullanamaz olmuştum. git gide canımı acıtır olmuşlardı. her sen dediğimde kalbime batan kırık can parçaları öylesine acıtıyordu ki, anlatacak gücüm yok. denemek istedim, onlarca hatta yüzlerce kez sen dedim, ama her defasında daha çok acıttılar canımı. bu yüzden susmak zorunda kalmıştım.
hayattan soyutlanıp duruyordum sürekli. ansızın gidiveriyordu her şey. tüm hisler, hayaller, umutlar. sadece kulaklarımda bir tını yankılanıyordu. bir melodi vardı. hüznün, ayrılığın melodisi. 2 kulaklık yeter olmuştu beni soyutlamaya. ardından ben gidiyordum. benimle birlikte de her şey. aslında her şeyimi senin gidişinle kaybetmiştim. 
öyle garipti yani. ve yalnız olduğumu anladığımda, kendi kendime yetemediğimi anladım. ben olmak yetmiyordu bazen. kendime sarılıp yatmak beni ısıtmıyordu. yalnız olmak kötüydü. hayallerini paylaşamadığın, duyguların anlamsız olduğu, öznesi olmayan yüklem olduğun, hiçbir şey ifade etmediğin bir şeydi yalnızlık.
aslında durun, sorun birinin gitmiş olması değildi, bunu umursamıyordum. sadece kimsenin olmamasıydı beni üzen. düşünün, sarılabileceğiniz, konuşabileceğiniz, sevebileceğiniz, özleyebileceğiniz kimseniz yok. ve sizin için de aynılarını yapan kimseniz yok. işte tamda özeti bu halimin. 
tek ihtiyacım olan, sarılabileceğim, gözlerinin içine bakabileceğim, özleyebileceğim, sevebileceğim, günlerimi birlikte geçirebileceğim, sol yanı sağıma düşecek birisi. tek istediğim bu, bence çok olmamalı. en azından her insan mutlu olmayı hak eder… ben sadece hak ettiğim şeyi istiyorum. fazlasını değil. mutlu olayım yeter. 
çünkü hislerimi kaybetmiştim. yaşamak anlamsız geliyordu. her sabah uyandığımda doğrulup, yere bakmak hiç hoş değildi. gözlerim sürekli birilerini arar gibiydi. kalabalıklar içinde kayboluyor gibi oluyordum. insanlar konuşuyordu, gülüyordu, eğleniyordu fakat ben bunların hiçbirini hissetmiyordum. insanlar, benim bilmediğim bir şeyi biliyorlardı sanki. bana söylenmemiş bir şeyi.
ilgimi çekmiyor. hiçbir şey ilgimi çekmiyor. ben sadece mutsuzdum. bunu anlamak çok zor olmasa gerekti, yüzüm, uzun süredir hiç gülmemişti. içimde en ufak bir kıpırtı olmamıştı. bir mutluluk belirtisi, bir sevinç, hiçbiri yoktu. sanki birisi tüm duygularımı çalıp gitmişti. duygusuz olmak kötüydü. okulda insanlar espiriler yapıyorken ben sırama gömülmüş uyuyordum. hala da öyle. sabahları kalkıp okula gitmek o kadar sıkıcı ki, yüzünü görmek istediğim en ufak kimse bile yok. hocalar, çevremdeki insanlar. sevmiyorum, hiçbirini sevmiyorum…
yaşadığımı unutalı uzun zaman olmuştu sanırım. yaşamayı unutmuştum. nasıl yaşanılır, nasıl mutlu olunur bilmiyordum. açıkçası beni mutlu eden hiçbir şey de yoktu.
o yüzden birilerinin tekrardan bana yaşadığımı hissettirmesine ihtiyacım var…

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.).46-51 nci Bölüm ARASI

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.).46-51 nci Bölüm Arası

KASRİK KÖYÜ…
 
Gavs-ı Sani Hazretleri)
şöyle anlattı: Ben, bir bayram öncesi bizim köyün hocası ile elbise diktirmeye Bitlis’e gittim. Bir dükkânda bekliyorduk, oranın meşhur bir hocası geldi. Bizim hocaya, ‘Merhaba nasılsın, iyi misin?’ diye sordu… hocam da, ‘İyiyiz, Allah razı olsun? dedi. O hoca, beni gösterip: ‘Bu kimdir?’, diye sordu. Hocam da: ‘Şeyh Abdulhakim’in oğludur?’, dedi. O hoca bana dönerek: ‘ Genç, Allah babandan razı olsun, bütün şeytanlar Kasrik’te toplanmış?’, dedi. Bu söze çok canım sıkıldı, bu ne demek yani dedim, rengim attı. Benim halimin değiştiğini görünce, hoca: ‘Sözüm zoruna mı gitti?’, Diye sordu. Ben de,: ‘Tabi ki zoruma gitti? dedim…o zaman hoca: ‘Hâşâ ben kötü manada söylemedim, Allah’ın rahmeti, sadatın tasarrufatı olduğu yerlerde şeytanlar çok olur, orayı sürekli karıştırmakla meşgul olur. Kasrik de Allah’ın rahmetinin bol indiği, insanların terbiye edildiği bir yerdir; böyle olduğu için şeytanlar oraya gelenlerin yollarını kesmek,<stkalplerini çelmek için çok çirpinirlar’, dedi.

46 47 48 49 50 51

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.).38-44 ncü Bölüm Arası.

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.).38-44 ncü Bölüm Arası

KASRİK KÖYÜ…
 
Gavs-ı Sani Hazretleri)
şöyle anlattı: Ben, bir bayram öncesi bizim köyün hocası ile elbise diktirmeye Bitlis’e gittim. Bir dükkânda bekliyorduk, oranın meşhur bir hocası geldi. Bizim hocaya, ‘Merhaba nasılsın, iyi misin?’ diye sordu… hocam da, ‘İyiyiz, Allah razı olsun? dedi. O hoca, beni gösterip: ‘Bu kimdir?’, diye sordu. Hocam da: ‘Şeyh Abdulhakim’in oğludur?’, dedi. O hoca bana dönerek: ‘ Genç, Allah babandan razı olsun, bütün şeytanlar Kasrik’te toplanmış?’, dedi. Bu söze çok canım sıkıldı, bu ne demek yani dedim, rengim attı. Benim halimin değiştiğini görünce, hoca: ‘Sözüm zoruna mı gitti?’, Diye sordu. Ben de,: ‘Tabi ki zoruma gitti? dedim…o zaman hoca: ‘Hâşâ ben kötü manada söylemedim, Allah’ın rahmeti, sadatın tasarrufatı olduğu yerlerde şeytanlar çok olur, orayı sürekli karıştırmakla meşgul olur. Kasrik de Allah’ın rahmetinin bol indiği, insanların terbiye edildiği bir yerdir; böyle olduğu için şeytanlar oraya gelenlerin yollarını kesmek,<stkalplerini çelmek için çok çirpinirlar’, dedi.
Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.)
 

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.)
 

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.)
 

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.)


Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.)
 

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.)
 

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.)
 

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.).31-37 nci Bölüm Arası.331-40 nci Bölüm Arası.3

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.).31-37 nci Bölüm Arası.3
KASRİK KÖYÜ…
 
Gavs-ı Sani Hazretleri)
şöyle anlattı: Ben, bir bayram öncesi bizim köyün hocası ile elbise diktirmeye Bitlis’e gittim. Bir dükkânda bekliyorduk, oranın meşhur bir hocası geldi. Bizim hocaya, ‘Merhaba nasılsın, iyi misin?’ diye sordu… hocam da, ‘İyiyiz, Allah razı olsun? dedi. O hoca, beni gösterip: ‘Bu kimdir?’, diye sordu. Hocam da: ‘Şeyh Abdulhakim’in oğludur?’, dedi. O hoca bana dönerek: ‘ Genç, Allah babandan razı olsun, bütün şeytanlar Kasrik’te toplanmış?’, dedi. Bu söze çok canım sıkıldı, bu ne demek yani dedim, rengim attı. Benim halimin değiştiğini görünce, hoca: ‘Sözüm zoruna mı gitti?’, Diye sordu. Ben de,: ‘Tabi ki zoruma gitti? dedim…o zaman hoca: ‘Hâşâ ben kötü manada söylemedim, Allah’ın rahmeti, sadatın tasarrufatı olduğu yerlerde şeytanlar çok olur, orayı sürekli karıştırmakla meşgul olur. Kasrik de Allah’ın rahmetinin bol indiği, insanların terbiye edildiği bir yerdir; böyle olduğu için şeytanlar oraya gelenlerin yollarını kesmek,<stkalplerini çelmek için çok çirpinirlar’, dedi.
Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.)
 

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.)

  

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.)

 

 Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.)

  

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.)

 

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.)

  

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.)

 

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.).21 NCİ VE 30 NCU BÖLÜM

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.).21-30 nci Bölüm Arası.3
KASRİK KÖYÜ…
 
Gavs-ı Sani Hazretleri)
şöyle anlattı: Ben, bir bayram öncesi bizim köyün hocası ile elbise diktirmeye Bitlis’e gittim. Bir dükkânda bekliyorduk, oranın meşhur bir hocası geldi. Bizim hocaya, ‘Merhaba nasılsın, iyi misin?’ diye sordu… hocam da, ‘İyiyiz, Allah razı olsun? dedi. O hoca, beni gösterip: ‘Bu kimdir?’, diye sordu. Hocam da: ‘Şeyh Abdulhakim’in oğludur?’, dedi. O hoca bana dönerek: ‘ Genç, Allah babandan razı olsun, bütün şeytanlar Kasrik’te toplanmış?’, dedi. Bu söze çok canım sıkıldı, bu ne demek yani dedim, rengim attı. Benim halimin değiştiğini görünce, hoca: ‘Sözüm zoruna mı gitti?’, Diye sordu. Ben de,: ‘Tabi ki zoruma gitti? dedim…o zaman hoca: ‘Hâşâ ben kötü manada söylemedim, Allah’ın rahmeti, sadatın tasarrufatı olduğu yerlerde şeytanlar çok olur, orayı sürekli karıştırmakla meşgul olur. Kasrik de Allah’ın rahmetinin bol indiği, insanların terbiye edildiği bir yerdir; böyle olduğu için şeytanlar oraya gelenlerin yollarını kesmek,<stkalplerini çelmek için çok çirpinirlar’, dedi.
Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net)
 

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net)

 

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net)

 

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net)

 

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net)

 

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net)

 

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net)

 

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net)

 

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net)

 

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net)

 

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.).11-20 nci Bölüm Arası.2



Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.).11-20 nci Bölüm Arası.2

KASRİK KÖYÜ…
 
Gavs-ı Sani Hazretleri)
şöyle anlattı: Ben, bir bayram öncesi bizim köyün hocası ile elbise diktirmeye Bitlis’e gittim. Bir dükkânda bekliyorduk, oranın meşhur bir hocası geldi. Bizim hocaya, ‘Merhaba nasılsın, iyi misin?’ diye sordu… hocam da, ‘İyiyiz, Allah razı olsun? dedi. O hoca, beni gösterip: ‘Bu kimdir?’, diye sordu. Hocam da: ‘Şeyh Abdulhakim’in oğludur?’, dedi. O hoca bana dönerek: ‘ Genç, Allah babandan razı olsun, bütün şeytanlar Kasrik’te toplanmış?’, dedi. Bu söze çok canım sıkıldı, bu ne demek yani dedim, rengim attı. Benim halimin değiştiğini görünce, hoca: ‘Sözüm zoruna mı gitti?’, Diye sordu. Ben de,: ‘Tabi ki zoruma gitti? dedim…o zaman hoca: ‘Hâşâ ben kötü manada söylemedim, Allah’ın rahmeti, sadatın tasarrufatı olduğu yerlerde şeytanlar çok olur, orayı sürekli karıştırmakla meşgul olur. Kasrik de Allah’ın rahmetinin bol indiği, insanların terbiye edildiği bir yerdir; böyle olduğu için şeytanlar oraya gelenlerin yollarını kesmek,<stkalplerini çelmek için çok çirpinirlar’, dedi.
 
 
 
 
 
 

İSLAMDA GİYİM VE KUŞAM

.
“Ümmetimden henüz görmediğim,
cehennemlik olan iki sınıf vardır.
Bunlardan bir sınıfı kadınlardır ki

giyinik oldukları halde

elbiseleri,

örtülmesi gereken yerlerini örtecek derecede

 kalın, sık ve geniş olmadığı için

onlar çıplak gibidir.

Bunlar hem kendileri baştan çıkmışdır,
hem de başkalarını baştan çıkarırlar.
Başları da deve hörgücü gibidir.
Bu gibi kadınlar,
Cennete girmek şöyle dursun,
onun kokusunu bile alamazlar.
Halbuki Cennetin kokusu
çok uzak mesafeden bile hissedilir.”
Sahih Hadis-i Şerif – Müslim

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.).1-10 ncu Bölüm Arası.1

Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.).1-10 ncu Bölüm Arası.1

KASRİK KÖYÜ…
 
Gavs-ı Sani Hazretleri)
şöyle anlattı: Ben, bir bayram öncesi bizim köyün hocası ile elbise diktirmeye Bitlis’e gittim. Bir dükkânda bekliyorduk, oranın meşhur bir hocası geldi. Bizim hocaya, ‘Merhaba nasılsın, iyi misin?’ diye sordu… hocam da, ‘İyiyiz, Allah razı olsun? dedi. O hoca, beni gösterip: ‘Bu kimdir?’, diye sordu. Hocam da: ‘Şeyh Abdulhakim’in oğludur?’, dedi. O hoca bana dönerek: ‘ Genç, Allah babandan razı olsun, bütün şeytanlar Kasrik’te toplanmış?’, dedi. Bu söze çok canım sıkıldı, bu ne demek yani dedim, rengim attı. Benim halimin değiştiğini görünce, hoca: ‘Sözüm zoruna mı gitti?’, Diye sordu. Ben de,: ‘Tabi ki zoruma gitti? dedim…o zaman hoca: ‘Hâşâ ben kötü manada söylemedim, Allah’ın rahmeti, sadatın tasarrufatı olduğu yerlerde şeytanlar çok olur, orayı sürekli karıştırmakla meşgul olur. Kasrik de Allah’ın rahmetinin bol indiği, insanların terbiye edildiği bir yerdir; böyle olduğu için şeytanlar oraya gelenlerin yollarını kesmek,<stkalplerini çelmek için çok çirpinirlar’, dedi.
Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.).
 
Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.).
 
Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.).
 
Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.).
 
Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.).
 
Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.).
Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.).
 
Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.).
 
Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.).
 
Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.).
 
Kasrik’ten Geçenler (Menzil Net.).
 

ATATÜRK’E AĞIT.

ATATÜRK’E AĞIT.

Yok gayri bizlere uyku dünek vay,
 Kime bel bağlayacak, kime dönek vay,
Vay amansız ecel, alçak felek vay,
Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
Cihan da bizimle ağlasın gayrı  
Ağla gözüm ağla, yaşlar dil olsun,
Kurumuş dereler baştan sel olsun,
Çiçek kara açsın, çayır kül olsun
 Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
Cihan da bizimle ağlasın gayrı,  
En büyük, en güzel, en yiğit kayıp
 Dereler denizler çağlar ağlayıp,
Rabb’im de gözyaşı dökmezse ayıp,
Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
Cihan da bizimle ağlasın gayrı,  
Her gittiği yerde o şan verirdi,
Aslan bakışını görse erirdi,
 Kaşları yeleden nişan verirdi,
Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
Cihanda bizimle ağlasın gayrı,  
Bakışları şimşek gibi çakardı,
Yarını görürdü, düne bakardı,
Kürsüye çıktımı arşa çıkardı,
Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
Cihan da bizimle ağlasın gayrı,  
Kaybını yıldızlar bile, bileler,
Kırıla kanatlar, sola yeleler,
Kurt, kuş duyup cenazene geleler,
Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
Cihan da bizimle ağlasın gayrı,  
Millet. ATAN gitti, başın sağolsun,
Ölümü devir açsın, yeni çağ olsun,
Dağlar birer birer yanar dağ olsun,
Türklük yüreğini dağlasın gayrı,  
cihan da bizimle ağlasın gayrı,  
Gitti her ocağın söndü alevi,
Yeryüzü dediğin bir ölü evi,  
cihan türbe olsa almaz o devi,
Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
Cihan da bizimle ağlasın gayrı,  
 Dönmüş denizler göz yaşı taşına,
 Dünya ortak çıkmış türkün yasına,
Her evden bir ölü çıkmışcasına,
 Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
Cihan da bizimle ağlasın gayrı,  
Gökler ağıtlardan titriyor kat.kat,
 Düştü üstümüze gerilen kanat,
Onsuz dünya yarım, insanlık sakat,
Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
Cihanda bizimle ağlasın gayrı,  
O hep dolu tuttu, boş atmadıydı,
Söz verince yaptı, aldatmadıydı,
On beş yıl, tek burun kanatmadıydı,
Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
Cihanda bizimle ağlasın gayrı,  
 Bizdendi sevinci. bizdendi derdi
Biz uyurduk, o bizleri beklerdi,
Uyudu, nöbeti bizlere verdi,
Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
 Cihan da bizimle ağlasın gayrı,  
 Kuru yapraklara benzedik bu güz,
Her göz kan içinde, sapsarı her yüz,
Milyonlarız bir baba dan öksüzüz
Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
Cihan da bizimle ağlasın gayrı,  
Gök düşsün toprağa, toza belensin,
Mezarına gece yıldız elensin,
Şehitler doğrulsun, nöbet dolansın,
Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
Cihan da bizimle ağlasın gayrı,  
Dünya hem kahr olur, hem onu gömer,
Yıldızlar kandildir, semalar kemer,
 Sus boğulayaydın sus aşık ömer,
Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
Cihanda bizimle ağlasın gayrı  
BEHÇET KEMAL ÇAĞLAR.      

AŞIK FEYMANİ

AŞIK FEYMANİ
Hayatı ve Şiirleri1942 yılında Adana’nın Kadirli İlçesinin Azaplı köyünde dünyaya geldi. Babası Mehmet, Van’ın Gevaş İlçesi’nin Avşar köyünden Hallac aşiretinden, annesi Hüsne ise Kayseri’nin Pınarbaşı İlçesi’nin Avşar Potuklu köyünden ve Avşar aşiretindendir.
   Babası Van’dan 1914 yılında Kadirli’ye göç etti. Bu yöreye gelinceye kadar Osman Taşkaya’nın babası, Güneydoğu Anadolu’da çok güç koşullarda hayat memat savaşı verir. Hiçbir yerde mekan tutamaz. Sonunda Kadirli’nin Azapil köyüne yerleşir. İki kez evlenir. Fakat her iki eşi de vefat eder. Aşık Feymani’nin anası Hüsne’nin aşireti Avşardadaloğlular yazı Kayseri’de, kışı ise Çukurova’da geçirmektedirler. Yine bir kış, Çukurova’da geçirmektedirler. Yine bir kış, Çukurova’ya geldiklerinde Osman’ın babası Hüsne Hanım’la evlenir. Aşık Feymani dünyaya geldiğinde oğluna kendi babasının adını koyar.

    Özgeçmişi hakkında bu bilgileri bize veren Aşık Feymani, aşıklığı hakkında şunları söyledi: “Küçük yaşta mecazi dediğimiz aşka tutuldum. Bu aşk 15 yaşıma kadar devam etti. Çoban Osman mahlasıyla şiir yazar, türkü söylerdim. 1964′ün sonbaharında ve 1965′in ilkbahar ve yaz aylarında birkaç kez rüyamda Nurani yüzlü bir zatı görmüştüm. Bana hep ”Feymani” diye seslenmişti. Bu yüzden bu adı mahlas olarak aldım. 1972 yılında evlendim. Üçü oğlan, biri kız olmak üzere dört çocuğum oldu. Halen Azaplı köyü’nde oturuyorum”. Aşık Feymani, 1966 yılında başlatılan Türkiye Aşıklar Bayramı’na 1968′den itibaren katılmaya başladı. Şiir ve atışma dalında büyük başarı gösterdi. Çeşitli ödüller kazandı. Daha sonra yurt genelinde yapılan Aşıklar şölenlerine de katıldı. Şiirlerinde tasavvufi deyişlere geniş yer verir. Çukurovalı aşıklar arasında büyük saygınlığı vardır.

Kaynak: http://www.turkuler.com GELSİN DE BAK

Dağlar al yeşil süslenir,
Hele bahar gelsin de bak.
Bülbül aşkınan seslenir,
Güle bahar gelsin de bak.

Bayramlığın giyer dağlar,
Her örnekten basın bağlar.
Türkü söyleyerek çağlar,
Sele bahar gelsin de bak.

Emanet versen götürür,
Menziline tez yetirir.
Dertliye derman getirir,
Yele bahar gelsin de bak.

Cennet sanarsın cihanı,
Kalkar dağların dumanı.
İner ovanın ceylanı,
Çöle bahar gelsin de bak.

Dere kenarında taşlar,
Hep yosun tutmağa başlar.
Yuva için tüner kuşlar,
Dala bahar gelsin de bak.

Turnam kanadını düzler,
Ördek avcısını gözler.
Çığrışarak konar kazlar,
Göle bahar gelsin de bak.

Feymani biter acılar,
Kağnılar yürür gıcılar.
Kervan düzer yaylacılar,
Yola bahar gelsin de bak



SORAN ÖĞRENİR

Her mücevher değerini bulmazdı,
Sarrafından ayar danışmasaydı.
Kerpiç yığılmayan bina olmazdı,
Ustası mimara yanaşmasaydı.

Köprüsüz dereden yolcu geçmezdi,
Kuş kanatsız olsa gökte uçmazdı.
Kamili, cahili kimse seçmezdi,
Oturup üç beş laf konuşmasaydı.

Hak olmasa dağlar yüce olmazdı.
Yük olmasa canlı cüce olmazdı,
Gündüz gündüz olur gece olmazdı,
Dağların ardına gün aşmasaydı.

Feymani her güzel yar edilmezdi,
Aşka düşmeyince zar edilmezdi.
Hayırlı, hayırsız kar edilmezdi,
Herkes mesleğine sınaşmasaydı



Ahu Gözlüm

Ahu Gözlüm Tut Elimden,
Vazgeçmeden Emelimden.
Aşkın Beni Temelinden,
Yıkmadan Gel, Yakmadan Gel.

Derde Salmadan Başımı,
Noksan Etmeden İşimi.
Damla Damla Göz Yaşımı,
Dökmeden Gel, Akmadan Gel.

Feymani’yim, Kaçma Benden,
Usanmadı Gönül Senden.
Ecel Tatlı Canı Tenden,
Çekmeden Gel Çıkmadan Gel



BELLİ OLMAZ

Baki değil şu dünyanın ziyneti,
Ölüm kıyametin bir alameti
Yolcuya yıldızın, ayın alameti.
Karanlıkta bakmayınca bell’olmaz

Kimi yaşar birlik dirlik içinde,
Kimi nefse esir hürlük içinde.
İnsan hoş görünür varlık içinde,
Yiğit düşüp kalkmayınca bell’olmaz.

Zalimlerin bu dünyada nesi var?
Amma o dünyada endişesi var.
Kimin torbasında neyi nesi var,
Ağz’aşağı silkmeyince bell’olmaz.

Feymani kefinmiş servetin malın,
Hakka yakın eyler ahvalin, halin.
Sabrı var mı yok mu öğünen kulun,
Beliları ilkmeyince bell’olmaz



EVVEL
Var mıyıdım yok muyudum,
Şu ilemde bundan evvel.
Az mıyıdım çok muyudum,
Şu alemde bundan evvel.

Gelen miydim, giden miydim ?
Yaprak mıydım, beden miydim?
Toprak mıydım, maden miydim?
Şu alemde bundan evvel.

Yürür müydüm adım adım,
Yine Adem miydi adım.
Ne yedim içtim yaşadım,
Şu alemde bundan evvel.

Ayna mıydım resim miydin?
Manamıydım cisim miydi?
Feymani’ye isim miydin?
Şu alemde bundan evvel



AŞIK HÜDAİ

Hayatı ve Şiirleri1940 yılında Maraş’ ın Göksun ilçesinin Yoğunoluk köyünde doğdu. 11 yaşından itibaren irticalen şiir söylemeye başladı. Yaşlı ve usta aşıkların yanında kendisini yetiştirmiştir. Küçük yaşta babasını yitirir. Okumayı yazmayı birçokları gibi Hüdai de askerlikte öğrenir.

   İki yıl Konya da yapılan aşıklar bayramına katıldı. 1968 yılında şiir dalında birinci olarak Fuzuli ödülünü aldı. 1969 da atışma ve şiir dallarında ikinci olarak Dadaloğlu ve Yunus Emre ödüllerini kazanmıştır. Şiirleri iç dünyasını yansıtır. Tasavvufa yönelmiştir. Şiirlerinde kendine özgü bir incelik ve deyiş güzelliği vardır. 23 Kasım 2001 tarihinde aramızdan ayrıldı…
Kaynak: http://www.turkuler.com

Duygular Dönüştü Söze

Erenler Zehir Getirin
Balınan Öldürmen Beni
Bağrıma Diken Batırın
Gülünen Öldürmen Beni

Hiçlik Aleminde Mestim
Varlık Sevdasını Kestim
Yokluk Benim Eski Dostum
Malınan Öldürmen Beni

Yar Diyerek Yana Yana
Can Teslim Ettik Canana
En Yakınım Kıysın Bana
Elinen Öldürmen Beni
Bir Aşktır Düştü Özüme
Yanarım Kendi Közüme
Leyla Görünüp Gözüme
Çölinen Öldürmen Beni

Duygular Dönüştü Söze
Yanık Seda İşler Öze
Dertli Dertli Vurup Saza
Telinen Öldürmen Beni

Hüdaiyim Daldım Gama
Saldı Beni Demden Deme
Asın Kesin Yüzün Amma
Dilinen Öldürmen Beni

AŞIK HÜDAİ



Erenler Zehir Getirin
Balınan Öldürmen Beni
Bağrıma Diken Batırın
Gülünen Öldürmen Beni
Hüdaiyim Daldım Gama
Saldı Beni Demden Deme
Asın Kesin Yüzün Amma
Dilinen Öldürmen Beni

1940 yılında Maraş’ ın Göksun ilçesinin Yoğunoluk köyünde doğdu. 11 yaşından itibaren irticalen şiir söylemeye başladı. Yaşlı ve usta aşıkların yanında kendisini yetiştirmiştir. Küçük yaşta babasını yitirir. Okumayı yazmayı birçokları gibi Hüdai de askerlikte öğrenir.
İki yıl Konya da yapılan aşıklar bayramına katıldı. 1968 yılında şiir dalında birinci olarak Fuzuli ödülünü aldı. 1969 da atışma ve şiir dallarında ikinci olarak Dadaloğlu ve Yunus Emre ödüllerini kazanmıştır. Şiirleri iç dünyasını yansıtır. Tasavvufa yönelmiştir. Şiirlerinde kendine özgü bir incelik ve deyiş güzelliği vardır. 23 Kasım 2001 tarihinde aramızdan ayrıldı…
Makbuldür

Faydası olmayan bahardan yazdan
Yüce dağbaşının kışı makbuldür
Cahilin ettiği sohbetten sözden
Alimin hayali düşü makbuldür

Lokma yeme muhannetin elinden
Kurtulaman sonra acı dilinden
Namertlerin kaymağından balından
Merdin kuru yavan aşı makbuldür

Hüdai konuşur bir ince dilden
Hal ehli olmayan bilir mi halden
Bilgisiz görgüsüz duygusuz kuldan
Ölülerin mezar taşı makbuldür

Gönül Çalamazsan

Gönül çalamazsan aşkın sazını
Ne perdeye dokun ne teli incit
Eğer çekemezsen gülün nazını
Ne dikene dokun ne gülü incit

Bülbülü dinle ki gelesin coşa
Karganın namesi gider mi hoşa
Meyvesiz ağacı sallama boşa
Ne yaprağını dök ne dalı incit

Bekle dost kapısın sadık dost isen
Gönüller tamir et ehli dil isen
Sevda Sahrasında Mecnun değilsen
Ne Leyla’yı çağır ne çölü incit

Rızaya razı ol hakka kailsen
Ara bul mürşidi müşkülde isen
Hakikat şehrine yolcu değilsen
Ne yolcuyu eğle ne yolu incit

Gel haktan ayrılma hakkı seversen
Nefsini ıslah et er oğlu ersen
Hüdai incinir inciden versen
Ne kimseden incin ne eli incit

Öyle Gel

Bu aşkın sırrına ereyim dersen
Önce bir ermişe sor da öyle gel
Hakkın cemalini göreyim dersen
Evvela sen seni gör de öyle gel

Hakikat ilminin sabırdır başı
Şah olsa da benlik gütmez er kişi
Sen kendi nefsinle eyle savaşı
Sadık ol sözünde dur da öyle gel

Hüdai emeğin gitmesin zaya
Bozulan süt artık tutmuyor maya
Bu aşkın yoluna gidilmez yaya
Aşk atına binip sür de öyle gel

Bana Sor

Adım adım gezdim gurbet elleri
Gezdim ama kardaş gel de bana sor
Ömrümün yükünü dert sıraladım
Dizdim ama kardaş gel de bana sor

Genç yaşımda terk eyledim yurdumu
Geri dönüp gözlemedim ardımı
Gönül defterine gizli derdimi
Yazdım ama kardaş gel de bana sor

Hüdai hastayı eylerim nazar
Ben kendi içimde kurdum bir pazar
Bu kötü nefsime kazmasız mezar
Kazdım ama kardaş gel de bana sor

Zamanı Geldi

Bahar geldi çayır çimen yürüdü
Yaylaya göçmenin zamanı geldi
Dağlar yeşil giydi karı eridi
Suyundan içmenin zamanı geldi

Çok şükür bu yıl da erdik bahara
Gülü gördü bülbül başladı zara
Açıldı sinemde bin türlü yara
Yine dert açmanın zamanı geldi

Pınarı var ormanı var gölü var
Çiğdemi var çiçeği var gülü var
Arısı var peteği var balı var
Bunları seçmenin zamanı geldi

Hüdai zamanın geçer boşuna
Kuşlar bile hep kavuştu eşine
Şimdi bu mevsimde dağlar başına
Yar ile kaçmanın zamanı geldi

Kız Niçin

Kız niçin bakıp bakıp gülersin
Yanağında güller açılasıca
Gülüp gülüp ne aklımı çelersin
Güzeller sultanı seçilesice

Bilir misin bana ne iş eyledin
Aklımı fikrimi bir hoş eyledin
İçkisiz mezesiz sarhoş eyledin
Elinden badeler içilesice

Koymayasın beni eller yerine
Sana hizmet edem kullar yerine
Gel bir koklayayım güller yerine
Gül gibi kokusu saçılasıca

Hüdai aşıktır ey ahu gözlü
Yüreğimi yaktın ciğerim közlü
İçimde yıllardır hasretin gizli
Gel uğruna candan geçilesice

Dostlarım

Dostlarım hep bende kusur aradı
Gerçek yanlarımı göremediler
Yar dediğim yad ellere yaradı
Sevdiklerim bana eremediler

Saflar kandı fitnelerin sözüne
Körler düştü kalleşlerin izine
Dinamitler kondu suyun gözüne
Yine de farkına varamadılar

Kalmadı sevdiğim lezzetim tadım
Devrildi seneler bak adım adım
Yıllarımı insanlara adadım
Bir günümü geri veremediler

Göz koydular varlığıma malıma
Kurtlar çoban oldu kuzularıma
Zalimi koydular mazlum yerine
Haklının hakkını aramadılar

Hüdai’nin yaraları döşünde
Duman eksik olmaz garip başında
Yar yari pişirir aşk ateşinde
Yarsızlar yarasın saramadılar

Anlamaz ki

Aşık olmak bir alemdir
Tatmayanlar anlamaz ki
Her sözü bir mücevherdir
Tartmayanlar anlamaz ki

Kim ki haktan olsa cüda
İbadetten almaz gıda
Bu yolda başını feda
Etmeyenler anlamaz ki

Sil gönlünün kem pasını
Gütme benlik davasını
Daim hasretlik yasını
Tutmayanlar anlamaz ki

Hüdai’yim kalksın perde
Aşk ateşi yanar serde
Eyüp gibi dertten derde
Batmayanlar anlamaz ki

Ateş İcat Olup

Ateş icat olup tütün tütmeden
Aşkın ocağında biz yanıp tüttük
Güller açılmadan bülbül ötmeden
Mana aleminde şakıdık öttük

Her kaynaktan akmaz böyle duru su
Bu yer gerçek erenlerin korusu
Duygu çiçeğinden ilham arısı
Sevgiden bal yaptı önce biz tattık

Gönül diyarında sevda elinden
Hasret dağlarından çile çölünden
Peygamber izinden Allah yolundan
Yirminci asırda biz geldik gittik

İrfan sofrasının altın tasıyım
Muhabbet suyunun şelalesiyim
Hüdai Yunus’un sülalesiyim
Tasavvuf ilmini biz tamam ettik
Ayrı Duruyor

Ey erenler yine bozuldu bendim
Manalar dilimden ayrı duruyor
Aşkın ateşine yandıkça yandım
Dumanım külümden ayrı duruyor

Bağbancı hasiret sümbül çiğdeme
Bir od düştü yanar dertli sineme
Seher vakti bülbül gelmez bu deme
Bülbülüm gülümden ayrı duruyor

Bu benim derdimin yok mu ilacı
Bitip tükenmiyor çektiğim acı
Gazel döktü şu ömrümün ağacı
Yaprağım dalımdan ayrı duruyor

Katlanayım dedim derde mihnete
Gayrı gönül dayanmıyor hasrete
Kader kısmet aldı attı gurbete
Hüdai ilimden ayrı duruyor










MUHLİS AKARSU

MUHLİS AKARSU

Hayatı ve ŞiirleriMuhlis Akarsu, 1948 yılında Sivas’ın Kangal ilçesi Minarekaya köyünde doğdu. Küçük yaşlardan itibaren katıldığı muhabbetlerde ve cemlerde Alevi-Bektaşi kültürünü öğrendi;saz çalıp türkü söylemeye başladı. Kısa zamanda sesinin güzelliği ile fark edildi. Gençlik yıllarında geldiği İstanbul’da Mahzuni Şerif’in, Davut Sulari’nin deyişleriyle tanıştı. İlk söylediği deyişlerde gerek saz çalış gerekse okuyuş itibarıyla Davut Sulari’nin etkisi görülür. Davut Sulari’nin kendine özgü bol hançere hareketlerini içeren tavrından uzun süre kurtulamayan Akarsu, kendi deyişlerinde de bu tavrı-kısa bir süre de olsa- denemiştir. Daha sonraları deyişlerinde ve deyiş söyleme tavrında Sulari’nin etkisinden kurtulduğu görülür. 1970′lerden itibaren dönemin etkili aşığı Mahzuni Şerif’in izleri belirir Akasu’da…Uzunca bir süre Mahzuni’nin deyişlerini çalar, okur. Bu arada Alevi-Bektaşi aşık geleneğinden de kopmaz. Pir Sultan, Kul Himmet gibi büyük ozanların birçok deyişini geleneksel kalıplardan çıkmadan seslendirir.

   1980′li yıllarda ise Akarsu, artık kendi kimliğini bulur. O güne kadar usta malı deyişlerle kendini gösteren Akarsu, 80′lerin başından itibaren deyişlerindeki anlatımı güçlü, bağlamasına hakim ve sesini deyiş tavrında kullanabilen bir sanatçı görünümündedir. Bu yıllar adeta parladığı yıllardır Akarsu’nun… “Muhabbet” serisinin her yapıtında yer alır. Eserleri çeşitli türlerde şarkı söyleyen sanatçılar tarafından okunur. Ancak sanatının en verimli ve olgun döneminde yaşama veda eder (2 Temmuz 1993, Sivas Madımak Oteli yangını) Ardında ise milyonlarca seveni ile birlikte 100′den fazla kırkbeşlik plak, 4 uzunçalar, 20 kaset ve yüzlerce deyiş bırakır.

   Muhlis Akarsu’nun yapıtlarına şöyle bir bakıldığında, tümünün lirik bir ifadeyle yapıldığı ve söylendiği hemen fark edilir. Repertuarının büyük bir bölümünde aşk ve sevda deyişlerine yer verdiği görülür. Akarsu’nun yar üzerine söylediği, feleğe çattığı, gurbete içerlediği, ayrılığa üzüldüğü yüzlerce deyişi vardır. Deyişlerinde toplumsal konulara da kayıtsız kalmaz;ancak bu, sevgi üzerine söylediği deyişler kadar çok öne çıkmaz. Birkaç deyişinde cahilliğe, köleliğe, yoksulluğa başkaldırdığı görülür. Alevi-Bektaşi edebiyatının ve müziğinin deyiş türüyle ünlenen aşığı Muhlis Akarsu’nun Pir Sultan Abdal ve Karacaoğlan etkisindeki tavrını her zaman hissetmek mümkündür. Muhlis Akarsu’nun eserlerini dinledikçe gerçekten de akarsu gibi çağlayan sesini hissedecek ve onu sevgiyle anacağız. Ruhu şad olsun.
kaynak: http://www.welat.org

Nenni Nenni

Bunca Gamın Bunca Derdin İçinde
Yaşamak Bizlere Zor Nenni Nenni
Sizden Umudumu Kesmem Erenler
Elbet Bir Çaresi Var Nenni Nenni

Üstümüzde Duman Vardır Dağ Gibi
Her Yandan Kuşatmış Sanki Ağ Gibi
Güz Gelince Bozulmuş Bir Bağ Gibi
Ne Hallara Düştük Gör Nenni Nenni

Eğil Gel Akarsu Gel Hakka Eğil
Bir Kere Ağ Yara Vermedin Meyil
Suç Bizim Sevdiğim Kimsede Değil
Gelmişiz Dünyaya Kör Nenni Nenni

Yoruldum Yorgunum

Yoruldum Yorgunum Fazla Gidemem
Neler Etti Kahır Beni Zulm Beni
Kolay Değil Ben Bu Derdi Çekemem
Zalimin Elinde Koydu Hal Beni

Arsız Değilidim Arsız Ettiler
Saldılar Gurbete Yurtsuz Ettiler
Yardan Ayırdılar Yarsız Ettiler
Şimdi Gizli Gizli Kınar El Beni

Akarsuyu Aşka Yaktı Yaradan
Ömür Bir Gün Gibi Geçti Aradan
İşte Geldim Gidiyorum Dünyadan
Oturmuş Bekliyor Kuru Sal Beni 

Pazarlık Edelim Alim Seninle

Pazarlık Edelim Alim Seninle
İki Cihan Senin Haydar Olsun Sen Benim
Hayrını Gör İmanınla Dininle
Hatmin Kur’an Senin Olsun Sen Benim

Ayıp Değilmidir Ademe Minnet
Başına Çalınsın Haydar Hurili Cennet
Dostluk Pazarında Olma Muhannet
Huri Kılman Senin Olsun Sen Benim

Akarsuyum Böyle Vereyim Dursun
Senin Aşkın Onu Yaksın Kavursun
Anladım Alimsin Canımsın Nursun
Kanber Selman Senin Olsun Sen Benim

Ey Sevdiğim Sana Şikayetim Var

Ey Sevdiğim Sana Şikayetim Var
Ne Sevdiğin Belli Ne Sevmediğin
Ben De Bir İnsanım Bir De Canım Var

  Ne Sevdiğin Belli Ne Sevmediğin
  Hainsin Oy Zalimsin Oy Nedeyim Oy

Eski Günler Hayalimden Gitmiyor
Dün Dediğin Bugünkünü Tutmuyor
Yiğidim Ya Sana Gücüm Yetmiyor

  Ne Sevdiğin Belli Ne Sevmediğin
  Hainsin Oy Zalimsin Oy Nedeyim Oy

Akarsuyum Böyle Miydi Ahtımız
Onun İçin Viran Oldu Tahtımız
Umudum Yok Gülmez Artık Bahtımız

  Ne Sevdiğin Belli Ne Sevmediğin
  Hainsin Oy Zalimsin Oy Nedeyim Oy

Ağlama Gülüm

Günler Gelir Geçer Boşa
Ağlama Gülüm Ağlama
Yazılan Mı Gelir Başa
Ağlama Gülüm Ağlama

Bir Gün Kara Günler Biter
Üzme Beni Artık Yeter
Kavuşmamız Gelir Çatar
Ağlama Gülüm Ağlama

Yaktın Akarsuyu Yaktın
Gurbetten Gurbete Attın
Öldürmekten Beter Ettin
Ağlama Gülüm Ağlama

Deli misin Divanemi Sevdiğim

Her gün başka bir taraftan esersin
Deli misin divanemi sevdiğim vah beni beni
Ne dedim de benden ayrı gezersin
Deli misin divanemi sevdiğim

Yüreğimde açan gülümdün benim
Aşkın deryasında salımdın benim ah beni
Dünyada kanadım kolumdun benim
Deli misin divanemi sevdiğim

Akarsuyu bilmem böyle mi sevdin
Aşkın ateşiyle sinemi deldin ah beni beni
Benim bu halıma sen sebep oldun
Deli misin divane mi sevdiğim

Sen Yaralı Değilsin Ki

Zalim Felek Duymadın Mı Sesimi
Sen Yaralı Değilsin Ki Bilesin
Bilemezsin Matemimi Yaşımı
Sen Yaralı Değilsin Ki Bilesin

Gurbet Elde Günde Ömrüm Çürüyor
Eller Beni Bir Biçare Biliyor
Akarsuya Gelen Bir Tas Vuruyor
Sen Yaralı Değilsin Ki Bilesin













NEŞET ERTAŞ



NEŞET ERTAŞ
Hayatı ve ŞiirleriSesi ve sazı ile babası Muharrem Ertaş’ın yolunu sürdüren Neşat Ertaş, 1938 yılında Kırşehir’in Tırtıllar köyünde dünyaya geldi. Keman ve saz çalmasını öğrendi. Ankarada TRT radyo evine girdi. Güçlü derlemeleri olan ozanın kendisine ait çok sayıda güfte ve besteleri vardır. Halen Almanyada yaşamakta ve bir muzik evi çalıştırmaktadır.
Neşet Ertaş babası Muharrem Ertaş ile adeta Anadoludaki en olgun seviyesine erişen bu Türkmen/Abdal muzik birikiminin yeni bir yorumcusudur. Yoğun yöresel özellikleri ve baskın mahallilik unsurları i ile donanmış bu muziği yöresinin dışına çıkarmış, ülke genelinde ve hatta yurt dışında bilinmesini ve tanınmasını sağlamıştır.

KENDİ AĞZINDAN HAYAT HİKAYESİ

bin dokuzyüz otuzsekiz cihana
kırtıllar köyünde geldin dediler
babama muharrem, anama döne
dediysen atayı bildin dediler

dizinde sızıydı anamın derdi
tokacı saz yaptı elime verdi
yeni bitirmiştim üç ile dördü
baban gibi sazcı oldun dediler

o zaman babamdan öğrendim sazı
engin gönül ile hakk’a niyazı
o yaşımda yaktı bir ahu gözü
mecnun gibi çölde kaldın dediler

zalım kader devranını dönderdi
tuttu bizi ibikli’ye gönderdi
babam saz çalarken bana zil verdi
oynadım meydanda köçek dediler

anam döne ibikli’de ölünce
tam beş tane öksüz yetim kalınca
beşimiz de perişan olunca
babamgile burdan göçek dediler

yürüdü göçümüz tefleğe doğru
bu hali görenin yanıyor bağrı
üç aylık çoçuğun çekilmez kahrı
bunlara bir ana bulun dediler

yozgat’ın kırıksoku köyü’ne vardık
bize ana yok mu diyerek sorduk
adı arzu dediler bir ana bulduk
işte bu anadır buldun dediler

en küçük kardaşı kayıp eyledik
onun için gizli gizli ağladık
üstelik babamı asker eyledik
yine öksüz yetim kaldın dediler

zalım kader tebdilimi şaşırttı
heybe verdi dalımıza devşirtti
yardım etti yerköy’üne göçürttü
biraz da burada kalın dediler

yerköy’den kırıkkale’ye geldik
babam saz çalarken biz çümbüş aldık
kırşehir’e varınca kemanı çaldık
aferin arkadaş çaldın dediler

yarin aşkı ile arttı hep derdim
babamı bir yere dünür gönderdim
başlık çok istemişler haberin aldım
istemiyor yarin seni dediler

kırşehir’de yedi sene kalınca
düğün düzgün hepsi bize gelince
burada herkese yer daralınca
ankara’ya gider yolun dediler

ankara’da (sünnetçi) veysel usta’yı buldum
epeyce eğleştim, evinde kaldım
yüz lirayı verip bir yatak aldım
etti isen böyle buldun dediler

bir ev kiraladım münasip yerde
kaldı kavim kardaş hep kırşehir’de
bu aşk hançerini vurdu derinde
çaresini bulmazsan öldün dediler

yarin aşkı ile döndüm şaşkına
arada içerdim yarin aşkına
canan acımaz mı garip dostuna
bunu da içeriye alın dediler

İKİ BÜYÜK NİMETİM VAR

İki büyük nimetim var
Biri anam biri yarim
İkisine de hörmetim var
Biri anam biri yarim

Ana deyip de geçilmez
O yar anadan seçilmez
İkisine de kıymet biçilmez
Biri anam biri yarim

Birisi var etti beni
Birisi yar etti beni
İkisinin de birdir yari
Biri anam biri yarim

AYVA TURUNÇ NARIM VAR

Ayva turunç narım var
Benim ah ü zarım var
Hep derdinden ağlarım
Bir vefasız yarim var

Al almayı ver narı
Ağlarım zarı zarı
Tez günlerde gönderin
O ahu gözlü yari

Ayva turunç nar bende
Aldı aklım yar bende
Hiç melhem kar eyleme
Yar yarası var bende

Ayva turunç neyleyim
Halimi arz eyleyim
Zaten bende talih yok
Ta küçükten böyleyim

GÖNÜL DAĞI

Gönül Dağı yağmur yağmur boran olunca
Akar can özümde sel gizli gizli
Bir tenhada can cananı bulunca
Sinemi yaralar dil gizli gizli

Dost elinden gel olmazsa varılmaz
Rızasız bahçanın gülü derilmez
Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez
Gönülden gönüle yol gizli gizli

Seher vakti garip garip bülbül öterken
Kirpiklerin oku cana batarken
Cümle alem uykusunda uyurken
Kimseler görmeden gel gizli gizli

AHU GÖZLERİNİ SEVDİĞİM

Ahu gözlerini sevdiğim dilber
Sana bir sözüm var diyemiyorum
Sırrımı ellere veremiyorum
Derdimi ellere diyemiyorum

Helal olsun al yanaktan aldığım
El uzatıp gonca gülün derdiğim
İnce belini tatlı dilini sevdiğim
Kırılsın kollarım duramıyorum

Al yanaktan aldıracağım azıktır
Tarama zülfünü gönlüm bozuktur
Öksüzüm garibim bana yazıktır
Destursuz yanına varamıyorum

ACEM KIZI

Çırpınıp da şan ovaya çıkınca
Eylen şan ovada kal Acem Kızı
Uğrun uğrun kaş altında bakarken
Can telef ediyor gül Acem Kızı

Seni saran oğlan neylesin mal
Yumdukça gözünden döker mercanı
Burnu fındık ağız kahve fincanı
Şeker mi şerbet mi bal Acem Kızı

NEREDESİN SEN

Şu garip halimden bilen işveli nazlı
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen
Datlı dillim güler yüzlüm ey ceylan gözlüm
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen

Ben ağlarsam ağlayıp gülersem gülen
Bütün dertlerim anlayıp gönlümü bilen
Sanki kalbimi bilerek yüzüme gülen
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen

Sinemde gizli yaramı kimse bilmiyo
Hiç bir tabip bu yarama melhem olmuyo
Boynu bükük bir Garibim yüzüm gülmüyo
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen

YARE GİDEM

Yare gidem yare gidem
Yareliyim nere gidem
Bu derdimin dermanını
Almaya ben yare gidem

Saçlarını ben öreyim
Buna dayanmaz yüreğim
Seni vermem Ezraile
Ben öleyim ben öleyim

Yar elinde yar elinden
Yareliyim yar elinden
Dermansız bir derde düştüm
Dermanı var yar elinden

DOYULUR MU?

Tatlı dile güler yüze
Doyulur mu doyulur mu
Aşkınan bakışan göze
Doyulur mu doyulur mu

Doyulur mu doyulur mu
Canana kıyılır mı
Cananına kıyanlar
Hakkın kulu sayılır mı

Zülüflerin dökse yüze
Yar badeyi sunsa bize
Lebleri meyime meze
Doyulur mu doyulur mu

Hem bahara hemi yaza
Yarın ettikleri naza
Yar aşkına çalan saza
Doyulur mu doyulur mu

Garibim geldik gitmeze
Muhabbetimiz bitmeye
Yar île sohbet etmeye
Doyulur mu doyulur mu

NE GÜZEL YARATMIŞ

Ne güzel yaratmış seni yaradan
Esmesin sevdiğim yeller incidir
Güzelsin sevdiğim gülden goncadan
Uzanmasın sana yar yar eller incidir

Kipriklerin oktur kaşın yay kimi
Gözlerin aklımı etti zay gimi
Cemalin güneşe benzer yüzün ay gimi
Değmesin zülüfler yar yar teller incidir

BİLEMEDİM KIYMETİNİ KADRİNİ

bilemedim kıymatını kadrini
hata benim günah benim suç benim
eliminen içtim derdin zehrini
hata benim günah benim suç benim

bir günden bir güne sormadım seni
körümüş gözlerim görmedim seni
boşa mecnun eylemişim ben beni
hata benim günah benim suç benim

bilirim suçluyum gendi özümde
gel desem gelirdin benim izimden
her ne çekti isen benim yüzümden
hata benim günah benim suç benim

sana karşı benim bir sözüm yoktur
haklısın sevdiğim kararın haktır
garibim derdimin dermanı yoktur
hata benim günah benim suç benim

NEYLEDİN DÜNYA

aydost deyince yeri göğü inleten
muharrem usta’ydı bunu dinleten
gönül kırmazdı bilerekten,bilmeden
insan velisini neyledin dünya

sazını çalarken kendinden geçen
gönülden gönüle kapılar açan
aşkın dolusunu nefessiz içen
gönül delisini neyledin dünya

garibim babamdı muharrem usta
bilirim aşıktı sevdiği dosta
“sazımın emaneti..” diyen en son nefeste
sazın ulusunu neyledin dünya

DELİ BORAN

uzak yoldan geldim hasretim için
hani nerde babam muharrem nerde
yaralı bülbülüm ses vermez niçin
yüreği yanığım o kerem nerde

o garip gönüllüm,dertli bakışlım
feleğin elinde sinesi taşlım
yüreği yaralım,gözleri yaşlım
gönül evi yıkık,viranım nerde

fetholurdu feryadını dinleyen
feryadı içinde derdin anlayan
kuşlar gibi viranede inleyen
ecinnice deli boranım nerde

okula gidemedim bu dert benimdi
hemi benim derdim,hem babamındı
hemi babam,hemi öğretmenimdi
geribim dersimi verenim nerde

ANAM AĞLAR

Anam ağlar başucumda oturur
Derdim elli iken yüze yetirir
Bu dert beni yiye yiye bitirir

El çek tabip el çek benim yaramdan
Ölürüm kurtulmam ben bu yaradan

Anama babama yüzüm kalmadı
Bir su ver demeye yüzüm kalmadı
Doktora tabibe lüzum kalmadı

El çek tabip el çek benim yaramdan
Ölürüm kurtulmam ben bu yaradan

AŞKIN BENİ DELİ EYLEDİ

Aşkın beni deleyledi
Yaktı yaktı kül eyledi
El alemi kul eyledi
Yar beni beni…

Mecnunum sahra içinde
Yunusum derya içinde
Eyübüm yara içinde
Sar beni beni…

Aslı’yısan Kerim’i bul
Derde derman vereni bul
Garip gibi viranı bul
Sar beni beni…

ÇİÇEK DAĞI

Çiçekdağı derler de, var mı sana zararım
Yâr yitirdim uğrun uğrun ararım
Üç güneydi benim kavli kararım
Beş gün oldu nazlı yârim gelmedi
Derdime bir derman ver Çiçekdağı
Yârim hey, yine mi ben yandım

Hana vardım han değil
Penceresi cam değil
Bugün ben yâri gördüm
Ölürsem de gam değil

Çiçekdağı derler garibin yurdu
Hep orada arttı efkârı derdi
Zâlim felek beni yârden ayırdı
Yârden ayrılması zor Çiçekdağı
Yârim hey, yine mi ben yandım

Nakarat

Çiçekdağı derler methini etmek
Kolaymıdır seni terkedip gitmek of!
Hele şu gurbetin kahrını çekmek
Gel onu da bana sor Çiçekdağı
Şâhım hey, yine mi ben yandım

EVVELİM SENSİN

Cahildim dünyanın rengine kandım
Hayale aldandım boşuna yandım
Seni ilelebet benimsin sandım

Ölürüm sevdiğim zehirim sensin
Evvelim sen oldun ahirim sensin

Sözüm yok şu benden kırıldığına
idip başka dala sarıldığıma
Gönülüm inanmıyor ayrıldığına

Gözyaşım sen oldun kahirim sensin
Evvelim sen oldun ahirim sensin

Garibim can yıkıp gönül kırmadım
Senden ayrı ben bir mekan kurmadım
Daha bir gönüle ikrar vermedim

Batınım sen oldun zahirim sensin
Evvelim sen oldun ahirim sensin

GEL SEVELİM

Gel sevelim sevileni seveni
Sevgisiz suratlar gülmüyor canım
Nice gördüm dizlerini döveni
Giden ömür geri gelmiyor canım

Özü gülmeyenin yüzü güler mi
Sevgisiz muhabbet Hakk’a değer mi
Seven insan kaşlarını eğer mi
Zorunan güzellik olmuyor canım

Sevgi haktır seven alır bu hakkı
İçi güler dıştan görünür farkı
Sevmeyene akmaz sevginin arkı
Boş lafla oluklar dolmuyor canım

Bir zaman aşıkken sen de sevmiştin
O anda dünyayı nasıl görmüştün
Sanki cennetin bağına girmiştin
Çokları bu hakkı bilmiyor canım

Aşkın ateşine yandım alıştım
Bu ateş içinde aşkla tanıştım
Doğru mu yanlış mı deyi danıştım
Sevgisiz hakka kul olmuyor canım

Sevenin içinde yanar ışıklar
Kaybolur karanlık tüm dolaşıklar
Garibim sevenler bunca aşıklar
Boş hayale boşa yelmiyor cenım

HAPİSANELERE GÜNEŞ DOĞMUYOR

Hapisanelere güneş doğmuyor
Geçiyo bu ömrüm de günüm dolmuyor
Eşim dostum hiç yanıma gelmiyor
Yok mu hapisane beni arayan
Bu zındanda ölem can gardiyan

Birer birer yoklamayı yaparlar
Akşam olur kapıları kaparlar
Bitmiyo geceler, olmaz sabahlar
Yok mu hapisane beni arayan
Bu zındanda ölem can gardiyan

Anamdan doğalı garip kalmışım
Acı hapisane aha genç yaşım
Benim zındanlarda neydi işim
Yok mu hapisane beni arayan
Bu zındanda ölem can gardiyan

KARANFİL SUYU NEYLER

Karanfil suyu neyler (gülüm)
Güzel kokuyu neyler (gülüm)
İki baş bir yastıkta (gülüm)
O göz uykuyu neyler (gülüm)

Le le le le Leylam yar
Hergün akşam böyle yar
Kötü isem söyle yar

Karanfil deste gider
Kokusu dosta gider
Sevipte alamayan
Gurbete hasta gider

KÜSTÜRDÜM GÖNLÜMÜ

Küstürdüm gönlümü güldüremedim
Baharım güz oldu yazım kış oldu
Gönüle yarimi balduramadım
Baharım güz oldu yazım kış oldu

Şu fani dünyada murad almadan
Eller gibi şad olup da gülmeden
Ellerin bağında gülü solmadan
Baharım güz oldu yazım kış oldu

MÜHÜR GÖZLÜM

Mühür gözlüm, seni elden,
Sakinirim kiskanirim
Uçan kustan esen yelden
Sakinirim kiskanirim..

Yagan kardan, esen yelden
Sakinirim kiskanirim..

Havadaki turnalardan,
Su içtigim kurnalardan,
Giyindigim urbalardan
Sakinirim kiskanirim..

Besikte yatan kuzudan,
Hem oglundan hem gözünden,
Ben seni, senin gözünden,
Sakinirim kiskanirim..

Al izzet’i oncalardan,
Elindeki goncalardan,
Yerdeki karincalardan
Sakinirim kiskanirim

NİYE ÇATTIN KAŞLARINI

Niye çattın kaşlarını
Bilmiyom yar suçlarımı
Ben ölürsem saçlarını
Yolma gayrı yolma leyli leyli yar

Ben yandım aşkın narına
Meyletmem dünya malına
Ben ölürsem mezarıma
Gelme gayrı gelme leyli leyli yar

Bir garibim düştüm dile
Gerçeklerde olmaz hile
Zalimler elinden bile
Alma gayrı alma leyli leyli yar

YANARIM SENİN AŞKINA

Yanarım senin aşkına
Gel kaçma gel gel
Derdinden döndüm şaşkına
Gel kaçma gel gel

Mecnun’um bu çöllerde
Bülbülüm şu güllerde
Kaldım gurbet ellerde
Gel kaçma gel gel

Hasretin dağlar beni
Gel kaçma gel gel
Zülfüne bağlar beni
Gel kaçma gel gel

YOLCU

Bir anadan dünyaya gelen yolcu
Görünce dünyayı gönül verdin mi
Kimi büyük kimi böcek kimi kurt
Merak edip hiç birini sordun mu

İnsan ölür ama uruhu ölmez
Bunca mahlukat var hiç biri gülmez
Cehennem azabı zordur çekilmez
Azap çeken hayvanları gördün mü

İnsandan doğanlar insan olurlar
Hayvandan doğanlar hayvan olurlar
Hepisi de bu dünyaya gelirler
Ana haktır sen bu sırra erdin mi

Vade tekmil olup ömür dolmadan
Emanetçi emanetin almadan
Ömrünün bağının gülü solmadan
Varıp bir canana ikrar verdin mi

Garip bülbül gibi feryad ederiz
Cehalet elinde küsmü kederiz
Hep yolcuyuz böyle gelir gideriz
Dünya senin vatanın mı yurdun mu

ZÜLÜF DÖKÜLMÜŞ YÜZE

Zülüf dökülmüş yüze
Kaşlar yakışmış göze
Usandım bu candan
Dert ile geze geze

Gün doğdu aştı böyle
Gönlümüz coştu böyle
Sen orada ben burda
Ömrümüz geçti böyle

Bu ellerde gez gayri
Katip ol da yaz gayri
Bir kazma al bir kürek
Mezarımı kaz gayri





















































AŞIK MAHZUNİ ŞERİF

AŞIK MAHZUNİ ŞERİF

Hayatı ve Şiirleri1940 ‘ın başlarında, ileride ‘ Pir Sultanların ‘ ölümsüzlüğünün en büyük kanıtlarından biri olacak Mahzuni Şerif, Afşin’ in Berçenek Köyünde doğar.
1956yılında Berçeneğe gelen ilk okuldan mezun olur. Berçeneğin okulsuz yıllarında, Elbistan’ ın Alembey Köyü’ nde, Lütfü Efendi Medresesinde Kur ‘an eğtimi almış, Eski Türkçe okumuş ve yazmıştır.
1957 yılında Mersin Astsubay Okulu’ na gider. 17 yaşındayken babasının zoruyla dayısının kızı Emine ile evlenir. Bu evlilikten bir kızı olsa da Mahzuni bu evliliği bir mektupla bitirir.
1960 yılında Ankara Ordu Donatım Teknik Okulu’ nu başarıyla bitirir. Başarısının gereği Kuleli Askeri Lisesi’ ni aynı yıllarda hak etmesine karşılık, toplumculuğa ve halk edebiyatına gönül verdiği ve Alevi olduğu için ordudan ihraç edilir.
1961Ankara’da İtalyan asıllı Sovina (Suna) isimli bir kızla tanışır. Bu evlilikten Züleyha, Emrah, Ferhat adlı üç çocuğu olur. Bu yıldan itibaren, sevip gönül verdiği yoldan giderek, yüzlerce plak ve kaset yapar. Hakkında yazılan ve yazdığı kitaplar uluslararası edebi tartışmalara konu olur.
1971Mahzuni üçüncü eşi Fatma Hanım ı görür beğenir sever ve evlenir. Bu evliliklerinden Derya, Ali, Şeyda ve Yetiş adlı dört çocukları oldur. Aynı yılolan askeri darbeden sonra kurulan Nihat Erim hükümeti nin Deniz Gezmiş ve Arkadaşlarına kıymasına dayanamayıp ‘Erim Erim Eriyesin’ türküsünü patlatmasından dolayı hemen tutuklanıp dört ay cezaya çarptırılır. Tahliye olur ve yeniden tutuklanır.
1972 de Gaziantep’ deki evi kundaklandı. Ozanmız’ ın tüm ödülleri ve arşivinin yandığı söyleniyor.
1973yılında halkı suça teşvik etmekten tutuklanır. Ankara’da Sıkıyönetim Mahkemesi’nde yargılanır.
1962 – 1988 sürecinde defalarca saldırıya uğrar, evi yakılır, mahkemelik olur, tutuklanır, hapse atılır, dövülür, dişleri sökülür…
1989-1991yılları arasında ‘Halk Ozanları Derneği’ genel başkanlığını yapmıştır.1997yılının haziran ayında Almanya’da beyin kanaması geçirip, Almanya ‘nın Ulm Şehrinde tedavi görür.
1998yılında, 58 kaset sahibi olan Ozanımız, dünyanın yaşayan üç büyük ozanı arasında birinci sırayı aldı. Bir çok yabancı ülkede deyişleri değişik dillerde okunmuştur. Tüm türkülerinin yer aldıığı 8 kiyabı bulunan Ozanımız ‘ın, Bektaşı Kültürünün ve Anadolu Ezgilerinin dünyaya tanıtılmasında önemli bir yeri vardır.
2001 in başlarında rahatsızlanarak, kalp ve solunum yetmezliği nedeniyle, JFK Hospital’da yoğun bakım altına alındı. Mayıs ayında, günümüzün Pir Sultan’ı Aşık Mahzuni Şerif, bir kez daha ölümü yenmeyi başardı. Ve aynı yılın kasım ayında kendisine, ”Elhamdülüllah Kızılbaşım ve Laikim. Ben değil yedi sülalem kızılbaştır. Bir suç varsa oda dedemdedir! ” dediği için,DGM tarafından dava açıldı. Duruşma 27. 12. 01 tarihinde DGM ‘ de yapıldı.
2002 Mayıs ayının 17 si Mahzuni Severler için kara bir gün: Evli, sekiz çocuk, dört torun sahibi olan Değerli Ozanımız 62 yaşında Almanyanın Köln Şehrinde hayata gözlerini yumdu. Bu acı ana kadar O, devletin düzenini yıkmak suçundan, hala yargılanıyordu.Şu an son ikamatkahı olan Hacı Bektaş Veli Külliyesi’nin yakınındaki Çilehane adı verilen bölgede huzur içinde yatıyor.
kaynak:
http://www.welat.org/
İŞTE GİDİYORUM
İşte gidiyorum çeşmi siyahım
Önümüze dağlar sıralansa da
Sermayem derdimdir servetim ahım
Karardıkça bahtım karalansa da
Haydi dolaşalım yüce dağlarda
Dost beni bıraktı ah ile zarda
Ötmek istiyorum viran bağlarda
Ayağıma cennet kiralansa da
Bağladım canımı zülfün teline
Sen beni bıraktın elin dilinde
Güldün Mahzuni’nin berbat haline
Mervan’ın elinde parelense de



BAYRAM GÜNÜ
Bahar kış ile barışır
Güller biter bayram günü
Küskünler hak’ka varışır
Kinler biter bayram günü
İnsanın kökü derinde
Hak’kı vardır bir yerinde
Baykuşun bozgun dilinde
Bülbül öter bayram günü
Şu bizim köyler bucaklar
Bayramda dostu kucaklar
Hak’ka bakan kör ocaklar
Yanar tüter bayram günü
Der Mahzuni ahu zarım
Ahu zarım benim kârım
Hey bana küsen dostlarım
Artık yeter bayram günü



SAVULSUN GİTSİN
Ambargo mambargo dinleme gardaş
Gelin Amerika kovulsun gitsin
Üsleri müsleri çıksın burdan
Kendi toprağına savulsun gitsin
Bu herifler senden alır haşhaşı
Morfin eder sana açar savaşı
Boşuna vurmadan gardaş gardaşı
Bir bayram davulu çalınsın gitsin
Elin gavurunu boşa çagırma
Evdeki dövüşü ele duyurma
Seni senden, beni benden ayırma
Böyle bir memleket öğünsün gitsin
Bu topraklar bizimdir bizim olacak
Amerika bela buldu bulacak
Mahzuni bağımsız şehit kalacak
Yeter ki Türkiye’m dev olsun gitsin.



BULDUĞU ZAMAN
Gökte yıldız yerde ışık görülmez
Güneş doğup gündüz olduğu zaman
İnsanoğlu ara yerde sürünmez
Baş koyacak yastık bulduğu zaman
Çalışmadan yetim hakkını yeme
O kül kafan ile bilirim deme
Dağılır ordular, kalkar mahkeme
İnsanlık kavgasız kaldığı zaman
Bak ne hale koydun garip başımı
Zehir ettin ekmek ile aşımı
Boşa süslemeyin mezar taşımı
Mahzuni Şerif’ im öldüğü zaman



ZALİMİN ZULMÜ VARSA
Karamanın koyunu
sonra çıkar oyunu
Ben artık seyredemem
devrilesi boyunu
Zalımın zulmü varsa
mazlumun allahı var
Ahım seni kül eder
vallahi billahi yar
At ölür meydan kalır
yiğit ölür şan kalır
Kör olası dünyada
can gider zaman kalır
Mahzuni bu rıhtıma
yanaşıyor son gemi
Düşenin dostu olmaz
bunu unutma emi



YORGUNUM BUGÜN
Ey doktor çekil başımdan
Gönlümden yorgunum bugün
O yar bana inanmıyor
Dargınım bugün, dargınım bugün
Geçen günüm aylar gibi
Eğilmişim yaylar gibi
Coşup giden çaylar gibi
Durgunum bugün, durgunum bugün
Bu yol gider vara vara
Etrafını yara yara
Eski sevdigim dostlara
Kırgınım bugün, kırgınım bugün
Der Mahzuni bile bile
Taşa tutu beni hile
Aşık oldum azraile
Vurgunum bugün, vugunum bugün.



CANANIM
Bana yücelerden seyreden dilber
Siyah kirpiklerin ok mu cananım
İnsaf et yüzünü yüzüme dönder
Istırabın sonu yok mu cananım
Gönül sevdi benim günahım nedir
Yandım ateşine bunca senedir
Mecnun’un derdinden derdim fenadır
Bu derdin dermanı yok mu cananım
Bu dünya misaldir çatısız hana
Ebedi kalmadı şah’a sultan’a
Deryanın içinde bir damla bana
Bu da Mahzuni ‘ye çok mu cananım.



AĞLAMA
Kader böyle imiş böyle yazılmış
Gidiyorum kara gözlüm ağlama
Mezarımız gurbet ele kazılmış
Gidiyorum dudu dilim ağlama
Ceylan bakışını üzme boşuna
Kurbanlar olayım gözün yaşına
Keder yakışmıyor hilal kaşına
Gidiyorum kara gözlüm ağlama
Emanet eyledim benli kuzumu
Arkalarda koyma benim gözümü
Getir ver çalayım kırık sazımı
Gidiyorum kara gözlüm ağlama
Mahzuni Şerif ‘im yollar göründü
Garip başım dertten derde büründü
Fadime’m duvağın yerde süründü
Gidiyorum kara gözlüm ağlama.



BARIŞAK
Ömrümün serdar’ı gönlümün şah’ı
Sana bu günlerde noldu barışak
Gönderme ardımdan ahu imamı
Bahar geldi bayram oldu barışak
Ben giderim gönül senden gitmiyor
Kuru çöl’de mavi sümbül bitmiyor
Küsenlere mevlam yardım etmiyor
Ömür bitti çile doldu barışak
Kara zülüflerin dökmüş kaşına
Ben seni sevmedim boşu boşuna
Gücenmek günahtır mezar taşına
Farzet ki Mahzuni öldü barışak



GERİ DÖN
Düşündükçe kan ağlıyor gözlerim
Onbeşinde bahar günüm geri dön
Birbirini tutmaz oldu sözlerim
Nerdesin pirim benim geri dön
Göçüm kalkmış Acemistan hoyunda
Sülalem sulanmış Dersim soyunda
Dünyaya gelmiştik Zeynel soyunda
Hemen gitme tatlı canım geri dön
Varıp gidip Elbistana karışsam
Ben kimim ki Yaradanla yarışam
Mahzuni’yem kırdım isem barışam
Yandı Kerem Aslı Hanım geri dön



ÇEKER GİDERİM
Ben de bir peygamber olmuş olsaydım
Birlik tohumunu eker giderdim
Önce yasaklardım kula kulluğu
İnsan Hak’tır deyip çeker giderdim
Bakmazdım zalimin gözü yaşına
Sabıra bağlamazdım boşu boşuna
İtikat etmezdim mezar taşına
Taş yerine çiçek eker giderdim
İnsan olduğu yön kıbledir bana
Ben böyle inandım çünkü insana
Çok sebeptir diye kavgaya kana
Bütün hududları söker giderdim
Cehalet insana pusudur pusu
Kolay bilinmiyor işin doğrusu
Hocam çekmeseydi ahret korkusu
Dünyaya bal gelir şeker giderdim
Mahzuni hüner yok şah’ın tacında
Aşk yanamaz cehennemin sacında
Son isim isterse dar ağacında
İnsan der boynumu büker giderdim.



DERMANIM MI VAR
Ben de şu dünyanın nesini sevem
Ovada savrulan harmanım mı var
Çıkıp seyran edem hangi yaylayı
He deyip kalkacak dermanım mı var
Anlamaz da garip gönlüm anlamaz
Mazlum öldürünce yiğit şanlanmaz
Ağardı saçlarım sözüm dinlenmez
Benim padişahtan fermanım mı var
Pare pare etti hakim yaramı
Şaşırdım dünyamı ak mı kara mı
Der Mahzuni neyim alır harami
Benim soyulacak kervanım mı var.



DOKUNMA KEYFİNE
Dokunma keyfine yalan dünya’nın
İpini eline dolamış gider
Gözlerinin yaşı bana gizlidir
Dertliyi dertsizi sulamış gider
Kimi hızlı gider uzun yol tutar
Kimi altın satar kimi pul yutar
Kimi soğan bulmaz kimi bal yutar
Kimi parmağını yalamış gider
Mahzuni bu nasıl yazı Mahzuni
Bazen Şerif olur Bazı Mahzuni
Yurdunda anasız kuzu Mahzuni
İnsanlık ardından melemiş gider



VASİYETİM
Ben Ölünce sevenlerim toplansın
Ağlamayıp benim sesim çalsınlar
Dualar etsinler kendi dilimden
Gökyüzüne kızıl ışık salsınlar
Ankarada yüklesinler dengimi
Berçenekte başlatmıştım cengimi
Nevşehire taşısınlar rengimi
Hacı Bektaşı şeyhine dalsınlar
İnanarak gittim yüce Allaha
Hüseyinle düştüm ah ile vaha
Yanlış imam elin vurmasın daha
Bir seyitle namazımı kılsınlar
Üstüme ‘Bir Ozan Bektaşı’ yazın
Ama yazıları derince kazın
Çekem diye şu beş taşın ayazın
Ara sıra kışın beni bulsunlar
İki fidan dikin selviden olsun
Cemler yapılırken yüreğim dolsun
Bir de bostan yapın altında kalsın
At yolcular karpuz kelek alsınlar
Yakın kaldı, yakın kaldı zamanım
İşte gidiyorum kaşı kemanım
Benim sevgiydi dinim imanım
Sevenlerim beni böyle bilsinler
Can taşıyan canlı mutlaka ölür
Değişir dünyadan başka şey gelir
Benim kim olduğum yavrular bilir
Ehlibeyt dünyası sahip olsunlar
Mahzuni asalet sözüne doydum
İnsanlık adına serimi koydum
Ben Ali’yi sevdim, Ali oğluydum
Bütün sevenlerim hoşça kalsınlar.



DERMANIM MI VAR
Ben de şu dünyanın nesini sevem
Ovada savrulan harmanım mı var
Çıkıp seyran edem hangi yaylayı
He deyip kalkacak dermanım mı var
Anlamaz da garip gönlüm anlamaz
Mazlum öldürünce yiğit şanlanmaz
Ağardı saçlarım sözüm dinlenmez
Benim padişahtan fermanım mı var
Pare pare etti hakim yaramı
Şaşırdım dünyamı ak mı kara mı
Der Mahzuni neyim alır harami
Benim soyulacak kervanım mı var.



VEYSEL’E MEKTUP
Sen bu bahçelerden çok gelip geçtin
Dostlar seni unutur mu Veysel’im
Arılarla çiçeklerde inleştin
Dostlar seni unutur mu Veysel’im
Ne haktan incindin ne de incittin
Taş ile geleni gül ile ittin
Koyunu kurdunan güderek gittin
Dostlar seni unutur mu Veysel’im
Hak nurunu insanlarda aradın
Sabrı tarif ettin derde yaradın
Gönüllerde kaldın gözden ıradın
Dostlar seni unutur mu Veysel’im
Dopdoluydun gezdim dedin beyhuda
Bin göz vermiş sana Cenabı Hüda
Sen dostları unutmadın dünyada
Dostlar seni unutur mu Veysel’im
Kuru laf etmedin Mahzuni gibi
Gözünde berraktı deryanın dibi
Mustafa Kemal’in gerçek talibi
Dostlar seni unutur mu Veysel’im



EFENDİM ( Güzel Dostum )
Güzel dostum aramızda senlik benlik olur mu
Neden gönlüm sarayını tarumar ettin böyle
Bilirsin ki viranede hanedanlık olur mu
Bir nefes alayım derken, bin zarar ettim böyle
Aman aman aman güzel efendim
İkrarım sana bağlıdır efendim
Nefsim gitti sonbahara ulaştı
Seller suskun bağlar gazel efendim
Her baharda boz bulanıp, coşup coşup çağladın
Geçemedim sellerinden yollarımı bağladın
Diyarı gurbete saldın, ardım sıra ağladın
Figanı figana katıp, ahuzar ettin böyle
Aman aman aman güzel efendim
İkrarım sana bağlıdır efendim
Nefsim gitti sonbahara ulaştı
Seller suskun bağlar gazel efendim
Hey Mahzuni sevdiğimin sözünü ferman gördüm
Kuru çöllerde dolaştım, susuz değirmen gördüm
Ayaklarına yüz sürdüm, elinden derman gördüm
Kaldırıp vurdun sineme, zülfükar ettin böyle
Aman aman aman güzel efendim
İkrarım sana bağlıdır efendim
Nefsim gitti sonbahara ulaştı
Seller suskun bağlar gazel efendim

AŞIK VEYSEL


Aşık Veysel ŞATIROĞLU
Aşıklık geleneğinin unutulmaya yüz tuttuğu bir zamanda ortaya çıkan ve 20. yüzyıl Türk Halk Şiirinin önde gelen siması olarak kendini kabul ettiren Aşık Veysel Şatıroğlu, 1894 yılında Sivas İli Şarkışla İlçesinin Sivrialan Köyünde Dünyaya gelmiştir. Babası Karaca Ahmet, Annesi Gülizar Hatundur. Yedi yaşına kadar akranları gibi sağlam ve gürbüz olan Veysel bu yaşta yakalandığı çiçek hastalığı sonucu sol gözünü kaybeder. Hastalıktan etkilenen sağ gözüne perde iner. Bu gözü ile nisbeten görebilirken, sağım esnasında annesini beklemekteyken ineğin vurması sonucu sağ gözünü de tamamen kaybeder.

Karanlık ve ızdırapla tanışan Veyseli düştüğü boşluktan kurtarmaya çalışan Baba Karaca Ahmet, oğlunu 10 yaşında bağlama ile tanıştırır. İlk dersini köylüleri Molla Hüseyinden daha sonra da baba dostu Çamşıhlı Ali Ağadan alan Veysel 1933 yılına kadar Pirsultan Abdal, Aşık Kerem, Karacaoğlan, Yunus Emre ve Emrah gibi tanınmış ustaların eserlerini çalıp söyler. Yıllar geçmektedir. 1919 yılında 25 yaşında ilk evliliğini yapar. İki yıl aradan sonra annesi ve babasını kısa aralıklarla kaybetmesi onu derin acılara ve çaresizliğe sürükler. Sonrasında eşinin de kendisini terketmesiyle Veysel daha da yıkılır. 1921 yılında hayatını ikinci eşi Gülizar Hanımla birleştiren genç Veyselin bu evliliğinden ikisi erkek altı çocuğu olur.

Ömrü yoksulluk ve çilelerle geçen Veysel, köyünden ilk defa ayrıldığı 1933 yılında Sivas Aşıklar Bayramına katılır. “Türkiyenin İhyası Hazreti Gazi” Şiiriyle dikkat çeker. Ahmet Kutsi Tecerin ilgisine mazhar olan Veysel, Köy Enstitülerinde bir süre saz öğretmenliği yapar. Bu yıllar hasret şiirlerinin birikimini oluşturur.

Şiirlerinde birlik ve bütünlük mesajları veren, bilim ve teknolojiyi önemseyip benimseyen Veysel, özünde ve sözünde samimidir. Karanlıklar dünyasından aydınlıklar çıkarırken sevecendir. Sadık yarim dediği kara toprakta yeşerttikleriyle murada eren Veysel, bilinçli bir ziraatçidir.

Yarım yüzyıldan fazla sanatına gönül vermiş olması karşılıksız bırakılmamıştır. 1965 yılında TBMM Ana Dilimiz ve Milli Birliğimize katkılarından dolayı özel kanunla Vatan Hizmet tertibinden Ona maaş bağlamıştır.

Aşık Veysel 21 Mart 1973 tarihinde sadık yari kara toprakla kucaklaşarak aramızdan ayrılmıştır.
Hayal Bana Yakın Yar Bana Uzak
Hayal bana yakın yar bana uzak hthttptp://ufoss.com
Sevdası başıma dolanır gitmez
Aşkına düşeli yar bana uzak
Yüz bin öğüt versen biri kar etmez
Senin aşkın beni kıldı urusvay
Düşmüşüm peşinde koşarım hay hay
Kabul et kapında beni de kul say
Dost yoluna ölür aşık ar etmez
Ey beni bu derde giriftar eden
Eski muhabbeti kaldırdın neden
Gönül ister kavuşmayı ölmeden
Gül olmasa bülbül ah u zar etmez
Beni yakan yansın aşkın narına
Gönül düştü bir zalimin toruna
Bakmaz mısın bu VEYSELin zarına
Ah çeker ağlarım yar elim yetmez.
Gel Birlik Kavline Girelim Kardeş
İtimat edersen benim sözüme
Gel birlik kavline girelim kardaş
Birlik çok tatlıdır, benzer üzüme
İçip şerbetini duralım kardaş.
Son verelim iftiraya bühtana
Kardeşane sevişelim can cana
Elbirlikle çalışalım vatana
Çok okul, fabrika kuralım kardaş.
Yürüyelim Atatürkün izine
Boş verelim bozguncular sözüne
Göz atalım şu dünyanın hızına
Yürüyüp hedefe varalım kardaş.
Veyselin sözleri kanun dışı mı?
Mantığa uymazsa kesin başımı http://ufoss.com
Bana düşman etmiş vatandaşımı
Sebebi ne ise soralım kardaş.
Sen Bir Ceylan Olsan Ben de Bir Avcı
Sen bir ceylan olsan ben de avcı
Avlasam çöllerde saz ile seni
Bulunmaz dermanı yoktur ilacı
Vursam yaralasam söz ile seni.
Kurulma sevdiğim gözelim deyin
Bağlanma karayı alları geyin
Ben bir çoban olsam sen de bir koyun
Beslesem elimde tuz ile seni.
Koyun olsan atlatırdım yaylada
Tellerini yoldurmazdım hoyrada
Balık olsan takla dönsen deryada
Düşersem toruma hız ile seni.
Veysel der ismini koymam dilimden
Ayrı düştüm vatanımdan ilimden
Kuş olsan da kurtulmazdın elimden
Eğer görsem idi göz ile seni.
Beserek Dağı
Arzusun çektiğim Beserek Dağı
Elvan elvan çiçeklerin açtı mı?
Çevre yanın güzellerin otağı,
Bizim eller yaylasına göçtü mü?
Güney tarafında Kurban Pınarı,
Kalktı mı Mezarlı Boyunun karı?
Garip öter meşeliğin kuşları,
Yavru şahin yuvasından uçtu mu?
Yeşil atlas giymiş dağlar süslemiş,
Mescit köyü eteğine yaslanmış,
Şeme Dağı, duman olmuş puslanmış,
Sivralana nuru rahmet saçtı mı?
Zaman gelip göçler geri dönerken,
Güzellerin yaylasından inerken,
Dilberler doldurup bade sunarken,
Veysel Şatır, hatırlara düştü mü?
Ağlayalım Atatürk’e
Ağlayalım Atatürk’e
Bütün dünya kan ağladı,
Süleyman olmuştu mülke,
Geldi ecel, can ağladı,
Atatürkün eserleri,
Söyleyecek bundan geri,
Bütün dünyanın her yeri
Ah çekti, vatan ağladı.
Bu ne kuvvet, bu ne kudret,
Var idi bunda bir hikmet
Bütün Türkler, İnönü İsmet,
Gözlerinden kan ağladı.
Uzatma Veysel bu sözü
Dayanmaz herkesin özü,
Koruyalım yurdumuzu,
Dost değil, düşman ağladı.
Sazıma
Ben gidersem sazım sen kal dünyada
Gizli sırlarımı aşikar etme.
Lal olsun dillerin söyleme yada
Garip bülbül gibi ah ü zar etme.
Bahçede dut iken bilmezdin sazı,
Bülbül konar mıydı dalına bazı,
Hangi kuştan aldın, sen bu avazı,
Söyle doğrusunu, gel inkar etme.
Benim her derdime ortak sen oldun,
Ağlarsam ağladın, gülersem güldün,
Sazım bu sesleri turnadan maldın
Pençe vurup sarı teli sızlatma.
Sen petek misali, Veysel de arı
İnleşir beraber yapardık balı,
Ben bir insanoğlu, sen bir dut dalı
Ben babamı, sen ustanı unutma.
Kardeşim
Beni hor görme kardeşim
Sen altınsın ben tunç muyum?
Aynı vardan var olmuşuz
Sen gümüşsün ben saç mıyım?
Ne var ise sende bende
Aynı varlık her bedende
Yarın mezara girende
Sen toksun da ben aç mıyım?
Topraktandır cümle beden
Nefsini öldür ölmeden
Böyle emretmiş yaradan
Sen kalemsin ben uç muyum?
Tabiata Veysel aşık
Topraktan olduk, kardaşık.
Aynı yolcuyuz yoldaşık
Sen yolcusun ben bac mıyım?
Hacı Bektaş
Medet mürvet deyip kapına geldim,
İsteğim, dileğim ver Hacı Bektaş,
İndim eşiğine yüzümü sürdüm,
Kusurum, günahım var Hacı Bektaş.
Horasandan ayak bastın Uruma
Mucizeler şahit oldu pirime
Bak şu vaziyete, bak şu duruma
Eşin yok cihanda bir Hacı Bektaş.
Geçmem dedin duvarımda sinekten
Yalan sadır olmaz ervah-ı pakten,
Sana inanmışım ervahtan kökten
Sana inanmayan kör, Hacı Bektaş.
Sana yalvarıyor Veysel biçare,
Yine senden olur her derde çare,
Bir arzuhal sundum gani Hünkare
Keremin, ihsanın bol Hacı Bektaş.
Güzelliğin On Para Etmez
Güzelliğin on paretmez
Bu bendeki aşk olmasa
Eğlenecek yer bulaman
Gönlümdeki köşk olmasa.
Kim okurdu kim yazardı
Bu düğümü kim çözerdi
Koyun kurt ile gezerdi
Fikir başka başkolmasa.
Güzel yüzün görülmezdi
Bu aşk bende dirilmezdi
Güle kıymet verilmezdi
Aşık ve maşuk olmasa.
Senden aldım bu feryadı
Bu imiş dünyanın tadı
Anılmazdı Veysel adı
O sana aşık olmasa.
DOSTLAR BENİ HATIRLASIN
Ben giderim adım kalır
Dostlar beni hatırlasın
Düğün olur bayram gelir
Dostlar beni hatırlasın
Can bedenden ayrılacak
Tütmez baca yanmaz ocak
Selam olsun kucak kucak
Dostlar beni hatırlasın
Açar solar türlü çiçek
Kimler gülmüş kim gülecek
Murat yalan, ölüm gerçek
Dostlar beni hatırlasın
Gün ikindi akşam olur
Gör ki başa neler gelir
Veysel gider adı kalır
Dostlar beni hatırlasın
——————————————————————————–
ALA GÖZLÜ BENLİ DİLBER
Ala gözlü benli dilber
Bir gün gelsen bize doğru
Seni sevdim can ü dilden
Çekme kendini naza doğru
Ne pervam var ne de perdem
Sanma beni hali bir dem
Söyler seni teller her dem
Kulak versen saza doğru
Aşığa zülfükar isen
Gülşende güle zar isen
Hakikatli bir yâr isen
Ben geleyim size doğru
Gönülleri bir edelim
Gayrileri biz nidelim
İkimiz de bir gidelim
Yürüyelim ize doğru
Bir gün için feryadı zar
Bülbül eder her dem seher
Aç sinemi gel gör ne var
Arttı derdim yüze doğru
Kafi derdim bir derd katma
Veysel’i yabana atma
Kerem eyle çok uzatma
Kavuşalım yaza doğru
——————————————————————————–
SEN BİR CEYLAN OLSAN
Sen bir ceylan olsan ben de bir avcı
Avlasam çöllerde saz ile seni
Bulunmaz dermanı yoktur ilacı
Vursam yaralasam söz ile seni
Kurulma sevdiğim güzelim deyin
Bağlanma karayı alları geyin
Ben bir çoban olsam sen de bir koyun
Seslesem elimde tuz ile seni
Koyun olsan otlatırdım yaylada
Tellerini yoldurmazdım hoyrada
Balık olsan takla dönsen deryada
Düşürsem toruma bez ile seni
Veysel der ismini koymam dilimden
Ayrı düştüm vatanımdan ilimden
Kuş olsan da kurtulmazdın elimden
Eğer görsem idi göz ile seni
——————————————————————————–
YUMMA GÖZÜN KÖR GİBİ
Kambur felek sanki beni kayırdı
Eşten dosttan nazlı yardan ayırdı
Gizli sırrım memlekete duyurdu
Sanki benim bir ettiğim var gibi
Kimine at vermiş eştirir gezer
Kimine aşk vermiş coşturur gezer
Kimine mal vermez koşturur gezer
Sanki bunu zengin etmek zor gibi
Bir kısmına yayla vermiş köy vermiş
Bir kısmına büyük büyük pay vermiş
Sevdiğine güzellikle boy vermiş
Al yanaklar şule verir nur gibi
Birinin aklı yok deli divane
Bir kısmı muhtaçtır acı soğana
Bir kısmını zengin etmiş yan yana
Şimdi kendi saklanıyor sır gibi
Kimine saz vermiş çalar eğlenir
Kimi zevk içinde güler eğlenir
Veysel gözyaşlarını siler eğlenir
Yeter gayri yumma gözün kör gibi
——————————————————————————–
UZUN İNCE BİR YOLDAYIM
Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldeyim
Gidiyorum gündüz gece
Dünyaya geldiğim anda
Yürüdüm aynı zamanda
İki kapılı bir handa
Gidiyorum gündüz gece
Uykuda dahi yürüyorum
Kalmaya sebeb arıyorum
Gidenleri hep görüyorum
Gidiyorum gündüz gece
Kırkdokuz yıl bu yollarda
Ovada dağda çöllerde
Düşmüşüm gurbet ellerde
Gidiyorum gündüz gece
Şaşar Veysel işbu hale
Gah ağlaya gahi güle
Erişmek için menzile
Gidiyorum gündüz gece
——————————————————————————–
SON ŞİİRİ
Selam saygı hepinize
Gelmez yola gidiyorum
Ne şehire ne de köye
Gelmez yola gidiyorum
Gemi bekliyor limanda
Gideceğim bir ummanda
Gözüm kalmadı cihanda
Gelmez yola gidiyorum
Eşim dostum yavrularım
İşte benim sonbaharım
Veysel karanlık yollarım
Gelmez yola gidiyorum
——————————————————————————–
BEN GİDERİM SAZIM SEN KAL DÜNYADA
Ben giderim sazım sen kal dünyada
Gizli sırlarımı aşikar etme
Lâl olsun dillerin söyleme yada
Garip bülbül gibi ah ü zar etme
Gizli dertlerimi sana anlattım
Çalıştım sesimi sesine kattım
Bebe gibi kollarımda yaylattım
Hayali hatır et beni unutma
Bahçede dut iken bilmezdin sazı
Bülbül konar mıydı dalına bazı
Hangi kuştan aldın sen bu avazı
Söyle doğrusunu gel inkar etme
Benim her derdime ortak sen oldun
Ağlarsam ağladın gülersem güldün
Sazım bu sesleri turnadan m’aldın
Pençe vurup sarı teli sızlatma
Ay geçer yıl geçer uzarsa ara
Giyin kara libas yaslan duvara
Yanından göğsünden açılır yara
Yâr gelmezse yaraların elletme
Sen petek misali Veysel de arı
İnleşir beraber yapardık balı
Ben bir insanoğlu sen bir dut dalı
Ben babamı sen ustanı unutma
——————————————————————————–
BENİM SADIK YÂRİM KARA TOPRAKTIR
Dost dost diye nicelerine sarıldım
Benim sadık yârim kara topraktır
Beyhude dolandım boşa yoruldum
Benim sadık yârim kara topraktır
Nice güzellere baılandım kaldım
Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum
Her türlü isteğim topraktan aldım
Benim sadık yârim kara topraktır
Koyun verdi kuzu verdi süt verdi
Yemek verdi ekmek verdi et verdi
Kazma ile döğmeyince kıt verdi
Benim sadık yârim kara topraktır
Ademden bu deme neslim getirdi
Bana türlü türlü meyva yetirdi
Her gün beni tepesinde götürdü
Benim sadık yârim kara topraktır
Karnın yardım kazmayınan belinen
Yüzün yırttim tırnağınan elinen
Yine beni karşıladı gülünen
Benim sadık yârim kara topraktır
İşkence yaptıkça bana gülerdi
Bunda yalan yoktur herkes de gördü
Bir çekirdek verdim dört bostan verdi
Benim sadık yârim kara topraktır
Havaya bakarsam hava alırım
Toprağa bakarsam dua alırım
Topraktan ayrılsam nerde kalırım
Benim sadık yârim kara topraktır
Dileğin var ise Allah’tan
Almak için uzak gitme topraktan
Comertlik toprağa verilmiş Hak’tan
Benim sadık yârim kara topraktır
Hakikat ararsan açık bir nokta
Allah kula yakın kul Allaha
Hak’kın hazinesi gizli toprakta
Benim sadık yârim kara topraktır
Bütün kusurlarım toprak gizliyor
Merhem çalıp yaralarım düzlüyor
Kolun açmış yollarımı gözlüyor
Benim sadık yârim kara topraktır
Herkim olursa bu sırra mazhar
Dünyaya bırakır ölmez bir eser
Gün gelir Veysel’i bağrına basar
Benim sadık yârim kara topraktır
——————————————————————————–
GÜZELLİĞİN ON PAR’ETMEZ
Güzelliğin on par’etmez
Bu bendeki aşk olmasa
Eğlenecek yer bulaman
Gönlümdeki köşk olmasa
Tabirin sığmaz kaleme
Derdin dermandir yareme
İsmin yayılmaz aleme
Aşıklarda meşk olmasa
Kim okurdu kim yazardı
Bu düğümü kim çözerdi
Koyun kurt ile gezerdi
Fikri başka başk’olmasa
Güzel yüzün görülmezdi
Bu aşk bende dirilmezdi
Güle kıymet verilmezdi
Aşık ve maşuk olmasa
Senden aldım bu feryadı
Bu imiş dünyanın tadı
Anılmazdı Veysel adı
O sana aşık olmasa
——————————————————————————–
GÖNÜL SANA NASİHATIM
Gönül sana nasihatim
Çağrılmazsan varma gönül
Seni sevmezse bir güzel
Bağlanıp da durma gönül
Ne gezersin Şam’ı Şark’ı
Yok mu sende hiç bir korku
Terkedersin evi barkı
Beni boşa yorma gönül
Yorulursun gitme yaya
Hükmedersin güne aya
Aşk denilen bir deryaya
Çıkamazsın girme gönül
Ben kocadım sen genceldin
Başa bela nerden geldin
Kahi indin kah yükseldin
Şimdi oldun turna gönül
Bazı zengin bazı züğürt
Bazı usta bazı sağırd
Bazı koyun bazı aç kurt
Her irenekten derme gönül
Veysel gönülden ayrılmaz
Kahi bilir kahi bilmez
Yalan dünya yârsiz olmaz
İster saçı sırma gönül
——————————————————————————–
BU ALEMİ GÖREN SENSİN
Bu alemi gören sensin
Yok gözünde perde senin
Haksıza yol veren sensin
Yok mu suçun burda senin
Kainatı sen yarattın
Herşeyi yoktan var ettin
Beni çıplak dışar’attın
Cömertliğin nerde senin
Evli misin ergen misin
Eşin yoktur bir sen misin
Çarkı sema nur sen misin
Bu balkıyan nur da senin
Kilisede despot keşiş
İsa Allahın oğlu demiş
Meryam Ana neyin imiş
Bu işin var bir de senin
Kimden korktun da gizlendin
Çok arandın çok izlendin
Göster yüzünü çok nazlandın
Yüzün mahrem ferde senin
Binbir ismin bir cismin var
Oğlun kızın ne hısmın var
Her bir irenkte resmin var
Nerde baksam orda senin
Türlü türlü dillerin var
Ne acayip hallerin var
Ne karanlık yolların var
Sırat köprün nerde senin
Ademi sürdün bakmadın
Cennette de bırakmadın
Şeytanı niçin yakmadın
Cehennemin var da senin
Veysel neden aklın ermez
Uzun kısa dilin durmaz
Eller tutmaz gözler görmez
Bu acayip sır da senin
——————————————————————————–
HAYALİ KARŞIMA GELDİ BU GECE
Bilmem hayal miydi yoksa düş müydü
Gönül arzusunu buldu bu gece
Yalın kılıç mıydı bir ateş miydi
İçerim koz ile doldu bu gece
Bilemedim gece ile gündüzü
Seçemedim güneş ile yıldızı
Mestane gözleri mestetti bizi
Aklımı başımdan aldı bu gece
Mah yüzüne bakma ile doyulmaz
Sıra sıra benleri var sayılmaz
Aşk meyinden içen aşık ayılmaz
Bilemedim bana noldu bu gece
Durmaz yanar gerçeklerin çırağı
Yakın olur ehl-i aşkın ırağı
Gölköy oldu Veysel’lerin durağı
Hayali karşıma geldi bu gece
——————————————————————————–
ANAMA
Dokuz ay koynunda gezdirdi beni
Ne cefalar çekti ne etti anam
Acı tatlı zahmetime katlandı
Uçurdu yuvadan yürüttü anam
Anaların hakki kolay ödenmez
Analara ne yakışmaz ne denmez
Kan uykudan gece kalkar gücenmez
Emzirdi salladı uyuttu anam
Doğurdu beni Sivas ilinde
Sivralan Köyünde tarla yolunda
Azığı sırtında orak elinde
Taşlı tarlalarda avuttu anam
Ben yürürdüm anam bakar gülerdi
Huysuzluk edersem kalkar döverdi
Hemen kucaklayıp okşar severdi
Çirkin huylarımı soyuttu anam
Çocuğudum anam bana ders verdi
Okumamı çalışmamı ön gördü
Milletine bağlı ol da dur derdi
Vatan sevgisini giyitti anam
Tükenmez borcum var anama benim
Onun varlığından oldu bedenim
Kimi köylü kızı kimisi hanım
Ta ezel tarihte kayıtlı anam
Veysel der kopar mi analar bağı
Analar doğurmuş ağayı beyi
İşte budur sözlerimin gerçeği
Okuttu öğretti büyüttü anam
——————————————————————————–
KARA KAŞ ALTINDA ELA GÖZ OLSAM
Her sabah her sabah suya giderken
Yâr yolunda toprak olsam toz olsam
Bakıp dört köşeyi seyran ederken
Kara kaş altında ela göz olsam
Uğrunu uğrunu giderken yola
Nice dilsizleri getirir dile
Gövel ördek gibi inerken göle
Ya bir şahin olsam ya bir baz olsam
Veysel ördek olsun sen de göl yârim
Yeter artık kerem eyle gel yârim
Lale sümbül mor menekşe gül yârim
Sen bir çiçek olsan ben bir yaz olsam
——————————————————————————–
ANLATAMAM DERDİMİ DERTSİZ İNSANA
Anlatamam derdimi dertsiz insana
Dert çekmeyen dert kıymetini bilemez
Derdim bana derman imiş bilmedim
Hiç bir zaman gül dikensiz olamaz
Gülü yetiştirir dikenli çalı
Arı her çicekten yapıyor balı
Kişi sabır ile bulur kemali
Sabretmeyen maksudunu bulamaz
Ah çeker aşıklar ağlar zarınan
Yüce dağlar şöhret bulmuş karınan
Çağlar deli gönül ırmaklarınan
Ağlar ağlar göz yaşını silemez
Veysel günler geçti yaş altmış oldu
Döküldü yaprağım güllerim soldu
Gemi yükün aldı gam ilen doldu
Harekete kimse mani olamaz

DADALOĞLU..

DADALOĞLU

Hayatı ve Şiirleri
19′uncu yüzyılda yaşadı. Asıl adı Veli. Türkmen aşıklarının önde gelenlerinden. Kul Mustafa mahlasını kullanan Aşık Musa’nın oğlu. Az da olsa eğitim aldı. Avşar beylerinden Küçük Alioğlu ile Kozanoğlu’nun yanında imamlık, katiplik yaptı. Şiirlerinde göçerlik koşullarını, döneminde orta Anadolu’da hüküm süren aşiret kavgaları ve aşiretlerin Osmanlı ile savaşlarını yansıtır. Dili Anadolu Türkmen boylarının kullandığı halk Türkçesidir. Asıl ününü kavga türküleri ile yaptı. Yüz kadar şiiri sözlü kaynaklardan derlenerek günümüze kadar ulaştı.
 
ASLIMI SORARSAN AVŞAR SOYUNDAN

Aslımı sorarsan Avşar soyundan
Ayrı düştüm aşiretten beyimden
Pınarbaşı'ndan da beş yüz evinen
Çıkıp da cana kıyanlardanım

Çekerim çileyi böyl'olsun bugün
Alırım mı sandın şol Kozan Dağın
Biz bir kurt idik de Bozoklu köyün
Ürkütüp sürüsün yiyenlerdenim

Dadaloğlum der de böyle olmazdım
Gördüğüm günlerin birini görmezdim
Kavga kızışınca geri durmazdım
Meydanda kardaşa kıyanlardanım





HER SABAH SEYRAN GEZERKEN

Her sabah, her sabah seyran gezerken
Iras geldim selvi boylu fidana
Top top olmuş kirpikleri bölünmüş
Hoş benzettim samur kaşlar kemana

Al yanağın elmas m'ola kar m'ola
Capraz vurmuş düğmeleri dar m'ola
Acep mislin şu cihanda var m'ola
İnsem gitsem Hindistan'a Yemen'e

Eliftir kirpiği İra'dır kaşı
Bu güzellik sana Mevla bağışı
Arasam cihanda bulunmaz eşi
Hiç mislin gelmemiş devr-i zamana

Dadaloğlum der de, hûbların hası
Ferhat'ın Şirin'i Mecnun Leyla'sı
Aklım eğlencesi gönlüm yaylasi
Bir yel esti başımdaki dumana


KALKTI GÖÇ EYLEDİ AVŞAR ELLERİ

Kalktı göç eyledi Avşar elleri
Ağır ağır giden eller bizimdir
Arap atlar yakın eder ırağı
Yüce dağdan aşan yollar bizimdir

Belimizde kılıcımız Kirmani
Taşı deler mızrağımın temreni
Hakkımızda devlet etmiş fermanı
Ferman padişahın, dağlar bizimdir

Dadaloğlu'm birgün kavga kurulur
Öter tüfek davlumbazlar vurulur
Nice koçyiğitler yere serilir
Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir





YEDİ İKLİM DÖRT KÖŞEYİ DOLANDIM

Yedi iklim dört köşeyi dolandım
Meğer dünya her tarafta bir imiş
Ben dünyayi Al'Osman'ın sanırdım
Meğer dünya yüz sultanlık yer imiş

İrili ufaklı insan piç oldu
Onlar doğdu geçinmesi güç oldu
Altı Arap atı şahbaz nic'oldu
Mamur sandım yalan dünya çürümüş

Okuduğun tutmaz oldu alimler
Kalktı da adalet arttı zulümler
Terlemeden mal kazanan zalimler
Can verirken soluması zor imiş

Kulak verdim dört koşeyi dinledim
Meğer gıybetimi eden coğ imiş
Çok yaşayıp mihnet ile ölmeden
Az yaşayıp dem sürmesi yeğ imiş

Dadaloğlu'm der ki sözüm vasiyet
Benim sözümü dinleyene nasihat
Besmelesiz kazanılan piç evlat
O da dünyada ziyankar imiş


YİNE TUTTU GAVUR DAĞ'IN BORANI

Yine tuttu Gavur Dağ'ın boranı
Hançer vurup açarlardı yaramı
Sana derim Mıstık Paşa ereni
İçindeki bunca beyler nic'oldu

Sabahaca kandilleri yanardı
Soytarılar fırıl fırıl dönerdi
Ha deyince beşyüz atlı binerdi
Sana inip konan beyler nic'oldu

Ağlayı ağlayı Dadal'ım söyler
Vefasız dünyayı şu insan n'eyler
Bir yiğidi bir kötüye kul eyler
Şimd'en sonra yaşaması güç oldu


YÜCE DAĞ BAŞINDA KAMBER TAY OLUR

Yuce dağ başında Kamber tay olur
Korkarım ki emeklerim zay'olur
Sevda sevda derler üç beş ay olur
Bizim sevda senesini doldurur

Arkını yaptım da suyu akmıyor
Kahpe felek hiç yüzüme bakmıyor
Çok yuva bekledim cücük çıkmıyor
Boş yuva bekleyen yoz kuşa döndüm

Şu felekle bir oyuncak oynadım
Oynadım da oyunumda yenildim
Farzını kıldım sünnetinde yanıldım
Beş vakit namazı kılmışa döndüm

Der Dadaloğlum da nedip n'etmeli
Sözlerimi birem birem tutmalı
Mirasçıya kalacak malı n'etmeli
Üç beş oğlan olmadıktan gerü


SANA DERİM HASAN KALESİ

Sana derim Hasan Kalesi sana
Alt yanında döğüş oldu, yön oldu
Yiğit olan yiğit çıktı meydana
Koç yiğitler arap ata bin oldu.

Akşamki gördüğüm şu kara düşler
Hesaba gelmedi kesilen başlar
Eyerlen atımı küçük kardaşlar
Hünkâr tarafından bize gel oldu.

Akşamınan ikindinin arası
Aldı beni şu düşmanın yarası
Ecel geldi ölmemizin sırası
Ağladı el-oba gözü kan oldu,

Dadaloğlu'm der ki belim büküldü
Gözümün cevheri yere döküldü
Üçyüz atlı ile cenge çıkıldı
Yüzü geldi iki yüzü dön oldu.


ILGIT ILGIT SEHER YELİ ESİYOR

Ilgıt, ılgıt seher yeli esiyor
Gâvur dağlarının başı dumanlı.
Gönül binmiş aşk atına aşıyor
Bire beyler cünunluğun zamanı mı?

Aşağıdan iskân evi gelince
Sararıp da gül benzimiz solunca
Malım mülküm seyfi gözlüm kalınca
Kaypak Osmanlılar size aman mı?

Aşağıdan iskan evi geliyor
Bezirgânlar koç yiğide gülüyor
Kitabın dediği günler oluyor
Yoksa devir döndü âhir zaman mı?

Aşağıda akça çığın ötünce
Katar başı mayaların sökünce
Şahlan ferman Türkmen ili göçünce
Daha da hey Osmanlı'ya aman mı?

Dadaloğlu'm sevdası var başımda
Gündüz hayalimde, gece düşümde
Alışkan tüfekle dağlar başında
Azrail'den başkasına aman mı?


KOŞMA

Çıktım yücesine seyran eyledim
Cebel önü çayır çimen görünür.
Bir firkat geldi ki coştum ağladım
Al yeşil bahçeli Kaman görünür.

Şaştım hey Allah'ım ben de pek şaştım
Devrettim Akdağ'ı Bozok'a düştüm
Yozgat'ın üstünde bir ateş seçtim
Yanar oylum oylum duman görünür.

Biter Kırşehir'in gülleri biter
Çığrışır dalında bülbüller öter
Ufacık güzeller hep yeni yeter
Güzelin kaşında keman görünür.

Gönül arzuladı Niğde'yi, Boru
Gün günden artmakta yiğidin zârı
Çifte bedestanlı koca Kayseri
Erciyaş karşısında yaman görünür.

Dadaloğlu'm da der zatından zatı
Çekin eyerleyin gökçe kır atı
Göçmek değil bizim ilin muradı
Ak yâre gitmemiz güman görünür.